Ölüm ve Aşk...
Beklemek aşkın ölümüdür...
Ölüm aşkı beklemektir...
Aşk ölümü beklemektir...
Aşk, ölüm ve beklemek tek kişiliktir...
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Beklemek aşkın ölümüdür...
Ölüm aşkı beklemektir...
Aşk ölümü beklemektir...
Aşk, ölüm ve beklemek tek kişiliktir...
Ümit elindeki ruja baktı, rujun kapağını her açtığında söylediği sözleri söyledi mutlu yıllar anne .
Hastane binalarının karanlık koridorları el ele uzanmış mezar taşlarını andırıyordu. Küçücük bedenlere gizlenmiş hastalıklar o koridora girince kafese tıkılmış bir maymunmuşçasına ürkek ve kararsız davranıyordu. Aylarca orada yaşamak zorunda kalan çaresiz çocuklar adeta güneş görmemiş meyveler gibi eksik ve yaralı olarak olgunlaşmak zorunda kalıyordu.
Kumsaldasın uzanmışsın deniz ayıları çıkıp vücuduna bakıyor bir gülümsesen gelip yatma teklif edecekler...
Karanlık, yağmurlu bir akşamda, yorgun bir insanın eve dönme özlemi... Omuzlarındaki hayat yükü, delik ayakkabılarından içeri sızan soğuk su, ve ailesine kavuşma arzusu arasında sıkışmış bir ruh. Fakirlik ve yorgunluğun sessiz tanığı olan bu yolculuk, sevdiklerine kavuşma umuduyla aydınlanıyor. Taksi çağırma kararı, konfor değil, sevgiye bir an önce
Özetler, bende kusma hissi uyandırmıştır hep, ne aslı ne de asılsızlığı olan bu vurucu timler, hangi teşkilâtın tetiğini düşürüyorsa ortalığı ihanet buluyordu.
Hikayede babasını erken yaşta kaybetmiş ve annesi ile beraber yaşamakta olan Selahattin ile en yakın arkadaşı Serkan'ın başından geçen trajik-komik olay anlatılmaktadır.
Bugün geriye baktığımda şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum: İş kurmak bir maraton. Hız değil, nefes önemli. Ve bazen en doğru iş kararı, yeni bir işe başlamak değil; doğru zamanda durabilmektir.
Tabutun üstünden ufka, gökyüzünün ve denizin maviyle buluştuğu yere doğru bir şey kanatlanıyordu.. BİR MAVİ KELEBEK…
Annesini uyandırmamak için parmak uçlarında yürürken boy aynasının önünde durup "İşine bak!" dedi gördüğü surete. Gözlerini ovuşturdu. Sabahları kendini çirkin görmeye tahammülü yoktu. "Hiç espriden anlamıyorsun, yine çok ciddisin bakıyorum da." dedi kendine. Gözü; yerde ters dönmüş, siyah ,tüylü terliğe takıldı. Uzun zamandır gözükmüyorlardı ortada.
Bayram telaşıyla dolu bir hastane koridorunda, kırık koluyla yardım arayan orta yaşlı bir kadının çaresizliği ve ona el uzatan anlatıcının hikâyesi. Sağlık sistemindeki aksaklıkları ve insani duyarlılığı yansıtan bu kısa öykü, acil serviste "R Odası" gizemini ve hastane kargaşasında kaybolmuş bir hastanın dramını çarpıcı biçimde aktarıyor.
"...İsteseydim çok şey olabileceğimi düşünüyordum. Sanki her şey olabilirdim. Bürokrat, gazeteci, yazar, başbakan... Hatta element bile olabilirdim kendimi gömerek toprağa ya da suya. Hava olabilirdim kendimi bırakarak boşluğa. Ateş olmayı pek istemiyordum açıkçası. Sonra bir sabah uyandım ve olmamam gereken bir şey olduğumu fark ettim. Âşık olmuştum..."
Yedi katlı okul binasının en üst katında idi kızlar yatakhanesi. Katta; beşi sağ, beşi solda on tane oda vardı her birinde yirmi-otuz kişinin yattığı. Sol taraftaki odalar okulun bahçesine ve karşı binadaki erkekler yatakhanesine bakıyordu, arada büyük bir bahçe olmasına rağmen kızlar ve erkekler büyük pencereler sayesinde geceleri
""Biz Ortaçağ’da yaşamalıydık!" diye haykırdı.\[Evet evet, belki o zaman “büyücü” diye yakarlardı seni. Kurtulurdum senden! Sünnetli olduğunu söylerdim herkese, engizisyonlarda sürüm sürüm sürünürdün. Ben anneme dedim ama dedim olmaz böyle bu zamanda, bu zamanda olmaz böyle; dedim. Dinletemedim…\] "
Hayatında hiç mektup almamış ve hiç mektup yazmamış olan Servet, mektuplara dokundukça içinde garip duygular oluşmaya başlar. Ne yapacağını şaşırmıştır.
Ellerini yüzüne kapatır ve sallantı geçinceye kadar öylece kıpırtısız kalır. Depremin yarattığı o korkunç uğultuya karışan, yakın ve uzakta düşen eşyaların sesleri yüzünden yerinden kıpırdayamaz hale
Yine de uçurtma bayramlarını bekleyen solgun yüzlü çocuklar gibi şendi odadaki bütün resimler.
Ayna, paslanmaya yüz tutan bir aşkın ağırlığına dayanamayacak kadar çok mutsuz kadın yüzü görmüştü.
Mehmet Rauf