Bir Deliyi Sevdim, Oda Beni Seviyor
Bir ask hikayesi ........ soraki yazilmis am amacina ulasmis bir ask
"Kütüphane, sonsuzluğun küçük bir modelidir. — Jorge Luis Borges"
"Kütüphane, sonsuzluğun küçük bir modelidir. — Jorge Luis Borges"
Bir ask hikayesi ........ soraki yazilmis am amacina ulasmis bir ask
Tek başına Yalnızca Usulca Sessizce Yalınca Son umuduyla Tükenmişliğiyle Umutsuzca Yorgunca Bitik ve de yitik Kayıp
Hüzünlü bir şehrin kenar mahallesinin çıkmaz sokağında, bir sessiz filmdir terk ediş. Gönülsüz de olsa uğrar yürek. Gökleri kıskandıran, tüm Leyla’lara meydan okuyan bir avazdır duyulmayan. Meltemle dalgalanan eğreti perdenin arkasında görünen muamma bir sevdadır.
Gülümsedi olanlara inat. Farkına vardı yaşamın ayrılıklarla yenilendiğinin. Ve bedenini bırakıp uykuya yepyeni bir günün umuduyla kapadı gözlerini... Çünkü ‘‘Alışıyorsun zamanla herşeye...’’
Bu onunla son buluşmamız olacaktı. Gönderdiği mektupta ailesinin isteğiyle bir akrabasıyla evleneceğini ve son kez buluşacağımızı yazmıştı. Onu zaten hiçbir zaman çözememiştim
Seni öldürmemiş olsam, gelir konuşurdun, biliyorum. Benim için konuşan olmadı, ben zaten ağzımı açmadım. Mahkeme dağıldı, kararı duymadım.
Selim’in yanında oturan delikanlı, erkek kıyafetleri ile dans eden kızı gözüne kestirmişti. Dansı bitip odasına çekildikten çok sonra bile, onu tekrar tekrar istetiyor, başka danslar için Afet Fatma’ya diller döküyordu.
Bir zamanlar hükmettiğim kelimelerimi sana gönderdim. Şimdi onlarsız bir yitik kandilim. Onlarla birlikte gitti, tüm bildiklerim.
Aynı kentin aydınlattığı iki genci anlatır bu öykü serisi. Kısmen bakışan, hiç görüşmeyen ama yürekleri kenetlenmiş iki genç... Aşka aşık olan bir kadın, hayal dünyasında kavrulan bir adam. Günlerin tükendiği yerde dünler en lezzetli yiyecektir.
Leyla ve Tarık'ın solmakta olan evliliğinin hüzünlü portresi. Bir zamanlar kahkahalar ve gelecek hayalleriyle dolu olan mutfak, şimdi sessizliğin ve uzaklığın merkezi. Havada asılı kalan kelimeler ve aralarındaki mesafe, iki yılda nasıl değiştiklerinin acı bir hatırlatıcısı. Hatice Hanım'ın keskin gözleri ise bu soğukluğu hemen fark ediyor.
Nazende penceresinde yolu gözlüyordu. Arnavut kaldırımlı caddede sadece limonata satan adam vardı. İçi titredi. Acaba taş plakta çalan mı onu böyle eyledi? Yoksa vuslat sona ereceği için mi? Balkanlara gitmişti yiğidi görevli olarak. 2 seneden sonra dönecekti.
Cumbalı sarı ev sessizdi. Herkes alışverişe gitmiş ama Nazende
''Madem küstün, dargındın, neden geldin ağladın?
Rıhtımda boynu bükük, bana mendil salladın...''
Bu şarkının sahibi de bizim ayrılığımızı yaşamış.
Anımsar mısın?............
Cevapsız kalıyor tüm aramalarım. Beni geçmişine gömüp gittin. Son nefesini verirken gözlerinin önünden geçecek film şeridinden bir kare olmama bile şans vermez belki bilinçaltın. Çirkin görünüşlü fotoğraf albümlerinde sararacak suratım.
Odadan geri geri çıktı Kıpti Simay. Kömür rengi dalgalı saçları beline uzanıyor, ay beyazı teni kolsuz cepkeninden parıldıyordu. Boyu ne kısaydı ne de uzun. Çıplak ayaklarına halhallar takmıştı. Eteğinin altına giydiği pantolonun yanları baldırına kadar yırtmaç ile açıktı. Herkes bacaklara bakakalmış, acaba siması da ismi gibi ay parçası
O iri, laciver gözleri hiç değişmemişti, yirmi iki yıl sonra, aynı masumiyet, aynı sevgi, aynı şefkat, aynı derinlikte bakıyordu Nüsapel.
Yasak notaların ötesindeydi sol anahtarını yargılayan infaz
Fa almamış halleriydi bam teline verilen nağme
Kayıyordu yavaş yavaş ellerimizden bir çocuk henüz on yaşında,bahar tadında yaza bir adım kala.Kürek çekiyordu melekler okyanusa açılan kayıkta üstelik bir de çocuk vardı yanlarında dokuzunu yeni bitirmiş bekliyordu onun kapısında.Şimdi o çocuktan geriye dua edilecek bir mezar bile kalmadı apar topar gömülmüştü hemde kimsenin bilmediği bir yere.O