Pırlanta
Siyah kadife kumaşın üzerinde irili ufaklı pırlantalar.Işığında yansımasıyla nasılda göz alıyorlar.
"İyi bir roman, kahramanı hakkındaki gerçeği söyler. — G. K. Chesterton"
"İyi bir roman, kahramanı hakkındaki gerçeği söyler. — G. K. Chesterton"
Karanlık bir şehirde eski bir ağacın altında can çekişen umutları ölüyordu kucağında. Menzili yoktu sevdalı gözlerin, bir damla yaş olur akardı mevsimlerin sonbaharı. Saatler hüznü vururken sevdaya hazırlanan bir kadındı hazan.
-Böyle şeyi ilk kez yaşıyorum. Çok arkadaşım oldu, konuştum, görüştüm, beni sevdiğini söyleyenler de oldu. Ama hiç kimseye karşı bu kadar yoğun duygu seli hissetmedim. Sabaha kadar seni düşündüm. Sabah seni görebilmek için cama çıktım, görünce çok sevindi
Kır kahvesinde bekleyen bir aşığın hikâyesi... Her ayın ilk cumartesi günü saat beşte buluştukları özel mekânda, sevdiği kadını bekleyen anlatıcı, geç kalan sevgilisini düşünürken beş yıllık rutinlerini ve bu büyülü mekânı anlatıyor. Ağaçların eşliğinde ulaşılan, doğayla iç içe olan Kamil Usta'nın kahvesinde, su sesi, çiçekler ve paylaşılan anılar
Bütün eskiler sofrada yerini almış. Ortaya da beşbuçukyıllık bir yiyecek konmuş. Eller çenede bakıyoruz "önce kim yiyecek" diye. Bir an için fısıldıyorum kendi kendime;
Göz göze geldiklerinde saatine bakmıştı. O anda saatin kaç olduğunu sorsalar bilemezdi.
Bir pazar yeriydi sevda sokağı;farklı tezgahların olduğu,tek giriş ve tek çıkıştan ibaret.Girişte çiçekçi bir kız,çıkışta mendil satan bir erkek vardı.Herkes ömründe bir kez uğruyordu bu pazara.Kiminin elinde tomurcuklanırken,kiminin eline değmeden sokağın ortasında soluyordu çiçekler ve bir çiçeği yaşatabilme ihtimaliyle tekrar dönenler vardı o sokağın başına.Oysa bir çiçek soldu
Yusuf ki, bakıpta görmediğimiz... Yusuf ki; görüpte, kendi ar gömleğimizi iç fistan diye giydiğimiz için, gözümüzü sızıyla yumduğumuz... Yusuf ki, kuyularda kalabilen, Yusuf ki, kuyuların öz çocuğu... Yusuf ki, kuyulardan çıkmanın yegane vesilesine meftun... Yusuf ki, münacat eden sabr-ı cemil ile... Yusuf ki, su ile yaren... Suya hasret
Tabuların , savaşın ve ölümün olmadığı , Nuh’un gemisi gibi her cansızdan bir çiftin sığındığı yerde , bir sonraki savaşı beklemeye koyuldular . Hiç başlamasın istiyorlardı ama ne yazık ki tükenen ve sonra yeniden türeyen soylar savaşı unutmamışlard
Güzeldin,
Önce bu yanın çekmişti beni kendine, büyülü bir yanı vardı gözlerinin, bakmaktan alıkoyamazdım kendimi. Bilmezdin sana olan zaafımı hayran hayran bakardım sana sen dostça sanırdın.
Saatlerce bıkmadan anlatır doğru dürüst hiçbir kelimeni dinley
Geciken bir sevda masalı yazıldı ılık bir İstanbu akşamında mavi dalgalar üzerine.
Benim sevgi anlayışım farklı. Zamanla duygularım olgunlaşır, sevgiyle yoğrulur, sevgi yoğunlaşır aşka dönüşür. Ama şu an için kendi anladığım anlamda bir sevgi ve aşk sözkonusu değil, olamaz da. Sadece sana karşı bir ilgim var, yeterince tanımıyorum, sen
Bazen gözlerine baktığımda kafasının içine girip, ne düşündüğünü bilmeyi ne kadar istediğimi anlıyor mu acaba?
Harfler ve noktalarda bazen yorar insanı.Bende sizi yormaya karar verdim bir C. ile .Bir harf ,bir isimden daha çok şey anlatır mı? Ben bir harf ile anlatmaya karar vardim bir fırtınalı aşk ve gurur hikayesini.
Nedense artık konuşamıyor, anlatamıyor, yazamıyor, paylaşamıyordu. Belki de artık hayal kuramıyordu...
Çekmişsin gözüne kalem
Nere gittiğini bilem
Kız kurbanın kölen olam
Sen kimlere gidiyorsun
bir mevsimdi sonbahar sevmemiş olana . seven bilirdi bir sonbaharın tadını çatırdayan sarı yapraklarla bir onlar ağlar ben gibi
Toparlandı, soba sönmüş, odanın içerisinde soğumuştu.
‘’Hepsi rüyayıymış, keşke gerçek olsaydı’’ deyip, yorganının altına girdi ve derin bir uykuya daldı.
Sevgililer gününe, gereğinden fazla değer verilmesinin yaratabileceği olumsuz durumlara uç bir örnek...