..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"Çok söz hamal yüküdür." -Yunus Emre
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
İzEdebiyat - Deneysel
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri

Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  

Anılar Kutusu
Gürcan Erbaş
Şiir > Anı

zamanı gelmişti, açayım dedim, anılarımı sakladığım kutuyu, sıraya koymadığım için iyisi kötüsüne karışmıştı, düğüm olanlar vardı içinde, karar veremedim hangisinden başlasam diye, birini çekip çıkardım gelişigüzel, çözüldü dili, başladı anlatmaya, yedi yaşındasın, koşup oynuyorsun, incire çıkıyorsun, başında bulutlar, bahçe, tıpkı mabedin gibi, kağıttan kayık yüzdürüyorsun leğende, uf

[DEVAMI]

 

 


 

 




Arama Motoru


• İzEdebiyat > Öykü > Deneysel
 Dark 6. 11  (selim çok)

zaman kaderi örtüyordu.beklentilerin altından bir asit nehri geçiyordu
 Hayalperest Bir Nokta  (Egehan Opak)

Var olabilir mi düşünen yoksa sadece yanılır mı ?
 Baba, Sevgili ve Resimler  (Pınar Şafak)

İnsanın çocukluğunda beynine ve yüreğine ne doldurursanız yaşamının tüm geri kalanını onlar belirler ama her zaman sizin beklediğiniz biçimde değil....
 Alcohol!  (selim çok)

Karanlığı emiyor masum bir tutku.eski aşklar dansediyor kadehin içinde.
 Deep 5. 10  (selim çok)

suskun bir kışa gebeydi sevgili günlerim!
 "Moby Dick" Sulardan Gelen Yanılsama  (selim çok)

bir acaiptir sakaldan damlayan dehşet
 10. 10. 2015 11. 12. 2016  (Bayram Kaya)

Mustafa Kemal olmakla yakarım Acıyan canla yanmışım Ben ateş olup Yakmaya değil Gerekişle suyla sönmeye geldim...
 Serbest Metinlerde İntihar Düşleri...  (selim çok)

ehliyetsizliğimin bilincindeyim.bilinç yüklüyüm.ruhum kılıçlar üretiyor yeni adalar fethediyorum.duygu adacıkları.içinde sevişiyor ama boşalamıyorum.
 İki Kere İki Kaç (K) Eder?  (Özge GÜNDOĞDU)

Okunacak hiçbir şey yoktur. Yaşanmıştır ve bitmiştir. Bu kez yaz'ıl'mamıştır!
10 
 Bir An  (pelin saraç)

Yalnız kaldığım bu zamanlarda aynı banka oturup yalnızca yazdım,bir anlam aramadım
11 
 Osman'ın Dünyası  (MUHAMMET ALİ YÜKSEL)

12 eylül'ün çalkantılı günleri,Osman'ın gerçeklik duygusunun oluşması,kayıp bir kuşağın Osman'ın kişiliğinde yansıtılması
12 
 Vay Sözüm Vay…  (Şevket Başıbüyük)

Son numara kızım henüz 6 yaşında, bana öykünerek “şair olacağım” demiş. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum; Feyza’nın şair olduğunu ispatlayarak yazdığı şiiri gösterdiler bana… Şiir; “Vay sözüm vay!” mısrası ile başlıyordu…
13 
 Babamı Bulmak  (Hilal Fırtına)

Annem “Senin baban var ama nerde, bilmiyorum “ dedikten sonra bana duvarlar boyunca uzanan kitaplığını göstererek “Ama bak bir sürü kitabın var” demişti.
14 
 ayrılık usulü elmalı pasta  (zehra erkuş)

annecim, pastanın soğumasını bekleyen o eski benden eser kalmadı, senin kadar bile olamadım, ne vasiyet bırakacağım biri var ne de vasiyetime yazabileceğim bir pasta...
15 
 Daldır Kaşığı Yahniye, Sorma Etini Bahri"ye - 2 (Son)  (seyfullah ÇALIŞKAN)

Gülbahçe hani bu tavuğun bacakları?, dedim. - Yahninin içinde. - Kemikleri nerde peki? - Pişirmeden büyük kemiklerin hepsini çıkardım. - Lades kemiğini de görmedim? - Doğrurken kesilmiştir. - Bırak numarayı bu kemikler tavuk kemiği değil.
16 
 Eşek Hikayesi  (MUHAMMET ALİ YÜKSEL)

İnsanları buraya çeken neydi?Irmağın üstündeki,tahtaların bir adım boyu aralıkla dizildiği bu köprüyü insanlar aşağı bakmadan geçmek çabasındaydı.Köprüden suya tepeden baktıklarında, insanların başı dönüyor,her an suya düşebilecekleri duygusunu uyandırıyordu.İnsanları buraya çeken kaynadığı söylenen günlerdir kurumadan aktığı söylenen kandı.
17 
 Gökçeada 3  (seyfullah ÇALIŞKAN)

Ya da “acımadı kine, hiç acımadı, duymadım bile,”derlerdi. Baharla birlikte dersleri kıranların dışında haftada birkaç kez eğitim şefinin odasına çağırılanlar vardı. Bunlar resmen o odaya ve dayağa aboneydi. Ya zamanında kalkmazlar, ya yataklarını toplamazlar ya da etütlere geç kalırlardı. Bizim sınıfta da bu ekipten bir iki kişi vardı. Eğitim şefi bunları cezalandırmaktan bıkıp usandı,
18 
 Ayşe Aşk Arıyor  (Şenol Durmuş)

Günlerce o hırsla çalıştı.Topuklu ayakkabılı, kırmızı etekli, zengin kızı Mualla onu fark edene kadar. Bu fakir kız bu güzellikle kendini heba etmişti. “Sen de benim bindiğim arabaya biner misin?” diye sordu bir gün. Sevinçten göz yaşlarını zor zaptetmişti Ayşe. “Evet hanımcığım” demişti. “Peki biz grup yapıyoruz, gayet zevkli oluyor, aramıza da girer misin?” diye tekrar sormuştu.
19 
 Elveda  (ALİ YERLİ)

Elveda, her gün bahçe duvarının üzerine koydurduğum ekmek kırıntılarına gelen kuşlara ve o kuşları tutmak için pusuda bekleyen kırçıl kediye...
20 
 Daldır Kaşığı Yahniye, Sorma Etini Bahri"ye - 1  (seyfullah ÇALIŞKAN)

DALDIR KAŞIĞI YAHNİYE, SORMA ETİNİ BAHRİ’YE -1 Gazetelerde hileli gıdalar ve insan sağlığına zararlı katkı maddeleri ile ilgili haber okumadığımız gün yoktur. Yapan da biz, satanda, tüketende… Yazılanlara bakılırsa aldığımız et ürünlerinde et dışında her şey varmış. Üzerinde dana eti yazılan sucuk ve salam ve sosis gibi ürünlerde sakatat, domuz, at, eşek eti kullanılıyormuş. Sakatat ve yağlar bir tarafa dünyada birçok ülkede at ve domuz eti tüketiliyor. Sağlık ve hijyen kurallarına uygun kesilip hazırlandığı zaman kimse bu hayvanların etini yediği için hastalıktan kırılmıyor. Biz inançlarımız gereği bu hayvanların etini yemeyi bırakın, yenilebileceği düşüncesine bile tiksinerek bakıyoruz. Keşke yediklerimizin içinde sadece at, eşek ve domuz eti olsa. Sağlıklı olsa, temiz olsa ve bilmeden dana eti niyetine tüketsek. Dünden razı olacağız… Yıllarca yurt dışında yaşamış bir ağabeyimiz var. Sohbeti tatlı, keçisakallı, macera dolu birikimli biri işte... Bu tiplerden mutlaka siz çevrenizde de bir iki tanıdığınız vardır. Mutlaka sürekli briç oynadıkları bir ekipleri vardır. Hepsi zamanın mektepli, diplomalı, yabancı dil bilen okumuş çocukları. Olgun abimizin briç yanında avcılık merakı da var. Neyse en iyisi olan biteni onun kendi ağzından anlatayım. Geçen sene Aralık ayında bir hafta sonu Çakıroğlu’na bıldırcına gittim. Bıldırcını bırak çulluk bile rast gelmedi. Av hevesi sadece köpeğin işine yaradı. Hayvan açık havada kıra, bayıra vurdu kendini. Keyiften geberecek. Hayvancağız aniden önümden yüz, yüz elli metre ilerde zınk diye durdu. Sarkık kulaklarını olabildiğince havaya dikti. Defneliğin kıyısına koşup havlayama başladı. Ne olup bittiğini ben de anlamadım. Hayvan defneliğe doğru koşup havlayarak saldırıyor, inleyerek geri kaçıyordu. Yaklaşınca bir de baktım sık defne kümesinin içinde bir domuz var. Beni görünce domuz çalıların arasından çıkıp bayırdan yukarı doğru koşmaya başladı. Arka arkaya nişan alıp iki tane çaktım. Burnu üstü yere çakılıp yuvarlanmaya başladım. Önce niye vurdum ki bu hayvanı diye düşündüm. Tarlada ekinimiz yok, mısırımız yok. Şimdi Almanya’da olsam veya İsveç’te bu domuz dünyanın parası eder. Hem organik, hem yabani… Oysa şimdi ben burada bırakıp gideceğim leşi günlerce etrafı kokutacak. Domuzun orasına, burasına bakıp incelerken aklıma şeytanca bir fikir geldi. Yurt dışındayken arkadaşlar kuzu eti diye bana defalarca domuz yedirip sonra da alay etmişlerdi. Üstelik yağlı kısımları atılırsa etinin tadı kuzu etine de benziyordu. Bıçağımı çıkarıp hayvanın ön ve arka bacaklarını kestim. Köydeki eve gittim. Kestiğim bacakların derilerini yüzdüm. Etlerini kemiklerden ayırdım. Yağlı kısımlarını kesip attım. Bir tencereye doldurup soğanlı, patatesli, havuçlu güzel bir yahni kaynattım. Hem de az buz değil. Kocaman bir tencere… Yeme de yanında yat. Ardından Sinop’a bir telefon patlattım. “Uşaklar koşun gelin. Köyde ziyafet var. Sadece ekmek alın. Başka bir şey lazım değil. Yok, içeriz, uçarız diyorsanız sizin bileceğiniz iş. Mutfağımızın geçici bir ekonomik arızadan dolayı içki servisini bir süreliğine durdurmuştur,” dedim. Bir saate kalmadan çıkıp geldiler. Hem nevaleyi de oldukça çeşitlisinden düzmüşler. Icığını cıcığını sormasalar ben de yalan söylemek zorunda kalmayacaktım. Ekmek buldun mu yanaş, dayak gördün mü sıvış. Oğlan için adağım vardı. Okulu bitirsin bir koç keseceğim demiştim. Daha önümüzde üniversite var ama adak adaktır. Kesmek lazım. İşte o koçu bu tün kestirdim. Birazını fakir fukaraya dağıttım. Geri kalanı da size ayırdım. Bir ikisi gak guk etti ama sesini kestim. Neymiş efendim ben dindar değilmişim. Adak adamak kim ben kimmişim? Oturduk sofraya hep beraber giriştik yahniye. Kaşıkların biri batıp, öteki çıkıyor. Bir tabak, iki tabak derken tencerenin dibi göründü. Bir de işin uzmanları var. Bu koç daha bir yaşına yeni girmiş. Yem ile değil kırda, bayırda kekik ile beslenmiş. Eti misler gibi kokuyormuş. Sanki illa ukalalık etmeliyiz. Her şeyden anlamalıyız. Yahni kaşıklandı, şaraplar, biralar, rakılar hafif hafif bünyede yol bulmaya başladı. Sofra toplandı, tatlı bir sohbet başladı. Zaten keyfimiz de yerinde. “Arkadaşlar, dedim. “Üzgünüm, yediğinizi ne kuzu ne de koçtu. Çakıroğlu’nda öğleye yakın bir domuz vurdum. Ziyan olmasına gönlüm elvermedi. Getirip eve pişirdim. Sonra da sizi çağırdım.” - Yalan valla yalan, bizimle kafa buluyor. - Doğrudur oğlum, ben anlamıştım zaten. - Şaka dimi be Olgun abi. Hadi şaka de… - Yalan söylüyor. Bir bakışta ne eti olduğunu şıp diye anlarım. - Yapar ulan bu gâvur, valla yapar… - Ne olursa olsun. Et güzeldi. Ellerine sağlık. Ben takmam aga, - Domuz olsa ne yazar. Önemli olan niyet... Biz onu koç diye yedik. “Şaka şaka…” dedim. Hepsinin rengi geldi. Ama öte yandan içlerine de kurt düştü bir kere. Artık fayda çıkmaz. Kurcalayıp dururlar. Adım gibi biliyorum. Birisi atladı hemen; - Bunun kemikleri nerde? - Köpeklere verdim, nerede olacak köpeklerin karnında. - Derisi nerde? - Koçu kesen köylüye verdim. Derisini, ciğerlerini, kalbini ve böbreklerini o aldı. - Yalan dimi, ne olursun doğruyu söyle. Yediğimiz domuzun etiydi dimi? Bursa Nisan 2011 Seyfullah

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17  Sonraki Sayfa




son eklenenler
Deep 5. 10
selim çok
Öykü > Deneysel
Dark 6. 11
selim çok
Öykü > Deneysel
Alcohol!
selim çok
Öykü > Deneysel
İnsan
MUHAMMET ALİ YÜKSEL
Öykü > Deneysel
Aziz Misafir
Furkan TERZİOĞLU
Öykü > Deneysel
Ambiyans 10. 12
selim koç
Öykü > Deneysel
Ambiyans 10. 11
selim koç
Öykü > Deneysel
Mutluluk Gelecek mi?
Mabel
Öykü > Deneysel
Odam...
mehmet burak yüksel
Öykü > Deneysel
Saka Kuşu
Yusuf Demirtaş
Öykü > Deneysel

 


 


Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2017 | © , 2017
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.