Kısa Bot
Dolmuştaydım; günün yorgunluğu vardı üzerimde. Hafta sonu olduğu için trafik ağır ilerliyordu. İnip yürüsem eve daha erken varırım, diye düşünüyordum ama yürümeye takatim yoktu.
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Dolmuştaydım; günün yorgunluğu vardı üzerimde. Hafta sonu olduğu için trafik ağır ilerliyordu. İnip yürüsem eve daha erken varırım, diye düşünüyordum ama yürümeye takatim yoktu.
Komutan, burada kendilerine heyecan verici bir konuşma yaptı: Arkadaşlar, büyük ve kutsal bir görev için burada toplandık. Biraz sonra Kıbrısa bir çıkarma yapacağız. Orada bulunan soydaşlarımıza özgürlük, huzur ve barışı vermek için bir harekât yapacağız. Bu harekât, tamamıyla Barış amaçlı bir harekât olacaktır. Kıbrıslı Türkler zulüm altındadır. Tedhiş
Bağ-Kur Bağımsız kuruluşlar düşünülerek, toplumun sosyal güvencesi olarak yasalaşmıştır. Bu düşüncenin içinde holdingler, fabrika ve en küçük işletmelere dek, hatta doktor, avukatlık, mühendislik gibi çeşitli meslek sahiplerini kapsıyordu. Bu en zengin grubun sosyal güvencesi, en az maaş alan kuruma dönüştürülmüştür. Bu aptiaciz de Bağ-Kur'lu, yetmiş yıldır çalışan, 700
Bir kütüphane yapımı için sosyal sorumluluk projesidir. Her kitap okuyucusunun yardımlarını bekliyorum.
Çocuk 6 yaşındadır. Annesi ve babası sevgililer günü kutlaması için dışarı çıkmıştı. Çocuk ve 3 yaşındaki kardeşi doğal olarak güvenilir bir yakını olan dede ve ninesine bırakılmıştır. Kardeşi erken uyumuştur. Okula yeni başlayan büyük torun ile anneanne baş başa vermiş televizyonda uygun bir filim arayışındadırlar.
Bir
Küçük, temiz ve şirin bir yer Barışın Yeri. Burasını, belediye açmış. Hakan, Ben çalıştırıyorum burasını diyor. Genelde hafta sonları hizmet veriyorum. Sabah erkenden gelip açıyorum. Erkenci müşterilerim var. Gelip kahve içerler. Döner veya kebap yerler. Öğleye doğru da kapatırım diyor
İnsanın mutlu giden günlerinde, ''rahat batması'' tabirine uygun olarak inatla mutsuzluğa giden yola sapmasını anlatan bir öykü.
Başkasının özel yaşamını teşhir ettiğim için vicdanen rahatsızım. “Yapmamalıydım” diye düşünüyorum.Bırakalım vicdan muhasebesini de isterseniz işimize bakalım.
Sokağın başında durdum, kederle izlemeye başladım. Evlerin çoğu çoktan dört-beş katlı apartmanlara dönüşmüştü. Çocukluğuma dair hiçbir iz kalmamıştı.
Tren garından biletimi alarak trene bindiğim ana kadar hiç kimsenin şüphelenmeyeceği biri iken, illa da üzerime şüphe çekebilmek için her şeyi yapıyordum. Birinin bana dik dik baktığı anda, aşırı bir korkaklıkla sığınacak bir kuytuluk bulana kadar arkamı dönüp hızla uzaklaşıyordum ve baktığını sandığım kişi, asıl ondan sonra dik
Dağın eteklerinde tipi gibi yola yağan araçların arasında olduğu yerde erimeden kalakalmış beyaz bir kar tanesi kadar yalnızdılar.
Ben Aydını görür görmez ona aşık oldum, vuruldum, çarpıldım gibi ifadeler söylesem bu yalan olur. Çünkü ben Aydına aşık olup olmadığımı hâlâ bilmiyorum, ama onu sevdiğimden eminim. Evet, onu çok sevdim, çok
Kara tren çocuk gözlerimizde dev gibi bir makineydi. Her tarafından buhar çıkan, su ve yağ damlayan öfkeden delirmiş kocaman bir canavardı. Bazen Ağustos aylarında bacasından püskürttüğü kömür korlarıyla yol boyundaki kuru otları tutuştururdu. Dere içindeki sazlıklar, yol boyundaki otlar anızlar gibi kapkara olurdu
Bu bekleyiş, öncekinden daha uzun sürdü. Bir aydan fazla bir süre Sibelden hiç ses çıkmadı. Görüşmemeye karar verdiğini düşünmeye başlamıştım. Bu kararına saygı duymaktan başka yapacak bir şey yoktu. Üstelik böyle bir karar beni biraz da sevindirdi; çünkü başkalarının sırlarını öğrenmek ve bu sırları saklamak zorunda olmak gerçekten
O anda Cibran fısıldadı adeta: Eğer biri sana gülerse ona acıyabilirsin; ama sen ona gülersen kendini asla bağışlama!
Onu az önce hafife almıştım. Kızdım biraz da kendime!
O hala gözlerimden onay bekliyordu. Bende onu masamıza davet ettim: