Erol Evgin, Seni Çok Sevdim
Öyle çok sevdim ki seni,
Öyle çok anlatamam o 1 yılın anlamını, 1000 yıl geçse unutamam
"Hayat, iyi yazılmış bir senaryodur; ama ne yazık ki, sonunu her zaman okuyucu değil, editör belirler." — Neil Gaiman"
"Hayat, iyi yazılmış bir senaryodur; ama ne yazık ki, sonunu her zaman okuyucu değil, editör belirler." — Neil Gaiman"
Öyle çok sevdim ki seni,
Öyle çok anlatamam o 1 yılın anlamını, 1000 yıl geçse unutamam
Odadan geri geri çıktı Kıpti Simay. Kömür rengi dalgalı saçları beline uzanıyor, ay beyazı teni kolsuz cepkeninden parıldıyordu. Boyu ne kısaydı ne de uzun. Çıplak ayaklarına halhallar takmıştı. Eteğinin altına giydiği pantolonun yanları baldırına kadar yırtmaç ile açıktı. Herkes bacaklara bakakalmış, acaba siması da ismi gibi ay parçası
Aradan bir saat geçmişti... Mutfak boştu artık. Masadaysa üzerinde bir şeyler yazan bir mutfak listesi ve karşılıklı duran iki boş çay fincanı vardı...
Selim’in yanında oturan delikanlı, erkek kıyafetleri ile dans eden kızı gözüne kestirmişti. Dansı bitip odasına çekildikten çok sonra bile, onu tekrar tekrar istetiyor, başka danslar için Afet Fatma’ya diller döküyordu.
Yasak notaların ötesindeydi sol anahtarını yargılayan infaz
Fa almamış halleriydi bam teline verilen nağme
Tek başına Yalnızca Usulca Sessizce Yalınca Son umuduyla Tükenmişliğiyle Umutsuzca Yorgunca Bitik ve de yitik Kayıp
Sıcak bir Eylül akarken gözlerinden, gün sevdadır, gün vedadır... Tek suçludur Eylül, o çağırmıştır sevda sancılarını ve bitmeyecektir. Aralık kapıları kapanırken günlerin yüzüne, yeni merhabalar kucaklanır acımadan... Bunu sezer yürek ve kırılır aynalardaki gülümseyişe. Yalnız dillerde kraliçedir ceylan bakışlı sultan... Bir kez daha anlar ki aşk yoktur. Bir
Sensiz biten baharı, kilitledim kasama,
Sağlam bir duvar ördüm, gönlümdeki arsana.
Sonrasızlığa öncelik tanıyan eksik bir teşebbüs aşkımız.. Bir köprünün iki ayağı gibiyiz; bir araya gelsek, yıkım olur!
'Yandım Selim ve Bıçkın Osman' hikayesinin devamı. Nereye doğru yola çıktılar?
yol üstünde gördüklerimiz vardır. düşünmeden yaptıklarımız vardır. içinden geçip gittiğimiz hayatlar vardır.hayatlarına teğet geçtiklerimiz anısına.
Hüzünlü bir şehrin kenar mahallesinin çıkmaz sokağında, bir sessiz filmdir terk ediş. Gönülsüz de olsa uğrar yürek. Gökleri kıskandıran, tüm Leyla’lara meydan okuyan bir avazdır duyulmayan. Meltemle dalgalanan eğreti perdenin arkasında görünen muamma bir sevdadır.
Sevgin yanan gönlüme su, gözlerin talihime pusu, özlemin severek yattığım ölüm uykusu oldu.
Şarkılar yemeğim, şiirler ekmeğim artık.
İçtim sabahlara kadar. Meyhane köşelerinde seni........
Bütün eskiler sofrada yerini almış. Ortaya da beşbuçukyıllık bir yiyecek konmuş. Eller çenede bakıyoruz "önce kim yiyecek" diye. Bir an için fısıldıyorum kendi kendime;
aradığım bir ışıktı sıvasta işıl işıl yanan
kutup yıldızından daha fazla parlayan
Aynı kentin aydınlattığı iki genci anlatır bu öykü serisi. Kısmen bakışan, hiç görüşmeyen ama yürekleri kenetlenmiş iki genç... Aşka aşık olan bir kadın, hayal dünyasında kavrulan bir adam. Günlerin tükendiği yerde dünler en lezzetli yiyecektir.
Gerçek aşk kolay kolay bulunmuyor ve Mevlana'nın dediği gibi "Aşk bir davaya benzer, cefa çekmek de şahide; Eğer şahidin yoksa davayı kazanamazsın." O yüzden gerçek aşkın değerini bilmek gerekir...
Bir denizaltıcının aşkı. “seni seviyorum...” "ebediyete kadar"
http://cakkilic.blogspot.com/
Şebnem İşigüzel