Şehit Sevgilisi Elif (Bülent Yalçınkaya)
Elif’i yanıma çağırdım kızım Sali ’yi sen yaşatacaksın varlığına alıştığın gibi onun yokluğun ’ada alışacaksın sanki bunları bana birisi söyletiyordu.
"Sabahın yedisinde uyananların tek suçu, akşamın beşinde ölenlerden olmalarıdır." – Terry Pratchett (kurgusal)"
"Sabahın yedisinde uyananların tek suçu, akşamın beşinde ölenlerden olmalarıdır." – Terry Pratchett (kurgusal)"
Elif’i yanıma çağırdım kızım Sali ’yi sen yaşatacaksın varlığına alıştığın gibi onun yokluğun ’ada alışacaksın sanki bunları bana birisi söyletiyordu.
Bana deli derler. Hikâyelerini burada kesip biçtiğime inanmadıklarından… Oysa ruhsuzdurlar, ruhları, bedenlerinin kemikleri şu gönyenin ucunda bekler, haberleri yok. Olmaması da muhtemeldir. Bilenler var ama var hocam var… Siz de bilecekmiş gibi yapın, ötesi önemli değil. Kurmaca aklınızda yeni isimler bulun. Buldunuz da. Farkındayım. İnsan denilen şu yaratıklar,
Kürekçiler hasatsız denizi
köpürttüler kürekleriyle,
tez yürüyüşlü gemi gün batarken
ulaştı Sirenlerin adasına,
yüreğim kopacak gibiydi,
–Bu öykü, Maksim GORKİ’nin Soytarı adlı eserinin Seyirciler bölümünden uyarlanmış olup naçizane, kendisine atfedilmiştir…–
Sabaha karşı; kargalar ve yusufçuklar…
Kuraklık o yıl, New Jersey’in yemyeşil çayırlarını kahverengine çevirmiş ve tüm New Jerseylilerin gurur kaynağı yüzyıllık dev ağaçların yapraklarının zamanından önce dökülmesine neden olmuştu.
Sızı düştü yüreğine her zamankinden daha acı, her zamankinden daha çaresiz...
Tanitalim gayrı
Yaziyi okuyun yiter:)
Bana katıyorsaniz sevinirim :)
Hem katilip hemde yorumuzla desteklerseniz,
O zaman deme keyfime:)
Özel bir gayret olmamakla birlikte bir de bakıyorum ki kadınları yazmışım.
Cahillikten inleyen yüreğe, fetvası dünden okunmuş küçük bir sesleniştir gece.
...
Kalemde kuruyan pınardan çağlarken hasret, mürekkepsiz medeniyet kalır elimde.
\_\_ Ağlamıyorum ki...
Yol bitmek bilmiyordu bir türlü, uzadıkça uzuyordu... Ne kadar yürüdüğünü kestiremiyordu Sultan, yalnızca ayaklarının sızladığını hissediyordu. Hava kararmaya başlamıştı, yol bitmiyor aksine uzuyordu gitgide. Gökteki yıldızlar bir bir parıldamaya başladı. Ay gökte asılı bir lamba gibi aydınlatıyordu yolunu. Hızlandı birden, içine tarifsiz bir korku sinmişti.
Meryem, bir taraftan orayı burayı silip süpürürken, konağın penceresinden de İbrahim Ağa’nın yolunu gözetliyordu. Gayesi ne temizlik yapmak ne de pencereden bakmaktı. İbrahim Ağa’ya ne diyecek onun gazabından bu kez nasıl kurtulacaktı. Bu düşüncesini dağıtmak için oyalanıyordu. İbrahim Ağa, çakmak taşı kadar sert, biber gibi acı biriydi. Bu
……Ölmek yeğdir olacaksa senin her şeyim.
……Seviyordu tensiz bir hayali, vücut sanıyordu.... Sulardakini.
Narkissos
Parlak bir dolunay ışıltısının bütün İstanbul'u aydınlattığı serin bir bahar gecesiydi. Boğazdan sokulan rüzgar, Haliç'in kendine has o ince yosun kokusunu bağrına sararak sürükleyip karşı tepelere kadar götürüyordu. Ve o gece, bütün İstanbul uykusuz, bütün İstanbul huzursuzdu sanki...
bu yazının ardında art niyet yok fakirin nacizane tavsiyeleri yazar olmak isteyenlere saygılar
Yalnızlığıyla demini alırdı ıssızlığı, yaraları acırdı yüreğinin en derininde. Ve bir yudum daha alırdı çayından, derdiyle keyiflenir, umutlarıyla ağlardı…
Koşarken nefes nefese kalmışlardı. Arabaya bindiler ve uzaklaştılar. Bütün planları suya düşmüştü. Planlarında bir hata vardı. Allah ın bütün diğer günleri dururken neden Cuma gününü seçmişlerdi ki! Tabii ki işe yaramazdı. Herkes, ellerini dua için açtığı anda onlar, günah işlemeye yeltenmişlerdi.
Düşüncelerimin rüzgarında içim titredi, düşüncelerim bana bir çok bireyin aksine sıcak kuytular sunmamakta idi. Düşüncelerim, hayatlarındaki sıcaklığı yitirmiş, belki de hiçbir zaman sıcak bir hayata sahip olamamış insanlar adına hayatımdaki sıcaklığa rağmen beni üşütmekteydi.
Beş kardeşin birbirinden ayrılmamasını tüm klabimle bütün dünya için dileğiyle
Şule Gürbüz