Yalnız Balıkçı
Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde çok yakınımızda ama bilmediğimiz bir yerde, küçük bir deniz kasabasında yalnız bir balıkçı yaşarmış.
"Gelecek, her zaman bugünmüş gibi davranır, ta ki biz onu bozup düne çevirene kadar." - Terry Pratchett (Kurgusal)"
"Gelecek, her zaman bugünmüş gibi davranır, ta ki biz onu bozup düne çevirene kadar." - Terry Pratchett (Kurgusal)"
Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde çok yakınımızda ama bilmediğimiz bir yerde, küçük bir deniz kasabasında yalnız bir balıkçı yaşarmış.
Çarıkdan soğukuyu, gıslavet den iskarpin ayakkabılara geçilmeye başlanmıştır.
Tabiki bu geçişler belli bir sancılı süreçlerin ürünüdürler, hele de köyde iseniz.
Köyde belli insanlar vardır ki o köyleri onlarsız düşünmek mümkün değildir.
Öykümüzdeki kişide bunlardan birisidir. Olay 60'lı yılların ortasında geçen gerçek bir
1890 tarihli bir yazı. Türk Halk anlatıları üzerine bir değerlendirmeyi içermektedir.
Yeniyıl yaklaşırken bazı şeyleri artık öğrenecek yaşa geldiğinizi farkettim.
\- Nasıl da kocaman oldular be yav!.. Te te bu kadardılar, belime bile gelmezlerdi be yaa... Kimbilir daha ne kadar burda kalacak bunlar? diye övgüyle bitirir. Bitirir ama ben her zaman onun bu dünyada kalıcı birşeyler bırakmış olmanın huzurunu yaşadığını düşünürüm.
Zekaralin Ali galdırır gollarını havıya, galkar ayağa.... Pıışşşşşşt...... .....
... Eşşek bi yana... Zekere emmi yere...
Habedekiler saçılır ortıya... almalar, portakallar etrafda...
Toz duman olmuş ortalık....
Çevrenin tüm çocukları, elmaların peşine...
Ayşe Teyze artık yaşlanmıştı ama hala güçlü görünüyordu.Yaşam şartları onu böyle güçlü kalmaya zorluyordu.Çocukları ve torunları vardı.Ama eskiden ne hayaller kurmuştu.Öğretmen olmak istiyordu hep.Fakat okuyamamıştı işte.Zaten oradaki kız çocuklarının kad
Yatağımda yatan diğer bedenin uyarısıyla uyandım uykumdan; sabah olmadığını üstelik olağanüstü bir şeyler olduğunu da uyanır uyanmaz fark ettim. Dışardan, içerden, yanımdaki bedenden gelen sesler, hepsi anlatmakta farklı ve kötü şeylerin olduğunu ve duman tabi ki en başta anlatmakta, tüm boğuculuyla hissettirmekte olanları: YANGIN!
Pislikten kararmış leke leke olmuş yırtık sarı bir eşofmanı vardı. Minik ayaklarına giydiği kocaman ve palazlanmış eski spor ayakkabısıyla İstanbul’un en işlek caddelerinden birinde, öylesine; sırtında bir yeşil kalın kazak...
Dünya ne kadar küçüldü değilmi? Bak, bir tıklama ile hemen herşey ekranda.
Oysa daha dün (ya da hala) köyünden kalkan bir insan bir şehire gittiğinde ne hisseder, nasıl hareket eder, ne yapar...
İşte, dedem de bunlardan biri, isterseniz Ankara'yı onunla birlikte gezelim, onun gözüyle
Medresede ilim tahsil etmeye başladı.
Allah’ a kul olabilmek için öğrendi, öğrendikleriyle amel etti, talep edenlere öğretti, başka da bir şey yapmadı.
İlim ile derecesi o kadar yükseldi ki devrin padişahı ayağına geldi.
...1914 senesi, yurdun her hanesinden cepheye en az bir kişinin askere alındığı gözü yaşlı bir yıl olmuştu...
...Kültürümüzden hızla uzaklaşıyoruz. Her saniye bir adım daha atıyoruz. Geçmişi anlamadan, yorumlamadan. Şimdiki nesil bir başka ya sonraki? Toplum olarak değerlermizin farkına varmamız şart.
fakat anlayamadığım bir tuhaflık vardı. İstenilen kız karşımızda geçip gönül rahatlığı içinde çayını yudumluyordu.
Ülkemin emektar insanına,bğrındaki kültürüne,ozanına,şairine.yazarına suyuna toprağına BAYRAĞINA sevdalıyım.Mehmetçiğin analarına sevdalıyım hey...