Dallamalardan Sallamalar I
" Yeni Dünya Düzeni " diye bir yalan daha var, onu sonra anlatacagim....
"Bir sözcükten sonra gelen doğru sözcük, yıldırımla ateşböceği arasındaki farktır. — Mark Twain"
"Bir sözcükten sonra gelen doğru sözcük, yıldırımla ateşböceği arasındaki farktır. — Mark Twain"
" Yeni Dünya Düzeni " diye bir yalan daha var, onu sonra anlatacagim....
Islattım güzelce saçlarını, tiksinmedim – orada burada parça parça kalan saçlarını. Makas ağır zaten ama, büyüdü de büyüdü elimde. Yüzümü görmesin diye de başımı eğdim omuzlarının arkasına, omuzlarımın arasına. İki elimle sıkıca kavradım, yine de sivri ucu aşağı sarktı. Tenine değdirerek makasın bir bacağını, yürütüp boynunda dolandım.
‘‘Onca şaşalı günlerin ardından yıllarca kapımızı aralayıp giren olmadı. Koltuklarımız yırtılmış, o saadet günlerinde sosyetenin kadeh tokuşturduğu salonumuzda fareler cirit atıyordu.''
...Güzel, kendini mutlu kılacak şeyler düşünmeye zorlayarak bedenini yorganın altına almasına karşılık, kafasında kurduğu o huzur dolu uykuya geçemiyordu...
O an yanımızdan geçen, beli büzgülü kenarları fırfırlı patlıcan moru etek üstüne, pembe saten gömlek giymiş, kadını fark ettim. Naylon çorap hışırtılı adımlarını kemancının adımlarına uydurmuş;
‘’adamını’’ takip ediyordu.
Nezihe’nin elindeki çay ile ön dişlerine tutunmuş, iyi piştiği kızarıklığından anlaşılan poğaça dikkatimi çekerdi. Her keresinde alaylı halimin işbirlikçisi hınzır gülüşümle:
—Bakınız, derdim. Böyle giderse öbür dünyaya götüreceğiniz tek sermayenizin, kalçalarınız ve göbeğiniz olacağına dair bahse girerim. Ama siz yine de unutmamam için bana miras olarak,
Bir pop şarkıcısının mutluluğun formülünü bulduğu gibi o da şöhretli bir yazar olmanın formülü bulmuştu: 4K, 1B.
Sn Erdal Öz, Sn Cemil Kavukçu, Sn. Faruk Duman, Sn. İnan Çetin, Sn Ayşe Sarısayın'ın katıldığı III. Çanakkale Öykü Günleri dolayısıyla
Bir mahalle'de bir genç ölür(?) aslında tam ölmemiştir. Nasıl mı ölmez? Kimse anlamaz ki bunu.
"Son günlerde hep sıkıldığını hissediyordu.Ters giden bir şey yoktu aslında.Her şey bildik sırasıyla, alışılageldiği gibi olup bitiyordu."
Öteki tarafı görerek; –bu da duvarın üzerinde henüz karşılaşmadığım çatlakların, oyukların, deliklerin ortaya çıkmasıyla söz konusu olabilir– gördüklerimden birinin belki de birkaçının bu kapıdan geçmiş ya da geçebileceklerden bir tanesi veya daha fazlası olabileceği avuntusuna düşmedim. Çünkü eğer kapı açılmayacaksa ve ben içeriyi bir şekilde görebiliyorsam veya aynı
Bâb-ı Âli de gezmenin keyfine vardıkça,öğrenmeye olan hevesim gün geçtikçe artıyordu.Avare gezdiğim,zamanı hoyratça kullandığım günlere,saatlere,anlara acımaya başladım. Eyvâhlarım,eyyâmlarım artıkça arttı!!.Otelde ki odam, artık bana dar gelmiyordu
Bazıları, evrimin gerçek olduğuna ve doğal-seleksiyonun (bir şekilde) tanrı tarafından gerçekleştirildiğine inanır. İşte bu hikâye, o ihtimal üzerine bina edilmiştir.
Birşeyler kaçırmış olmalıyım. Ne insanları, ne de ilişkileri anlamaya mecaalim yetmez olmuş. Ben bütün altmışikilerden tavşan olur sanırdım, meğer timsah yapanlar da varmış. En iyisi ben gidip seksenbeşten dinozor olayım...
Örnekte sabitin bir bardak çay ile sınırlı tutulması hem problemin çözümünü kolaylaştırıcı, hem de durumu sembolleştirici bir unsurdur. Nasıl olsa söz konusu çayı içmek kimsenin hayatını değiştirecek bir hamle değildir. Bu durumda, konu üzerinde düşünmemize yardımcı olan “bir bardak çay”, hikayenin sembolojisini oluşturmakla birlikte kendisi hiç o kutunun
Bush'un Rusya gezisinin ve 2. Dünya Savaşı Zaferi kutlamalarının beni yazmaya zorladıkları bir hikâye...