Bir Çocuk Hikayesi
Bir varmış bir yokmuş… Develer tellal iken, pireler berber iken… Ani bir kararla evlenmiş bir çift varmış.
"Zaman, bir illüzyon. Özellikle de teslim tarihi yaklaşırken." - Douglas Adams"
"Zaman, bir illüzyon. Özellikle de teslim tarihi yaklaşırken." - Douglas Adams"
Bir varmış bir yokmuş… Develer tellal iken, pireler berber iken… Ani bir kararla evlenmiş bir çift varmış.
Birşeyler kaçırmış olmalıyım. Ne insanları, ne de ilişkileri anlamaya mecaalim yetmez olmuş. Ben bütün altmışikilerden tavşan olur sanırdım, meğer timsah yapanlar da varmış. En iyisi ben gidip seksenbeşten dinozor olayım...
Hep benim üzerime yağar yağmur neden
Belki de yalan söylediğim için
Onyedimdeyken
" Yeni Dünya Düzeni " diye bir yalan daha var, onu sonra anlatacagim....
Sn Erdal Öz, Sn Cemil Kavukçu, Sn. Faruk Duman, Sn. İnan Çetin, Sn Ayşe Sarısayın'ın katıldığı III. Çanakkale Öykü Günleri dolayısıyla
Demir parmaklıklar arkasından öpüşmek kolay değildi. İki taraftan birinin dudağı, karşısındaki kişinin yanağı yerine soğuk demir parmaklıkları öpüyordu. Sırayla yanaklarını parmaklıklara dayamayı sonradan akıl ettiler.
‘‘Onca şaşalı günlerin ardından yıllarca kapımızı aralayıp giren olmadı. Koltuklarımız yırtılmış, o saadet günlerinde sosyetenin kadeh tokuşturduğu salonumuzda fareler cirit atıyordu.''
Örnekte sabitin bir bardak çay ile sınırlı tutulması hem problemin çözümünü kolaylaştırıcı, hem de durumu sembolleştirici bir unsurdur. Nasıl olsa söz konusu çayı içmek kimsenin hayatını değiştirecek bir hamle değildir. Bu durumda, konu üzerinde düşünmemize yardımcı olan “bir bardak çay”, hikayenin sembolojisini oluşturmakla birlikte kendisi hiç o kutunun
yolunu kaybetmiş biri..ya yardım beklemekte ya da ölume terkdilmekte!
şöyle dedi;"Bizler, yani İnsanoğlu aslında ömrümüzü Şahit arama peşinde geçiririz de bilmeyiz bunu.Bu arayışa, Şahitlik değil de başka isimler koymuşuz, Sevgi denmiş, Aşk denmiş, Dostluk denmiş, Eş denmiş v.s. ...
Bir mahalle'de bir genç ölür(?) aslında tam ölmemiştir. Nasıl mı ölmez? Kimse anlamaz ki bunu.
Belki gerçek bir hayatın parçası ,belki de içlerde yasanan hayattan bir alıntı..
O an yanımızdan geçen, beli büzgülü kenarları fırfırlı patlıcan moru etek üstüne, pembe saten gömlek giymiş, kadını fark ettim. Naylon çorap hışırtılı adımlarını kemancının adımlarına uydurmuş;
‘’adamını’’ takip ediyordu.
Beni içine çekmişti bir kerede olsa ve ben şuan içindeyim. İçini mahfeden artık benim...
hayatta bizi yıkabileceğini düşündüğümüz olaylar belki de en ufak acı taneleridir!
içimde çoğalan rüzgarın nefesini ensemde hissediyorum.öyle çok severken onu odunsu zerrelerle mimliyor tüm acılarımı.
Şule Gürbüz