Günaydın Canım
Sabah oldu canım uyan. Gözbebeklerini görmek istiyorum. Yeni bir gün, yeni bir ten, yeni heyecanlar demek isterdim yüreğim sıkışmış sana bakmaya doyamamanın
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Sabah oldu canım uyan. Gözbebeklerini görmek istiyorum. Yeni bir gün, yeni bir ten, yeni heyecanlar demek isterdim yüreğim sıkışmış sana bakmaya doyamamanın
Bu öykü; birbiriyle hiç alakası ve benzerliği olmayan iki kadının yollarının rastgele çakışması yani tamamen bir tesadüfün sayesinde yazılmıştır ve bu evrende hiçbir şey tesadüf değildir.
Sanırım tan ağarmakta. Beni yıkıntılarımın içinden çekip bir bütün halinde yere fırlatıyor N. İnfaz tarihim ikiye bölünmüş. Büyük yargıç M. hücrede fazla beslendiğimi düşünmüş olsa ki
Açık kalan gözlerimi hareket ettiremiyor olmama karşın, sabitlendiği bölgeyi rahatlıkla görebiliyorum ve penceremin dışında tüm hızıyla akmayı sürdüren hayata dair seslerden tutun da evin mutfağı ve tuvaletinde bir delikten diğerine koşuşturan farelerin çıkardıkları tıkırtılara kadar herşeyi duyabiliyorum.
Bugün iyice anladım mevsimin döndüğünü, erkenden attım kendimi dışarılara. Babam arkamdan babacan babacan seslenedursun...
Küçük kızı yıllardır izliyordum ,bu hikayenin baş kahramanı olmayı çoktan haketmişti. Vazgeçilmişliğin ve unutulmuşluğun eşiğinde küçük bir yürek... Duygu sömürüsünden uzak , çocukça bir bakış açısıyla depresyona sığınan annesine sıraladığı kelime oyunları... Ezberbozan çocukluk hallerinizi bir de bu küçük kızın sözcüklerinden dinlemeye ne dersiniz?
Sessizlik icinde yasami sulayan gokyuzu ve doganin binbir guzelikleriyle bas basayim gece saat kac bilmem hava serin olsa da gece ve uyutmayan zaman anin karanligina kucak acmis hic ses yok kuslar var, hafif esen ruzgar var birde sicaktan soguga gecis yapan aletler var.
Belediyedeki görevine başlayalı henüz birkaç gün olmuştu. Gelen gidenler, tebrik ziyaretleri, bütün gününü alıyordu.
Bak bunu sana pek söylemezdim ama, çok güzeldin, çok güzel... Dipdiri ve yumuşacık. Sana baktıkça kendi bedenimden iğreniyordum ben ve sana ayak uyduramadığımdandı bütün huysuzluğum.
Yollar aktı yine. Yürüdü sessiz ve anlayışlı. Kitaplar mı bitmişti? Okumaktan mı sıkılmıştı yoksa? Yeterince yaşamıştı yalnız. İnsan bir kere gerçekten yaşamaya görsün. Hayallere dayanamaz.
Yer, gök, kış, kıyamet. Günler kısaydı; hemencecik akşam oluvermişti işte. Ev ile ahır arasında mekik dokuyordum. Bir Canıman’ı, bir de atı yokluyordum. Ata suyunu, yemini verip tekrar kızın yanına koştum. Çocuğun öksürüğü devam ediyordu. Anası yakama yapıştı; daha ne bekliyorsun, ölsün mü istiyorsun diye bağırdı.
Abdullah Harmancı’nın öykü kitabı Ertesi Dünya elimde tramvaya biniyorum. Eve en kolay, en kestirme, en kısa sürede ulaşmayı düşündüğümde hep tramvayı kullanırım. Nedense bana hep çabuk ulaşacağımı fısıldayan bir ses tramvay durağını işaret eder.
Akşama yakın bir zaman, hafta sonu; cumartesi çarşı merkezi kum gibi insan
ıssız, ıpıssız bir adada, yaşamın kıyısında bir yerlerdeyim. açıklardan gemiler geçiyor irili ufaklı, görüyorum. el sallasam görecek, bağırsam duyacaklar belki; ama fark edilmek, fark edilip buradan kurtulabilmek için çaba göstermeyi çoktan bıraktım. sonsuza dek burada kalabilirim.