Sadece Bir Gazete İlanı
'Hayatımda öyle birşey olsun ki herşeye bakışımı değiştirsin ve beni birden olgunlaştırsın' dediğiniz oldu mu hiç...
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
'Hayatımda öyle birşey olsun ki herşeye bakışımı değiştirsin ve beni birden olgunlaştırsın' dediğiniz oldu mu hiç...
Yürüyüşlerinden, endamlarından, edalarından alenen belli oluyordu. Tuhaf bir irkilmeyle, keyiflenmeye çalıştığı içkisini dudaklarından çekip acele barın üstüne bıraktı.
...Adam, her bir filmin özetini dikkatle okuyarak saatlerce bakındı. Nerede olduğunu ve yaptığının garip karşılanacağını önemsemiyor gibi, hayatının en önemli kararını verecekmişçesine tüm filmleri tarıyordu....
Evrenin ve Dünyanın yaradılışına şahit olan biri, belki de bir ruh, ya da bir bilinç, kendini birden bir bedenin içinde buluyor ve onun gözüyle, çok tanıdık olaylara gözlemci oluyor.
“Sessizlik hakim garip bir şekilde bu aralar sarayın avlusuna. Ne yeşilliği ve çeşit çeşit gülleriyle övündüğümüz bahçenin tadı, ne de derin derin ürpertisiyle suyunu bir havuza akıtan heykelin gizemi kalmıştı artık. Sessizliğin içine işlediği bir saray avlusu...sessizliği sizin bedeninize takılı kılan bir umutsuzluk ve umursamazlık. Sessizliği...siz yapan gerçeklik.
Ejderha içini çekti, kendini zor durumlarda bulmaya ve komik duruma düşmeye alışkındı. Onu gören olursa en fazla bir tane daha eklenmiş olacaktı.
Hşşşt… Sessiz olun… Duyuyor musunuz?
Zamanın ve mekanın ötesinde, zamansızlığın ve mekansızlığın hüküm sürdüğü bir yerde kelimelere ihtiyaç olmaksızın bir sohbet sürmekte… Kulak verin.
Sahildeki yarısı parçalanmış bankın sağlam tarafına oturdu. Neden sonra bir iki metre ilerde yatan adamı fark etti. Kalkıp çevirdi. Yüzü yoktu. İrkilip sol elini yüzüne götürdü. Biraz ıslaktı ama derisi yerindeydi. Rahatlayıp yerine döndü. Islaklığın sebebini düşünmemeyi yeğledi
Sıcacık şöminemizdeki neşeli alevler yüzümü aydınlatırken, taş döşemenin önüne oturmuş ellerimi ovuşturuyordum. “Neden kış ayları böyle soğuk olur ki?” diye de düşünüyordum bir yandan...
"Eskiden her şey ateşmiş. Tanrılar her şeyi bir kıvılcımdan yaratmış. Her şey öyle ateşmiş ki, bir zamanlar dünyanın tam göbeğiymiş adına “cehennem” dedikleri. Şimdi ise sönmekte dünyanın bütün ateşgedeleri..."
Arkadaşlar, Ben Harry Potter'ı çok sevdiğim içim onun fanfictionunu yazdım. Hikkayem Harry Potter'in beşinci yılını anlatıyor. Henüz tamamlayamadığım içim ilk on bir bölümünü yolluyorum. Eğer ilgi görürse devamını da yollamayı düşünüyorum.
Herkes gibi, kendi meleğinizi kendiniz yaratırsınız. Ve o, hiç de beklemediğiniz bir anda, sizi ziyaret ediverir. Sizi büyülü örtüsüyle kaplar ve öyle bir etkiler ki, gittikten sonra da ondan birşeyler mutlaka kalır. Onu özler, beklersiniz; çünkü o sizden bir parçadır aslında.
Seni gömdüm geceye.Sevdamı cam şişeye koyup denizin en kuytu köşesine sakladım.Rüzgarını sevdim.Seni savuran yalanlarla dolu.Hecelerine birer şarkı uydurdum kendimce....
Koltuğun üzerinde öylece oturmak bile sorgulamayı çağrıştırdı içinde. Sonra düşündü Zehra Hanım; ne vakit bitecekti bu koca göbekli adamın horultusu diye… Ama bu konunun üzerinde çok da durmadı… Aldı eline örgüsünü, uçları sivri uzunca 2 metal değneğin; örgü şişlerinin birbirine çarpış seslerine aldırmadan, sanki dünyanın en önemli sanat
‘‘Yüzük parmaktan çıktığı zaman geri dönüş yoktur kraliçem’’
Çok aşık bir o kadar da gururlu prens böyle diyordu nişanlısına.
‘‘Emin olmalıyım prens, aşkımdan, sizi sevdiğ
Kerem Eksen