Kasabanın Delisi
Hiç kuşkum yok, daha bakan belediyeden dışarı adımını atmadan bizim sokak kaymak gibi olur.
"İyi bir roman, kahramanı hakkındaki gerçeği söyler. — G. K. Chesterton"
"İyi bir roman, kahramanı hakkındaki gerçeği söyler. — G. K. Chesterton"
Hiç kuşkum yok, daha bakan belediyeden dışarı adımını atmadan bizim sokak kaymak gibi olur.

-"Be hayvan Çamur Yaşar hem çeribaşı hem de mahallenin en iyi esrar satıcısı, oğlu da mahallenin en iyi hırsızı. Bir gecede en az beş dükkan soyarmış. Daha ne istersin, parayla oynuyorlar Allahın belası. Senelerdir çalmadın çırpmadın da ne oldu sanki, mahalle de herkes zengin oldu sen ise kendini
"Dostum ben o herifi gebertebilirdim. İşerken saygısızlığa asla müsamaha gösteremem bilirsin."
"Ne gösteremezsin anlamadım?"
"Neyi anlamadın?"
"Ne göstermediğini anlamadım."
"Dostum göstermediğim bir şey hakkında burada neden konuşayım ha? Salak mıyım ben?"
Tam rahatsızlığımı anlatmaya başlayacağım, doktor varlığımı hissetti. Benden önce o başladı yakınmaya:
\- Ben hastayım !
Onlarca yolcu arasında, sonunda yine güç bela tutunacak bir yer buldu...Yolcular her durakta balık istifi gibi birbiri üzerine yığılıyordu.Eski bir model olan belediye otobüsünün sarsıntısı ara sıra da insanları sağa sola fırlatıyordu...Trafik de sürekli dur kalk yapan otobüs, yolcularını perişan ederken, özellikle bu ihtiyar adamı daha da bitirmişti.Adam
Arda kendisini iyi tanıması yanında çevresini iyi tahlil edebilen ve gözlemlerini aktarabilen biri olarak en faydalı olabileceği bir iş olarak Belgeselciliği seçmişti. Hiç umulmadık yerlerde beklenmedik fikirlerle, beklenmedik insanlarla karşılaşmak onu şaşırtmıyordu. Farklı bakış açılarına saygı göstermesi yanında bu farklılıkların birer zenginlik olduğunu düşünüyordu. Hayat düz değildi, dağlar
"az önce yoksunluklar karakolunu taradı ruhum."
Gerçek bir taş parçası ile saklanamaz
Bütün avlara umutla başlanır. Hiç av’ a gidip te elim boş döneyim diyen birine rastlamadım, ya da bana denk gelmedi böyle biri. İşte bizde bu umutla yola koyulduk.
ama realist listeler ortadaydı.soygunların kokusu çeşitli çaptaki sifonlarla giderilemediği için ruhlarımız göçük altında kalmıştı.
Biraz sonra gözüm şoförün ön kısmında bulunan dikiz aynasının üzerine asılmış bir kâğıda takılıyor. Kağıdın üzerinde eski yazılarla "Bağdat Hurması" yazıyordu. Tabii Osmanlıca okumayı bildiğim için bu yazıyı da kolayca okuyorum. Sanıyorum Arap ülkelerinden birinden alınarak getirilen Hurma paketlerinin üzerindeki etiketlerden biri.
Şoföre "Hurma mı satıyorsun?"