Bana Bir Şarkı Çalarmısınız
Telefon ahizesini yerine koyarken, sabitleşen bakışları ile pencerenin dışındaki gecenin karanlığını deler gibiydi gözleri.
"Edebiyat, hayatın aynasıdır... öyle ki bazen o aynayı kırıp bir de kendi yansımamıza şaşarız." - Oscar Wilde"
"Edebiyat, hayatın aynasıdır... öyle ki bazen o aynayı kırıp bir de kendi yansımamıza şaşarız." - Oscar Wilde"
Telefon ahizesini yerine koyarken, sabitleşen bakışları ile pencerenin dışındaki gecenin karanlığını deler gibiydi gözleri.
Ali içerideki kanepeye uzanmıştı... Kalbinde değişik bir sızı vardı. İçin için yanıyordu. Kim bilir, Elif şimdi nasıldır ve ne yapıyordur? Tam o sırada kapı yavaşça açıldı. İçeriye usulca birisi girdi. Bu Eliften başkası değildi Ali'nin kalbi hızla çarpmaya başladı. Nasıl oldu da geldin Elif? diyecek oldu, soramadı. Kelimeler
Sen iki adım önden yürürken fay hattımdan geçiyor, artçı sarsıntılar başlatıyordun kalbimde.
Sigarasından derin bir nefes daha çekti. Sigarası da olmasa ne yapardı?
Sıkıntılı olduğu anlarda en çabuk sarıldığı tek şey oydu. Günde iki, üç paket kadar içiyordu. Arabasını evinin önüne park etti
Aradan zaman geçti. Recep ve Hasan arasındaki görüşmeler devam etti. Gündem hep Hülya oldu. Ancak her iki arkadaşta Hülya’dan bahsederken, birbirlerine renk vermemeye özen gösterdi.
Ne günlerdi onlar, o gün için macera, bugün ise anlatılan ne acıklı dönemlermiş. Ne kayıpmış ömrümüzde.İnsanların birbirini kasıp kavurduğu bir dönemde çocuk olmayı öğreniyordum.
O zamanlar, aşk ne demekti, nerden alınırdı.
Bir çocuk bedenine ağır, bir
insan hayatında önemli olan şimdilerdir ve ben bütün şimdilerimde seni seveceğim...
bir mevsimdi sonbahar sevmemiş olana . seven bilirdi bir sonbaharın tadını çatırdayan sarı yapraklarla bir onlar ağlar ben gibi
Birkaç saatlik bölük pörçük uykuyla erkenden uyandım. Penceremi açtığımda farklı bir hava odamdaydı. Günlerden Cumartesiydi İşe de öğleden sonra üçte başlayacağıma sevindim. Yüzümü bile yıkamadan ev ahalisini uyandırmadan mutfağa yine fare kıvraklığında sessizce girdim. Karşı pencere yine aralıktı Gözüm dakikalarca orada belirecek küçük bir hareketi bekledi... Hareket olmayınca
"Hayır Nejat bey, teşekkür ederim ama gitmem gerekiyor. Akşam nasılsa tekrar geleceğim" derken sanki gizli bir randevu veriyordu Aytuğ komisere. Kelimelerin özgürlüğünü kullanarak, ikisinin anlayabileceği cümleler kuruyordu. Bi rataftan gitme hazırlıkları yaparken bir yandan da akşam onu görüp göremeyeceğinden emin olmak istercesine aynı şifreli cümleleri Aytuğ`dan da bekliyordu
"Istediğim kadar yavas olabilirim… Hatta hiç dönmiebilirim de… Kimsenin umrunda olmaz … Evde beni bekleyen kucuk beyaz bi tüy yumağından baska birsey yok ne de olsa…"
-Böyle şeyi ilk kez yaşıyorum. Çok arkadaşım oldu, konuştum, görüştüm, beni sevdiğini söyleyenler de oldu. Ama hiç kimseye karşı bu kadar yoğun duygu seli hissetmedim. Sabaha kadar seni düşündüm. Sabah seni görebilmek için cama çıktım, görünce çok sevindi
Her yeni güne merhaba derken hayat, dışarıda kaç insan paylaşır yalnızlığını, ya da kaç insanı konuk edersin kalbindeki özlem sofrasına? Yakamadığın tek bir sigaranın hayal kırıklığından sonra sabaha kadar yaktığın kaç sigaranın zevkine vardın acaba? Hala onca kelimelerle anlamlı cümleler kurmak için dolaşırken kalemin beyaz kağıtlarda ve her
Kar yağar da küçük torun durur muydu? Elini yüzünü bile doğru dürüst yıkamadan, elinde bir ekmek somunu, tiril tiril giysilerle dışarı çıkmaya hazırlanıyordu. Annesinin sevimli öfkesiyle üzerine kalın bir kazak giydi. Daha iyi kaysın diye lastik ayakkabılarını ayaklarına geçirdi. Beline kadar yağan kara aldırmadan bata çıka, konak bahçesinin
yol üstünde gördüklerimiz vardır. düşünmeden yaptıklarımız vardır. içinden geçip gittiğimiz hayatlar vardır.hayatlarına teğet geçtiklerimiz anısına.
Aşka en çok bahar yakışır değil mi? Oysa bir kış mevsiminde başlıyor bu düşsel aşk. Dışarıda kış, yüreklerde bahar... Kırlar yerine, yüreklerde açıyor papatyalar... Dışarısı soğukmuş, buz gibiymiş, ne gam? Yüreklerde güneş...
Londra’daki Royal Art Museum’un en geniş dört galerisi 1998 yılının Temmuz ayı boyunca “Let me tell you love” adlı karma resim sergisi için ziyarete açılmıştı. Serginin en ilgi gören çalışması, seri halindeki beş adet kadın portresi idi...