Buzdan Hayat
Kakaolu bacaklar, vanilyalı yüz...Çikolatalı gözler. Buzdan
burun....kakaolu eller
işte Ellenin hikayesi........
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Kakaolu bacaklar, vanilyalı yüz...Çikolatalı gözler. Buzdan
burun....kakaolu eller
işte Ellenin hikayesi........
Belki de dedeler, hikayeleri dilden dile anlatılsın diye var olan simülasyonlardan ibaretler. Belki de gerçekte dede filan yok.
Buzul çağdayken Tabiat Ana'nın işi bayağa bi zordu... Yazın bile her taraf buzlara kaplı olunca tabii ki de zor olacaktı... Hem karayı, hem havayı kontrol etmek... Zaten Buzul Çağı da Tabiat Ana gece uyurken başlamıştı...
Yalnızlığında kaybolmuş,tesadüflere inanan ruhlara...
Ölümü kandırmayı başardı Korinthos Kralı Sisyphos. Kendini almaya gelen ölümü, zincirlerle sıkıca bağlayıp kaçmayı başardı. Deli bir sevinçle koştu kırlarda, zincirinden kurtulamaz sanıyordu ölüm ve öylede oldu.
...Burası karma cennettir. Bütün hayvanlar farklı zaman dilimlerinden buraya gelir. Yavru köpeklerin rüyyalarını süsleyen köpek cenneti hiç bir zaman olmadı...
Aşağıda bazı üyelerimizin kayıp mutluluk nimetleri ilanlarını okuyacaksınız. Eğer aralarında durumunuza uyan bir ilan veya verilmiş tariflere yardımcı olacak mevcut bilginiz varsa lütfen bizi arayınız.
....Zeynep hayran hayran etrafına bakınırken, ıslağımsı,yapış yapış ve buz gibi bir el omzuna dokundu.
‘‘Yüzük parmaktan çıktığı zaman geri dönüş yoktur kraliçem’’
Çok aşık bir o kadar da gururlu prens böyle diyordu nişanlısına.
‘‘Emin olmalıyım prens, aşkımdan, sizi sevdiğ
Karma Şehrin kaderinde bugün ne olduğunu kimse bilemez fakat Juneau’nun kaderi onun hiç de istemediği şekilde ilerliyordu.Dün gece yaşadığı olayların bir kabus olmasını umarak uyandı yatağında ama kabus değildi, hepsi de gerçekti yaşadıklarının.O yaşadığı tabloyu istemeyerek gözünün önüne getirdiğinde, gözlerinde yaşlar biriktiğini hissederek dikkatini başka yöne vermeye çalıştı.
Yürüyüşlerinden, endamlarından, edalarından alenen belli oluyordu. Tuhaf bir irkilmeyle, keyiflenmeye çalıştığı içkisini dudaklarından çekip acele barın üstüne bıraktı.
Suya atladığımda güneş doğmamıştı henüz. Saniyeler süren o uzun yolculuk az önce bitmiş, gözlerim daha iri gözlülerle karşılaşmamak için titremeliydi hala...
Orman sessizleşti, hava kararıyordu. Batu’nun bıraktığı gitar ormanın içinde yeni sahibini bekliyordu.
Sıcacık şöminemizdeki neşeli alevler yüzümü aydınlatırken, taş döşemenin önüne oturmuş ellerimi ovuşturuyordum. “Neden kış ayları böyle soğuk olur ki?” diye de düşünüyordum bir yandan...
Mucizeler ülkesi de denilebilir... Ülkemizden bahsediyorum. Bana herhangi bir ülke gösterin ki, bizim sabredebildiklerimize katlanabilsin.