Her İnsanın Bir Meleği Var
Meleklerin insanlardaki pisikolojik işlevlerini şöyle tanımlayabiliriz.
“ Yıkılan kişiselliğimizi yeniden yapılanmasına yardım eden ve var olan
kişiselliğimizi koruması altına alan.”
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Meleklerin insanlardaki pisikolojik işlevlerini şöyle tanımlayabiliriz.
“ Yıkılan kişiselliğimizi yeniden yapılanmasına yardım eden ve var olan
kişiselliğimizi koruması altına alan.”
Sen yeryüzünde bir melektin,yeryüzündeki tek melektin bu yüzden vazgeçemiyordum ve tanrı çözünce zincirlerimi,bilerek basarken ateşin en koruna görmüştüm;sana benziyordu herkes,hepsi senin gibi melekti,tek bir melekti,tanrının huzurundan kovulan o melekti...
Bar, hafif loş ve soğuk. İlkbaharın başındayız. Yüzün menekşe kadar mor. Balerin oldun, içimin gürültülü parkında. Eteğinde, asi çocuklar eğlenip durdu. Döndüler seninle…
Annesinin ölümünden kendisini suçlu tutmuş, hırsla azimle çalışarak onun için doktor olmuş ama kendisini beğenmekten ve etrafındakileri küçümsemekten kendisini alamayan kızın hikayesi..
Yalnızım, Yalnızsın, Yalnız…
Yalnızım, Yalnızsın, Yalnız…
Yalnızım, Yalnızsın, Yalnız…
Ceninliğimin destansı replikleri kara bir mola vermekte.Kucağıma işlenen kanaviçelerin hesabı sorulduktan sonra varlığımın kauçuk kabartmalı bir nefes olduğu gerçeğiyle yüzleşince diğerleri,
yaşsız nazarlarıma vuku bulacak ne bekleniyorsa adımdan.
bazen tercihlerimizi kendimiz yapamayız.verdiğimiz kararları kendimiz verdik desekte çoğu zaman etrafımızdaki insanlardan etkileniriz; yada tamamen başkalarının karalarıyla hareket ederiz
‘’ Hiçbir surat bunca mutsuz görünemez… ’’ diye düşündü; kalın kaşları düşmüş, birbirine yaklaşmış, arada boşluk kalmamış, iki koyu çizgi burun başlangıcına kadar uzanmıştı.
Yüz sürmüştür bir kere kaybolmaya hiç yaşanmamış çığlıklar. Tıpkı sözcükler gibi !
Koltuğunda sağa sola dönüp durdu. Sonra eline bir kalem bir de kâğıt aldı. Bir şeyler yazdı, üstünü karaladı. Kenarına yıldızlar, çiçekler çizdi, sonra onları da sildi. Geometrik şekiller çizmeye başladı; birbiri içine geçen çemberler, elipsler, küme simgeleri, piktogramlar, ideogramlar, fraktaller, komik insan yüzleri, kirpiksiz gözler, dişsiz ağızlar, kulaksız
Cinnet eşiğinde beklemeler…
Günün ilk saatlerinde başlayıp, gitgide daha rahatsız edici bir hal alan, içinde ki garip duyguyu savabilmek için, saatlerdir ayakta evin içinde koşturup, duruyordu..
Ne kadar yaşarsanda anılarda saklısın...Anılar yaşama bağlayan ve unutmak yaşamdan koparan...
Saatler oldu, hala senden gelecek haberin umudunu ısıtıyorum içimde. Fitilim tükeniyor. Işığın odam da tükendiği gibi
Okyanusun ortasında bıraktığın düşlerimizi, şimdi hangi kağıt gemilerin küpeştelerinde
bir varmış ile bir yokmuş arasında yolculuklara çıkartabilirdim...
Bir an duraksayıp vitrindeki aynadan kendimi inceliyorum. Yeşil, bedenimi sımsıkı saran elbisem, onunla aynı boyda önünü düğmelemeyerek, elbisemin ve onun altın sarısı kemerinin görünmesine izin verdiğim siyah montum, ince topuklu bilekte biten kısa botlarım, aynı deriden portföy çantam ve özenle yapılmış makyajımla iyi göründüğüm kanısına varıp, karşıya geçiyorum.
Tecrübe edilen acılar ve derin hüzünler çoğu zaman insana vazgeçilemez bir his verir, ilahi yahut kontrol edemediğimiz bir kurgunun özelliğinden dolayı beliren bu his; acı ve ıstırap verenin beraberinde iyi ve güzel ayrıntılarıyla gelmesidir. Bir diğer ifadeyle bu; iyi ve güzel haberler, gelişmeler, olaylar vs.. ile birlikte karanlık
Karmakarışık! İçine düştüğüm durumu başka hangi sözcük daha iyi anlatabilirdi? Biraz önce milimetrik hesaplarla eve ulaşmaya çalışırken telefon çaldı, bir saat boyu beklediğim dolmuş sırasından ‘halk kararıyla’ atıldım, o aradı, Oktay, dönmüş.