"Sabah 8'de uyanıp, dünyayı kurtarmaya çalışmak... Eh, en azından kahvemi bitirmiş olurum." – Douglas Adams"

Öykü > Kent

üzgün

Beklek VII.

Soft, durmadan ayağımdan sarkan bandaja saldırıyor, sanki açmaya çalışıyordu. Yatağımda doğruldum. Ayağa kalktım. Sevşan'a beni bu şekilde sarmalamasını kimin söylediğini sordum. Beyaz gazlı bezle tüm vücudum özenle sarılmıştı. İçim şiddetle kaşınıyordu ve tuvalete gitmem gerekiyordu. Ağır adımlarla zorlukla tuvalete doğru yürümeye başladım. Arada sırada durumumu daha vahim gösterebilmek

Kargalar bilir

Rüzgar neredeyse fırtınaya çevirmiş, havada artık yalnızca yapraklar değil küçük dallar, at kestaneleri uçuşuyor. Her yandan sesler geliyor. Ağaçların gevezeliği tutmuş yine. Birbirlerine sesleniyor, birlikte şarkılar söylüyorlar. Parkın ortasındaki en kocaman ağaç bir orkestra şefi gibi salladığı uzun dallarıyla ağaçlar korosunu yönetiyor.

olumsuz

Beklek V.

Muazzez'i yazmaya başladığımda yalnız bir adam olmakla övünüyordum. Bir insanın en güçlü halinin yalın hali olduğuna biat etmiş olmam beni özgür kılıyordu. Chao... kaval kemiği gibi güçlü, kırılmaz, kahramanlarının tek tanrısı... yaratır, öldürür, ardına bakmaz. Atom çekirdeği gibi kırılmaz bölünmez bir çetinliğe sahip olduğumu sanıyor olmanın altında yatan

karışık

Beklek IX.

“Ra hayır oğlum.” dedi.
Köpek komutu iplemedi. Soft sırtındaki tüyleri dikleştirip pozisyon aldı. Kadın masadan kalkıp köpeği boynundaki tasmadan çekip, yüzüme gülümseyerek köpeğinin sağır olduğunu söyledi. Sağır köpeğe seslenerek komut verme çabasını anlamaya çalışarak Ra'nın dudak okuyup okuyamadığını sordum. Boş bulunup böyle bir yeteneği olmadığını söyledi.

karamsar

Varlık

Para kazanmak için verilen değer ve zamanın ciddiyetini sorgulama düşüncesinden neden inatla kaçar ki insan? Değer olgusunu kağıtlara tapınma üzerine kuranlara dair bir öykü.

olumsuz

Yamyamların Şafağı - 2022

Boğaziçi'nde okuyan Orhun ile mahallenin ağabeyi Yasin arasındaki sokak sohbeti, yazarlık kursundan doğan absürt bir hikâyeye dönüşüyor. Patronaj, sınıf farkı ve yaratıcı yazarlığın mahalle gerçeğiyle karşılaşması.

olumlu

Yazar ve Bir Bardak Soğumuş Çay

Tepside iki tane bardak var: Demek kadın da çay içecek... Doldurup içiyorlar, içiyorlar. Birbirlerine gülümsüyorlar. Tek kelime etmiyorlar... Kadın hâlâ kocasının kucağında oturuyor. Kadın hâlâ limon kokuyor.

üzgün

Plajda Bir Gün

Halim bu yılki dinlencesinin bir haftalık kısmını Antalya’da ailesinin yanında geçirmeyi kararlaştırmıştı. Nesibe ise önce hafta sonunu yalnız kalıp kitap okuyarak geçirmeyi planlamıştı, ama Halimden beklemediği telefon gelince yaşadıkları güzel günlerin hatırına onunla plaja gitmeyi kabul etmişti. Lara Plajına giden ilk otobüse bindiler.

karışık

Ben İstanbul"luyum!

Bu dünyada anam olsa beğenirdi beni çünkü ben onun kuzgun yavrusuydum! O halde ben de içimi, sevincimi, hasretimi, korkularımı, hayallerimi cesaretle İstanbul’a ve doktoruma anlatacaktım. Benim adım Saadet Şefikay’dı. Ve dedikleri oldu. Darüşşafaka’ ya teslim etmiş beni doktorum.

üzgün

Yokluk - 3

Yoksulluk, yokluğun en acı hali belki de ve yokluğu en derin olarak yaşayan yoksulları çoğumuz fark etmiyoruz bile. Peki, acınası halde olanlar onlar mı sizce?

üzgün

Şairler Ülkesi Bahar Bekliyor

Yıl 2002. Aralık ayının on ikinci günü. Soğuk bir Ankara akşamı. Caddeler insan kalabalığıyla dolu. İnsanlar işlerinden çıkmış evlerine varma telaşındalar. Orta boylu,orta yaşlı, esmer,bıyıklı bir adam eski paltosunun yakalarını soğuktan korunmak için kaldırmış Mamak Metro İstasyonuna doğru dalgın dalgın yürüyordu. Elinde bir poşet vardı. Poşetin içinde de

üzgün

Vuslat Ya da Veda

Karanlık, şehrin bol ışıklı aydınlığına, hengâmesine galebe çalamamıştı henüz. Bir yanım Fatih, bir yanım Beyazıt, sırtımda boğazın gece meltemi. Işıklı caddeden geçen gençlerin şen şakrak sesleri içinde sıcak bir günün ardından, köşküne çekiliveren güneşin yokluğunu fırsat bilip sökün eden tatlı bir serinlikten belki de mahmur bir demde silah

karamsar

Bu Şehir O Eski İstanbulmudur?

Elini sokup yeleğinin cebinden bir avuç çakıl taşı çıkardı “sana bunları vereceğim , ama … eğer İstanbul beni sorarsa onu görmedim dersin”
Taşları avucuma bıraktı, çantasını sırtlanıp ,ışıldağını söndürdü …

Başa Dön