Mülteci Fahişe
Tanrıların en sevdiği kul yoktur; bütün kullarını eşit severler. Kulların şapşallığıdır; en sevilen olduklarına inanmak isterler...
"Yarınki gazeteyi okumak için bugün ölmenin ne anlamı var ki?" *Mark Twain*"
"Yarınki gazeteyi okumak için bugün ölmenin ne anlamı var ki?" *Mark Twain*"
Tanrıların en sevdiği kul yoktur; bütün kullarını eşit severler. Kulların şapşallığıdır; en sevilen olduklarına inanmak isterler...
Neredeyse hepimiz haftasonu taillerini iple çekmez miyiz? Rüyalar alemi, tutmayın bizi! Çatlasın gerilimler, unufak olup kırılsın zaman göstergeleri, çın çın. Hakikatler imgelerdir, artık, yaşam gerçeğinden uzakta, başka bir çağda, çoğu kez şiir diyarında
Tek kelime konusmadan.. Konusmaya gelmemisti ki.. Kiz "keske orada olsaydin" demisti. O da olmustu iste.. Hepsi o..
Ten rengi gül itiraz etti: "Hayır yalan söylemiyorum. Evet benimde dikenlerim var, evet bende kendimi beğenirim, ama bu kibir sınırına gelinceye kadardır. Çünkü kibir şeytana aittir. O değil midir ki Allah'ın emrine karşı gelip, kibirinden dolayı insana secde etmeyen? Bu sayede kovulmadı mı huzurdan? Ben Allah'tan korkarım. Bir
Yaşadığı toplumun sancılarını hisseden, yüzyılların değiştirilememiş kaderini, çaresizce çareler arayarak yaşayan bir yürekte, yeni filizlenen bir aşkın hikâyesi bu...
Sevmek, aşık olmak, sevilmek bir olmak ne güzeldi seninle...
Şimdi yoksun ,yoklugunla bir oldum.
Senmişsin gibi sevgili.
Gülümsedi olanlara inat. Farkına vardı yaşamın ayrılıklarla yenilendiğinin. Ve bedenini bırakıp uykuya yepyeni bir günün umuduyla kapadı gözlerini... Çünkü ‘‘Alışıyorsun zamanla herşeye...’’
Rüzgar yanlız gözlerin ıslalıklarını dondumak istememişti, bulutlar yanlızlığına kırgınlaştı tuzlu hüzün damlalarının. /
Bırakmadı yanlız,ağladı... /
William, kendisine bu adı takmıştım, William’ı birkaç kez bu gündüz uyuklamalarım sırasında beni izlerken yakalamıştım. Bir keresinde her zaman öğlenleri gittiğim cafe’nin camından dışarıyı izlerken, daha doğrusu dışarıyı izler gibi uyuklarken
Bu nokta fiziki bir nokta olmanın ötesinde psikolojik bir nokta idi. Bu noktada zihnim denge içinde olmalıydı. her şeyim bu noktanın çevresinde dönmeliydi. Bu nokta benimde sonsuza dek kımıltısız duracağım, sabit noktam olmalıydı. Bu nokta ile dünyanın tüm zerreleri arasında gizemli bir etkileşim içerisinde olacaktım. Bu etkileşim beni
Yoksun.
Sayamadığım kadar uzun zamandır yoksun yanımda. Sayamadığım kadar uzun zaman da yanımdaydın oysa. İki farklı meçhul zamanın arasında gidip gelmelerdeyim.
Bir zamanlar hükmettiğim kelimelerimi sana gönderdim. Şimdi onlarsız bir yitik kandilim. Onlarla birlikte gitti, tüm bildiklerim.
Altunizade’ye varmadan bir üst geçit,
Haber verir yokuş aşağı gidişi.
Bu en sevdiğim köprüden taa öbür kıtaya kadar,
İstersen boşta bile gider araban.
Hayat ta böyle olsa keşke.
Aşkta güçlü güçsüz yoktur. Aşk kendisi zaten büyük bir güçtür ve peşinde sürükler. Aşık olmadan bunu anlayamazsın. Bu nedenle aşıkların yaptıkları sana hep saçma gelir.
Yediği simidin masada kalan son susamı gibi hissettim. Beni alması çok kolaydı. Parmağını ıslatıp değmesi yeterliydi. Ben, ne kanatları, ne de ayakları olmayan bir susamdım onun dünyasında.
Bilmiyordu kanatlarımı sekiz ay önce koparmıştım ben. Uçmayı öğretenime geri vermek için bana öğrettiğini. O zamanlar bilmiyordum bilinmeyen şeylerin özlenmeyeceğini ve bilmiyordum bildiklerini yok ettiğinde daha çok özleneceğini.
Mert Başaran