..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"Hayranlığı o dereceye vardı ki; yere düştü ve kendinden geçti." -Fuzuli (Leyla ile Mecnun)
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Fantastik > Arzu Menteşeoğlu




9 Temmuz 2003
Sadece Bir Gazete İlanı  
Arzu Menteşeoğlu
'Hayatımda öyle birşey olsun ki herşeye bakışımı değiştirsin ve beni birden olgunlaştırsın' dediğiniz oldu mu hiç...


:BBHH:
     SADECE BİR GAZETE İLANIYDI

Gazetenin ilan sayfasını inceden inceya taramak onda aşılmaz bir tutku olmuştu. İlginç ilanlara rastladığı olmuyor değildi, çok elverişli iş ilanları görüyordu bu gidişle işsiz kalmayacak diye düşünürdü alayvari. O günkü ilanı okur okumaz elindeki süt bardağının yarısı üzerine döküldü. Buna hiç aldıramayacak kadar şaşkındı. Onu bu derece şaşırtan, köşeye sıkışmış küçücük bir ilandı. Her ilanı inceden inceye okuma alışkanlığı olmasa görmeyecekti bile. Aynen şöyle deniliyordu ilanda; "Hayatınızı baştan başa değiştirecek bir deneyim yaşamak ister misiniz? Bundan sonra artık eskisi gibi olmayı beklemeyin, vaad ettiğim para değil. "

Yıllardır bu günü beklemiş gibi heyecanlıydı. Yıllardır evet yıllardır gerçekleşmesi imkansız bir ümitle beklemişti. Kütüphane raflarında hayatını birden bire değiştirecek bilgiyi aramıştı. Bunun için kimsenin el sürmediği küçük tozlu kutapları okumuştu. O kitaplardan birine rastladığı her zaman, yazarın söylemek istediğinden fazlasını yazmaya gerek görmediğini düşünürdü. Söylemesi mutlak gerekli olanı söylemişti ve bu kitap da o bilgiye layık olanın kendisini okuyacağı günü bekliyordu belkide.

Başkalarının alay ettiği kimseleri bile büyük ciddiyetle dinlerdi. Öyle ya veliyle delinin kim olduğunu bilemezdik ki. Belki de hayatı değiştirecek o bilgi karşısında konuşup duran bu adamın ağzından çıkacaktı.

Gazete ilanlarını da bu nedenle çok dikkatle inceliyordu. Hayatının fırsatı bu satırların arasında olabilirdi. Bu en önemli şeyin, önemsizmiş gibi karşısına çıkmayacağı nereden belliydi.

Sözün özü, hayatını buna adamıştı o. Baktığı her yerde, tanıştığı her kişide onu arıyordu. Bu aramasını asıl ilginç kılan da çabasından kimseye bahsetmiyor olmasıydı. Çekindiğinden falan değil. Nasıl ki insan gün boyu nefes alışlarını saymaz, çevresindekilere de bahsetmezse, o da kendine nefes almak kadar doğal gelen arayışından bahsetme gereği duymuyordu.

Hayatınızı baştan başa değiştirecek bir deneyim yaşamak ister misiniz? Bundan sonra artık eskisi gibi olmayı beklemeyin, vaad ettiğim para değil.

"Ne oluyor sana! Baksana sütü üzerine döktün."

Aldırdığı yoktu, duymuyordu bile. Gazete elinde ayağa kalktı. Hipnotize olmuş gibi ilandaki numarayı çevirdi. Hattın karşısında oldukça yorgun bir ses "Alo" diyordu. Heyecandan nefes nefese "Gazetedeki ilan için aramıştım." dedi.

Yorgun ses güçlükle konuşur gibi ona randevu verdi.


Şehrin dışında bir çay bahçesinde buluştular. Kendi yaptıklarına mana veremiyor, hiç tanımadığı birisiyle, garip bir ilan dolayısıyla daha önce hiç gelmediği bir yerde buluşmasını kendi bile garipsiyordu.

Arabadan indiğinde neden burada bulunduğunu bir an olsun unutacak kadar manzaradan etkilenmişti. Göl kıyısından on metre kadar yükseğe kurulmuş bahçe, çardakların gölgesiyle serinletilmişti. Karşı kıyıda dağların görüntüsü durgun suya vuruyor, ve zaten muhteşem olan atmosfere heybetli görünüm katıyordu.

Telefondaki yorgun sesin sahibinin, sırtı kendisine dönük olarak korkuluklara dayanmış, yüzü görülmediği halde, hayli yaşlı olduğu anlaşılan adam olduğunu anlamakta zorlanmadı. Mümkün olduğu kadar zamanı uzun kullanarak yaklaştı adama. Daha sonra, bu kadar ağır hareket etmesinin nedenini, az sonra karşılaşacağı şey yüzünden hayal kırıklığı yaşamaktan korkusuna, arabasından yaşlı adamın yanına kadar olan mesafeyi, umut dolu uzun uzun yaşamak isteği olarak açıklayacaktı.

"İyi günler...Randevunuz benimleydi...."

Yaşlı adam sonsuza bakar gibi bakan gözleriyle kendisine döndüğünde;

"Telefonda konuştuğum sizdiniz değil mi?" diyerek zaten bildiği bir gerçeği gene de onaylatmak istedi.

Adam belli belirsiz başıyla onayladı ve oturmasını işaret etti. Uzun süre konuşmadılar.

"İlana sadece siz cevap verdiniz... Neden ilgilendiğinizi açıklar mısınız.?"

Aslında bu soruya verilecek cevap öylesine uzundu ki, söyleyebileceği hiçbir şey bulamadı. Nasıl anlatabilirdi kendini bildi bileli hayatını kökten değiştirecek birşeylerin peşinde olduğunu, aldığı her nefeste, baktığı her yüzde bu özlemle yaşadığını ve kendini tüm insanlar içinde yabancı hissettiğini.... Söyleyecek birşey bulamamanın sıkıntısıyla ona bakınca, içine işleyen bakışların, kendisine söyleyebileceği herşeyi zaten bildiğini fark etti.

Beraberce kalkıp, yandaki merdivenlerden kumsala indiler.

"Yaşayacaklarına tahammül edebileceğine gerçekten inanıyor musun? Vakit geç olmadan vaz geçebilirsin. İlanda açık olarak belirtmiştim, artık asla eskisi gibi olamayacaksın. Bu deneyimi çok istediklerini söyleyenlerden, tahammül edemeyenler oluyor."

Cevap vermedi. Biraz ürkmüş olmasına rağmen, asla geri dönmek niyetinde değildi. Hayatının en önemli fırsatıyla karşı karşıya olduğunun kesinlikle farkındaydı.

Sahil boyunca kah kumluk bölgelerden, kah taşlık bölgelerden on dakika kadar ilerledikten sonra bir mağara ağzında durdular. Yaşlı adam emin olmak ister gibi bir kez daha dönüp baktı. Mağaranın girişi günün en aydınlık zamanlarından bile daha aydınlıktı. Suyun altındaki taşların rengarenk renkleri güneş ışığıyla duvarlara yansıyor va içerisine masalsı bir anlam katıyordu. İçeride kendisi gibi başkaları da vardı. Kiminin yüzünde anlatılmaz bir sevinç, kiminde derin bir hüzün, kiminde de tarifsiz bir acı okunuyordu. Bir köşede kahkahayla gülen bir adamın karşısındaki, katıla katıla ağlayan diğerinin yanından geçtiler.

Gördüklerinden hayrete düşmüş, içinde bulunduğu masalsılığın gerçekliğine inanası gelmemişti.

Mağaranın sonundaki yanyana dizili odalardan en baştakine soktu onu yaşlı adam. Arkasından kapı kapandığında, bomboş odada ne yapacağını ve neden buraya getirildiğini anlayamadı. İçinde uyanan merak çok geçmeden her yanını sardı. İçini kapladı, odanın içini elle tutulacak kadar doldurdu, herşeye karşı merak duyar oldu. Neyin nasıl olduğunu, neden öyle olduğunu,.... merak etti. Yaratılışı anlamaya çalıştı,...insanların neden bu kadar kalın maskeler ardına gizlendiklerini anlamaya çalıştı, ortalığı saran ilgisizliği ve bencilliği merak etti. Sevgisizliği anlamaya çalıştı.
     
Sonra içini hüzün kapladı, öylesine bir hüzün ki, sanki yeryüzünde insan için yaratılan başka bir duygu yokmuşçasına. Hüznünün boyutları öylesine derindi ki ağlayamadı. Böylesine hissettiği hüzün, yeryüzünde gerçekten dert etmeye değer hiçbir şey olmadığını öğretti ona. Sonra acıdı, var olan her şeye sırf var oldukları ve var olma yükü altında ezildikleri için acıdı, bunu merhamet takip etti bu duygu öylesine yoğun olarak geldi ki, herkesin ve herşeyin mutlu olabilmesi için varlığını feda edebilirdi o an.

Sonra sevdi. Gördüğü, görmeyip sadece hayal ettiği herşeyi sevdi. Taşa, toprağa... buluta, asla yıldızlarının barışmadığı komşusunu bile sevdi. Var olan herşeye taşkın bir sevgiyle bağlandı ve Yaratanına... o zaman herşey yerine oturdu. Bu duyguyu hissettiği an, buraya geldi geleli benliğini tek başlarına kaplayan duygular, yerli yerine oturdular, her biri kaplaması gereken köşelere çekildiler. O zaman içini herşeye karşı derin bir anlayış kapladı ve sevdi. Yaratanına karşı sevgi kelimesiyle ifade edilemeyecek bir duyguyla bağlandı ve o zaman bu maceranın sonuna geldiğini anladı.

Dışarıya çıktığında, yaşlı adam; buradaki insanlara olduğu gibi, onun bir duyguya takılıp kalmadığını, herşeyi içine alan asıl noktaya ulaştığını yüzüne bakar bakmaz anladı .

"Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." dedi. "Herşey daha zorlaşacak."

Bunu söylemesine gerek yoktu aslında, gerçek sevgiye ulaştığında anlamıştı zaten bunu. Sonun başındaydı artık...



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın fantastik kümesinde bulunan diğer yazıları...
Resme Hapsolan Adam
Melek İnsanlar
Gerçek Miydi? Rüya Sanmıştım
Işık Adam
Video Mert
Yoksa Öldüm Mü?

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Ölüden Mektup Var
Özlem
Dön Mehmet
Hayran
Labirent - Kayboldum! -
Gidelim Köyümüze Hüseyin!
Ölüm Güzel Şey

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Hayatın Anlamı [Şiir]
Günlük - 9 [Roman]
Günlük - 5 [Roman]
Günlük - 7 [Roman]
Günlük12 [Roman]
Zara'nın Dünyası [Roman]
Günlük - 6 [Roman]
Günlük 11 [Roman]
Günlük - 8 [Roman]
Zara'nın Dünyası - 1 [Roman]


Arzu Menteşeoğlu kimdir?

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bıtkın kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevincler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana ATAOL BEHRAMOGLU

Etkilendiği Yazarlar:
Dostoyevski,Orhan Pamuk


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Arzu Menteşeoğlu, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.