Matruşka Tükürük Hokkasında
sahnem tükürük seline kapıldı...
seyircilerin çoğu boğuldular...
arka sıralarda oturanlar, çıkış kapısına yakındılar...kaçabildiler...
"Yazmak, aslında ölüyü diriltmek gibidir; sadece herkesin bir kez daha katil olmasını sağlamak için." – Kurt Vonnegut"
"Yazmak, aslında ölüyü diriltmek gibidir; sadece herkesin bir kez daha katil olmasını sağlamak için." – Kurt Vonnegut"
sahnem tükürük seline kapıldı...
seyircilerin çoğu boğuldular...
arka sıralarda oturanlar, çıkış kapısına yakındılar...kaçabildiler...
parmakları direksiyonu kavrarken,
tırnak aralarında beyaz zerrecikler göze çarpıyordu.
"damlaya damlaya göl olan bir umutsuzluk bir okyanusla birleşecek kadar yükselmiştir artık.zaman yeni günlere gebedir."
Değilmiki iki ezan arasındaydı hayat.Kulağıma okunan ezanın hükmü ardımdan okunacak olan ezanla sona erecekti. Zor değildi.Kolaydı.Yolu yordamı vardı.Mümkündü.
Bir beyaz mermerin üstündeki cam kırığına bakardı her şey bir de henüz kurumamış,kanayan rengini kaybetmemiş güle.
Hadi şimdi bırak o boş şişeyi elinden. Kendimizi bulmak için atlayacağız, sulara, sulara... Hoop!
Telefonu kapattıktan sonra, bir süre sevdiği kadını düşündü. "Bitti" demişti kadın, biten neydi, neden bitmişti, bilemedi. Kadının yüzünü anımsamaya çalıştı, yüzü yoktu, panikledi..
Kapadı gözlerini muhasebesini yaptı hayatının. Açtığında teşekkür etmek için aradı nemli gözler ihtiyarı. Nafileydi arayış. İhtiyar da kaybolup gitmişti zifiri karanlıkta. İçinde ümitler, hayaller ve mutluluk yeşeren virgüllerini topladı ve cebine koydu. Kesin ve kararlı adımlarla aydınlıklara doğru kayboldu.
Gece öylesine karanlıktı ki etraftaki tüm canlılar bir daha gün ışığını göremeyeceklerini düşünerek endişe içinde kıvranıyorlardı. Sıradan bir İstanbul gecesinden farklı değildi belki gökyüzünün kara bulutlarla kaplı olmasını saymazsak. Simsiyah bir yağmur yağıyordu İstanbul'a, fakat toprağı ıslatan sağanak haricinde yere kapanmış bir kızın gözyaşları da ıslattı o gece
Denize olan, sevginin ve özlemin öyküsü...
Yıllar sonra, bu sevginin muhasebesinin yapıldığı bir karşılaşma...
"Ruhunun bir cilvesiydi bu sana. Onları unutmuştun son zamanlarda belki de.. Ben de bilemem." dedi ses. "Sorunun cevabını kendi içinde ara." ...
Tükenen sayfaları pervasızca odanın dört yanına savurdu. Artık önemlerini yitirmişlerdi çünkü. Yazarken onlara saygı duyuyordu ama tükenmemeliydiler. Biten şeyleri sevmezdi. Etraf kırmızı harflerle işlenen sayfalarla doluydu. Soğuyan çayını bir dikişte içti. Ondan da nefret ediyordu. Tek yudumluk zevkten başka neydi ki zaten! Tek cümle arıyordu. Kendisinde durabileceği, soluklanabileceği
Dedeler torunlarına kızak yapıp uyandıklarında görüp sevinsinler diye usulca başuçlarına bırakıyor.
Renkli kâğıtlara sarılmış armağanlar gibi sunulmamıştı bana o çorap. Ellerimde tuttuğum çorap değil, sevgiyle çarpan yüreğiydi. Paket yapmadan, bütün doğallığıyla avuçlarıma bırakmıştı yüreğini…
‘Yanlış bir adım atma.’ dedi adam. Ardından şapkasındaki altın gibi parıldayan ipliklerden birini kopardı, ipliği yüzüne yaklaştırdı. Parıltının içindeki odaya girip perdeyi araladı, ardındansa ortadan kayboldu..