Matruşka Tükürük Hokkasında
sahnem tükürük seline kapıldı...
seyircilerin çoğu boğuldular...
arka sıralarda oturanlar, çıkış kapısına yakındılar...kaçabildiler...
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
sahnem tükürük seline kapıldı...
seyircilerin çoğu boğuldular...
arka sıralarda oturanlar, çıkış kapısına yakındılar...kaçabildiler...
parmakları direksiyonu kavrarken,
tırnak aralarında beyaz zerrecikler göze çarpıyordu.
Gece öylesine karanlıktı ki etraftaki tüm canlılar bir daha gün ışığını göremeyeceklerini düşünerek endişe içinde kıvranıyorlardı. Sıradan bir İstanbul gecesinden farklı değildi belki gökyüzünün kara bulutlarla kaplı olmasını saymazsak. Simsiyah bir yağmur yağıyordu İstanbul'a, fakat toprağı ıslatan sağanak haricinde yere kapanmış bir kızın gözyaşları da ıslattı o gece
Denize olan, sevginin ve özlemin öyküsü...
Yıllar sonra, bu sevginin muhasebesinin yapıldığı bir karşılaşma...
Telefonu kapattıktan sonra, bir süre sevdiği kadını düşündü. "Bitti" demişti kadın, biten neydi, neden bitmişti, bilemedi. Kadının yüzünü anımsamaya çalıştı, yüzü yoktu, panikledi..
Değilmiki iki ezan arasındaydı hayat.Kulağıma okunan ezanın hükmü ardımdan okunacak olan ezanla sona erecekti. Zor değildi.Kolaydı.Yolu yordamı vardı.Mümkündü.
Bir beyaz mermerin üstündeki cam kırığına bakardı her şey bir de henüz kurumamış,kanayan rengini kaybetmemiş güle.
"damlaya damlaya göl olan bir umutsuzluk bir okyanusla birleşecek kadar yükselmiştir artık.zaman yeni günlere gebedir."
Seninle birlikte ben de büyüyorum; büyüyüp gelişmemizin sınırı yok, durduğumuzda öleceğiz biliyorum. Öldüğümüzde durmuş olacağız. Sana bakıyorlar.. Ama ancak GÖRMEYİ başaranlar senin durmadığını, DURMADIĞINI anlıyor.
"Ruhunun bir cilvesiydi bu sana. Onları unutmuştun son zamanlarda belki de.. Ben de bilemem." dedi ses. "Sorunun cevabını kendi içinde ara." ...
Tükenen sayfaları pervasızca odanın dört yanına savurdu. Artık önemlerini yitirmişlerdi çünkü. Yazarken onlara saygı duyuyordu ama tükenmemeliydiler. Biten şeyleri sevmezdi. Etraf kırmızı harflerle işlenen sayfalarla doluydu. Soğuyan çayını bir dikişte içti. Ondan da nefret ediyordu. Tek yudumluk zevkten başka neydi ki zaten! Tek cümle arıyordu. Kendisinde durabileceği, soluklanabileceği
Hadi şimdi bırak o boş şişeyi elinden. Kendimizi bulmak için atlayacağız, sulara, sulara... Hoop!
Kapadı gözlerini muhasebesini yaptı hayatının. Açtığında teşekkür etmek için aradı nemli gözler ihtiyarı. Nafileydi arayış. İhtiyar da kaybolup gitmişti zifiri karanlıkta. İçinde ümitler, hayaller ve mutluluk yeşeren virgüllerini topladı ve cebine koydu. Kesin ve kararlı adımlarla aydınlıklara doğru kayboldu.
Çevremizde kara zırhlı askerler vardı yüzleri gözükmeyen. Mızraklarını bize doğrultmuş bekliyorlardı, düşmanca bakışlarını aramızdaki miğferlerin ardından bile hissedebiliyordum...
Renkli kâğıtlara sarılmış armağanlar gibi sunulmamıştı bana o çorap. Ellerimde tuttuğum çorap değil, sevgiyle çarpan yüreğiydi. Paket yapmadan, bütün doğallığıyla avuçlarıma bırakmıştı yüreğini…
Sadık dostlarımdan biri olan bulutla yaşadığımız enteresan dostluğu anlattığım biraz melankolik biraz da paranoyak öyküm.
Ay ışığı bitmek üzere, gölgesi kadar mavi ışığı kadar sarı. Gökyüzü son yıldızını kayıp etti edicek..