İlk Öpücük (4)
Nedense artık konuşamıyor, anlatamıyor, yazamıyor, paylaşamıyordu. Belki de artık hayal kuramıyordu...
"Yarınki gazeteyi okumak için bugün ölmenin ne anlamı var ki?" *Mark Twain*"
"Yarınki gazeteyi okumak için bugün ölmenin ne anlamı var ki?" *Mark Twain*"
Nedense artık konuşamıyor, anlatamıyor, yazamıyor, paylaşamıyordu. Belki de artık hayal kuramıyordu...
Ben sevdim seninki sahteymiş meğer
Seven sevgisine karşılık ister
Bende hala sevgin kaldıysa eğer
Sükut edip durma al hakkın varsa
O iri, laciver gözleri hiç değişmemişti, yirmi iki yıl sonra, aynı masumiyet, aynı sevgi, aynı şefkat, aynı derinlikte bakıyordu Nüsapel.
Küçüğüm çocuğum bir çoğuna göre
tarfi olmayan ve anlatıldıkça anlam kazanan bir sevdaya merhaba diyormuşum meğer....
Çekmişsin gözüne kalem
Nere gittiğini bilem
Kız kurbanın kölen olam
Sen kimlere gidiyorsun
Biraz kırık, biraz dökük duygular. Üstüste gelmişler hayalleri oluşturmuşlar. Gerçekleşmeyecek duyguların üstüne bastırmak; kişinin sevinç, güven ve her türlü etkinliğinin normal olmayan bir biçimde arttığı ruh hastalığını, maniyi çıkarmış ortalığa.
Aslında bu bir mektup, okuyanı yok.
Afrika Menekşesi
Terkedilmişlik değil bunun adı hem terkedilmişlik olur mu hiç bekleyişin adı?
Belki ölümün insanlar üzerine serptiği o kahrolası yalnızlık.
“Bir hikâye yazıyordum. kahramanı sendin bu hikâyenin.
Zamanı üç boyutuyla kuşatıyordu güzelliğin. Ben çaresiz kalemim kaditti. Oysa sen, alabildiğine albenili,
alabildiğine kayıtsızdın...”
insan hayatında önemli olan şimdilerdir ve ben bütün şimdilerimde seni seveceğim...
Genç kız aynada tüm hatlarını inceledi. Ne bir yüz güzelliği vardı ne de vücut güzelliği. Üstelik birazda boy fakiriydi. Oysa tüm bedeni alev alev yanıyordu. Onu kucaklayacak, doyasıya sevecek, hatta canını
Kar yağar da küçük torun durur muydu? Elini yüzünü bile doğru dürüst yıkamadan, elinde bir ekmek somunu, tiril tiril giysilerle dışarı çıkmaya hazırlanıyordu. Annesinin sevimli öfkesiyle üzerine kalın bir kazak giydi. Daha iyi kaysın diye lastik ayakkabılarını ayaklarına geçirdi. Beline kadar yağan kara aldırmadan bata çıka, konak bahçesinin
Londra’daki Royal Art Museum’un en geniş dört galerisi 1998 yılının Temmuz ayı boyunca “Let me tell you love” adlı karma resim sergisi için ziyarete açılmıştı. Serginin en ilgi gören çalışması, seri halindeki beş adet kadın portresi idi...
İnternet, her zaman işimizi kolaylaştırmıyor veya önce kolaylaştırıyor sonrada sanki onu keşfettiğimize bin pişman ediyor bizleri
İlişkinin canım cicim bölümü bir kaşık suda koparılan fırtınalarla soğumaya başladı. Esas oğlan kızı artık eskisi kadar şirin ve çekici bulmuyordu.
İhsan Oktay Anar