Öykü > Kent
Beklek VII.
Soft, durmadan ayağımdan sarkan bandaja saldırıyor, sanki açmaya çalışıyordu. Yatağımda doğruldum. Ayağa kalktım. Sevşan'a beni bu şekilde sarmalamasını kimin söylediğini sordum. Beyaz gazlı bezle tüm vücudum özenle sarılmıştı. İçim şiddetle kaşınıyordu ve tuvalete gitmem gerekiyordu. Ağır adımlarla zorlukla tuvalete doğru yürümeye başladım. Arada sırada durumumu daha vahim gösterebilmek
Kargalar bilir
Rüzgar neredeyse fırtınaya çevirmiş, havada artık yalnızca yapraklar değil küçük dallar, at kestaneleri uçuşuyor. Her yandan sesler geliyor. Ağaçların gevezeliği tutmuş yine. Birbirlerine sesleniyor, birlikte şarkılar söylüyorlar. Parkın ortasındaki en kocaman ağaç bir orkestra şefi gibi salladığı uzun dallarıyla ağaçlar korosunu yönetiyor.
Beklek V.
Muazzez'i yazmaya başladığımda yalnız bir adam olmakla övünüyordum. Bir insanın en güçlü halinin yalın hali olduğuna biat etmiş olmam beni özgür kılıyordu. Chao... kaval kemiği gibi güçlü, kırılmaz, kahramanlarının tek tanrısı... yaratır, öldürür, ardına bakmaz. Atom çekirdeği gibi kırılmaz bölünmez bir çetinliğe sahip olduğumu sanıyor olmanın altında yatan
Sonbahar Kıyımları
Bu soğuk nereden çıktı bilmem ki? Bu akşamüstleri bir tuhaftır buralarda. Ağaç dalları sizinle konuşur...
Beklek IX.
“Ra hayır oğlum.” dedi.
Köpek komutu iplemedi. Soft sırtındaki tüyleri dikleştirip pozisyon aldı. Kadın masadan kalkıp köpeği boynundaki tasmadan çekip, yüzüme gülümseyerek köpeğinin sağır olduğunu söyledi. Sağır köpeğe seslenerek komut verme çabasını anlamaya çalışarak Ra'nın dudak okuyup okuyamadığını sordum. Boş bulunup böyle bir yeteneği olmadığını söyledi.
Varlık
Para kazanmak için verilen değer ve zamanın ciddiyetini sorgulama düşüncesinden neden inatla kaçar ki insan? Değer olgusunu kağıtlara tapınma üzerine kuranlara dair bir öykü.
Bir Kentin Öyküsü
Gecenin ilerlemiş bir saatinde, sokak lambaları ve ışıklı tabelalar tarafından aydınlatılmış bir kentin hikâyesi
Yamyamların Şafağı - 2022
Boğaziçi'nde okuyan Orhun ile mahallenin ağabeyi Yasin arasındaki sokak sohbeti, yazarlık kursundan doğan absürt bir hikâyeye dönüşüyor. Patronaj, sınıf farkı ve yaratıcı yazarlığın mahalle gerçeğiyle karşılaşması.
Yazar ve Bir Bardak Soğumuş Çay
Tepside iki tane bardak var: Demek kadın da çay içecek... Doldurup içiyorlar, içiyorlar. Birbirlerine gülümsüyorlar. Tek kelime etmiyorlar... Kadın hâlâ kocasının kucağında oturuyor. Kadın hâlâ limon kokuyor.
Kasımpatı Çıkmazı
Eski Ankara mahellerinden birini düşleyin, ya da Anadolu'dan her hangi bir eski sokağı...
Plajda Bir Gün
Halim bu yılki dinlencesinin bir haftalık kısmını Antalya’da ailesinin yanında geçirmeyi kararlaştırmıştı. Nesibe ise önce hafta sonunu yalnız kalıp kitap okuyarak geçirmeyi planlamıştı, ama Halimden beklemediği telefon gelince yaşadıkları güzel günlerin hatırına onunla plaja gitmeyi kabul etmişti. Lara Plajına giden ilk otobüse bindiler.
Ben İstanbul"luyum!
Bu dünyada anam olsa beğenirdi beni çünkü ben onun kuzgun yavrusuydum! O halde ben de içimi, sevincimi, hasretimi, korkularımı, hayallerimi cesaretle İstanbul’a ve doktoruma anlatacaktım. Benim adım Saadet Şefikay’dı. Ve dedikleri oldu. Darüşşafaka’ ya teslim etmiş beni doktorum.
Yokluk - 3
Yoksulluk, yokluğun en acı hali belki de ve yokluğu en derin olarak yaşayan yoksulları çoğumuz fark etmiyoruz bile. Peki, acınası halde olanlar onlar mı sizce?
Çevre Koruma ve Biz Türkler
Bunları sesini alçaltarak anlattı. Karides deyince Mehmet Bey için yine konuşmak istediği konuya dönme şansı doğdu.
Şairler Ülkesi Bahar Bekliyor
Yıl 2002. Aralık ayının on ikinci günü. Soğuk bir Ankara akşamı. Caddeler insan kalabalığıyla dolu. İnsanlar işlerinden çıkmış evlerine varma telaşındalar. Orta boylu,orta yaşlı, esmer,bıyıklı bir adam eski paltosunun yakalarını soğuktan korunmak için kaldırmış Mamak Metro İstasyonuna doğru dalgın dalgın yürüyordu. Elinde bir poşet vardı. Poşetin içinde de
Vuslat Ya da Veda
Karanlık, şehrin bol ışıklı aydınlığına, hengâmesine galebe çalamamıştı henüz. Bir yanım Fatih, bir yanım Beyazıt, sırtımda boğazın gece meltemi. Işıklı caddeden geçen gençlerin şen şakrak sesleri içinde sıcak bir günün ardından, köşküne çekiliveren güneşin yokluğunu fırsat bilip sökün eden tatlı bir serinlikten belki de mahmur bir demde silah
Bu Şehir O Eski İstanbulmudur?
Elini sokup yeleğinin cebinden bir avuç çakıl taşı çıkardı “sana bunları vereceğim , ama … eğer İstanbul beni sorarsa onu görmedim dersin”
Taşları avucuma bıraktı, çantasını sırtlanıp ,ışıldağını söndürdü …
Kümeler
Son Eklenenler
-
01
-
02
-
03
-
04
-
05
-
06
-
07
-
08
-
09
-
10
-
11
-
12
-
13
-
14
-
15
-
16
-
17
-
18
-
19
-
20



















