Sen İçeriden, Ben Dışarıdan
“Ha oğlum Kannaz sen içeriden ben dışarıdan devam edelim” demiş.
"Bir kitabı açmak, dünyaya açılan bir pencereyi aralamaktır. — Mary Schmich"
"Bir kitabı açmak, dünyaya açılan bir pencereyi aralamaktır. — Mary Schmich"
“Ha oğlum Kannaz sen içeriden ben dışarıdan devam edelim” demiş.
Medine çarşısında iki tüccar arasındaki sözlü anlaşma, bilge yazıcı Ebu Mansur'un müdahalesiyle yazıya dökülmek zorunda kalır. "Söz yeter" diyen Halid'e karşı, "Kalemin izi kalır" diyen Ebu Mansur, ticari güvenin önemini hatırlatır. Şahit arayışıyla devam eden hikâye, dönemin ticaret kültürü ve güven ilişkilerini canlı bir şekilde yansıtır.
“Ne yapayım, en iyisi bedduacı teyzeye bir gideyim de paramı çalana beddua etsin”
önümde uzanıp giden sonsuz maviliğin üstünde kocaman ve karmaşık yapıyla bakışıyoruz.o ne kadar ilgimi çektiyse , ben de o kadar onun ilgisini çekiyorum sanki.dikkatli bakınca her tarafında farklı farklı gözler ,dudaklar,burunlar beliriyor.demek bizi çanakkale"den istanbula götürecek gemi bu.kocaman denizin üstünde bu kocaman gemiyi görmek ne hoş ne tuhaf
Dışarıdan bakıldığında abartılı bir soğuktan gizlenmişliğin yünlü ev sahipliğinde kuşanılmış kıyafetleri ,sarı deriden eski moda botları ,turuncu yüzlü her baktığında içinden dallar fışkıracakmış gibi duran kısık yeşil gözlü adam;yanındakine ağzı açık gümüş rengi kirişleri sarı pas atmış tütün tabakasını işaret edip:
Masalların rengi var mı? Ninem bir masal anlattı sonu siyah bitti.Ardından bilmediğim geçmişin sırları çıktı.
Bir gün adamın biri muziplik olsun diye Şeytan için bir mum diker. Peki, Şeytan bu iyiliğin karşılığını nasıl öder?
“ ...Bir ülkenin çok zengin kralı varmış. Bu kral dört eşliymiş. Kral ilk eşini hiç sevmediği gibi, ona çok kötü davranır ve üzermiş. Hatta yüzünü bile görmediği de olurmuş..."
Onlar oradaydı. Güneş tozlarının yer yer erittiği, öbek öbek serpiştirilmiş kar kümelerinin arasından kara toprağın içerisinden fışkırmış kardelenlerdi. Öyle güzel öyle muhteşem.
Başlığa bakıpda Ali ya da birbaşkasını kastederek eşşek dediğim yok, haşa, bu eşşek Zekere emminin gerçek eşşeği.
Hoş, öyle desem bile pek garip kaçmaz, çünkü, nasıl severler bizim orda çocukları ’eşşeğin, sıpası, ayının dölü, itin boku,tavuğun götü’ vb. gibi. Bunlar azarlama, kızma yerme olduğu gibi aynı
Uzaklarda küçük bir kasabada genç bir adam kendi işini kurdu bu, iki caddenin köşesinde bir perakendeciydi Adam dürüst ve dost...
Medresede ilim tahsil etmeye başladı.
Allah’ a kul olabilmek için öğrendi, öğrendikleriyle amel etti, talep edenlere öğretti, başka da bir şey yapmadı.
İlim ile derecesi o kadar yükseldi ki devrin padişahı ayağına geldi.
Dünya ne kadar küçüldü değilmi? Bak, bir tıklama ile hemen herşey ekranda.
Oysa daha dün (ya da hala) köyünden kalkan bir insan bir şehire gittiğinde ne hisseder, nasıl hareket eder, ne yapar...
İşte, dedem de bunlardan biri, isterseniz Ankara'yı onunla birlikte gezelim, onun gözüyle
Yatağımda yatan diğer bedenin uyarısıyla uyandım uykumdan; sabah olmadığını üstelik olağanüstü bir şeyler olduğunu da uyanır uyanmaz fark ettim. Dışardan, içerden, yanımdaki bedenden gelen sesler, hepsi anlatmakta farklı ve kötü şeylerin olduğunu ve duman tabi ki en başta anlatmakta, tüm boğuculuyla hissettirmekte olanları: YANGIN!