Üçkapılar'da Çay İçmek
Ben hemen kendime bir tane aldım, ama ne yaptıysam parasını almadı. Hala da almıyor. Senin çayların benden der, senin sayende benim çocuklarımın karnı doyuyor der, ama para almaz.
"En iyi eleştirmen, henüz yazmadığınız kitaptır." – Umberto Eco (kurgusal)"
"En iyi eleştirmen, henüz yazmadığınız kitaptır." – Umberto Eco (kurgusal)"
Ben hemen kendime bir tane aldım, ama ne yaptıysam parasını almadı. Hala da almıyor. Senin çayların benden der, senin sayende benim çocuklarımın karnı doyuyor der, ama para almaz.
İnsanlar yine yanılıyor!
Kuş bakışını yüksekten bakmak anlamıyla sınırlandırıyorlar.
Belki de bunu kasıtlı olarak böyle değerlendiriyorlardır diye düşünmeden edemiyorum.
Gerçi benim düşüncemin ne önemimi var!
Kimim ki ben?
Kocasının ölümünün ardından henüz bir ay geçmiş olan 30 yaşındaki Bahar, 14 yaşındaki oğlu Poyraz'la birlikte sessiz bir hayat sürmektedir. İçine kapanık oğlu, bilgisayar oyunlarına sığınırken, ev kadını olan Bahar kocasından kalan maaş ve kira geliriyle geçinmektedir. Etrafında sadece komşusu Zeynep'in varlığıyla, yalnızlığın gölgesinde yaşamını sürdüren bir annenin
Ey okuyucu; artık seni mekana hapseden bedeninden kurtulmalı ve bir yolculuğa çıkmalısın.
4 kuşak sonrasının bile sahiplendiği bir dağ köyü. Turkcell reklamındaki, yamaçtan görünen minare, karla kaplı yamaç. Orda bir köy var uzakta şarkısı. İşte benim köyüm...
Bir gün farkına vardı: İnsan en çok ihtiyaç duyduğu sürprizin ne olduğunu en iyi kendisi bilirdi. İşte o günden sonra karar verdi kendi hediyesini yapıp bir köşeye saklamaya ve sonra onu bulmaya.
Evleri tren istasyonuna yakındı. Derslerini bitirdiğinde, hikaye kitaplarını okur ondan da canı sıkıldığında soluğu istasyonda alırdı. Trenlerin varış ve kalkış saatleri ezberindeydi. Trenlerin varış saatine beş dakika kala istasyona gelir, salonda oyalanırdı. Salondaki berber dükkanını pek severdi. Berberin müşterinin saçını kesmesini, usturayı masatlamasını, sabunu köpürtmesini ilgiyle izlerdi.
Biraz mizahi lisan katmaya çalıştığım, evvelinde Çanakkale'de yaşanan gerçek bir gemi kazasını temel alarak yazdığım öyküm...
Elif, erken saatlerde uyanan genç bir kadının iç çatışmalarını anlatan etkileyici bir hikaye. İstanbul'da tek başına yaşayan Elif, sabah namazı kılmak için hazırlanırken zihninde dönen şarkı sözleriyle manevi huzuru arasında sıkışıp kalır. Konya'dan büyük şehre taşınmanın getirdiği yalnızlık ve kimlik arayışı, modern hayatla geleneksel değerler arasındaki dengeyi bulmaya
Homojen tiplerin hüküm sürdüğü ve “fert”ten önce “grup”un geldiği “mahalle” denen yerleşim yerlerinde efsane olmak kolay iş değildir. Bir genç adam için bunun tek yolu vardır: delikanlı olmak. Burada delikanlılığı tanımlayacak ve bunun kurallarını öğretecek değilim. Ancak yine de açıklamak için söyleyeyim ki bu, köklü milletimizin ta Orta
Dışarıda yani sokağın dışında bu kadar korkunç ne olabilirdi ki, hiç anlam verememiştim. Tamam biz fakirdik. Başka insanların bize Çingene dediklerini de işitmiştim büyük ağabeylerden...
Elli yaşlarındaki Kamil Efendi, Kayseri'nin dar sokaklarında küçük bir bakkal işletiyor. Sabahtan akşama kadar çalışan, veresiye veren bu sevilen esnafın kimsenin bilmediği bir sırrı var. On beş yıl önce iflas etmek üzereyken şehrin tanınan iş insanı Mehmet Bey'in hayatına girişiyle başlayan, içinde taşıdığı bir borç hikâyesi...
‘80’ler...
Bu satırları neden yazdığımı sormuştum kendi kendime. Belki de işim olmadığı günlerde, kasa başında can sıkıntısından yazmışımdır. Haydi çocuklar gayret, savsaklamak yok, satın birşeyler! Bu hafta ciromuz düşük kaldı, merkezden hesap soracaklar gene...
Kıyıdan biraz gerideki dar sokağın üç dört katlı, eski binalarında oturanlar genellikle birbirlerini tanıyan insanlardı. Aralarında burada doğup büyümüş olanlar bile vardı ki İstanbul gibi hareketli bir kent için bu pek de sık rastlanan bir durum değildi.
Bir sabah Ekrem kalktı karısı yanında yatıyordu “herhalde erken uyandım” dedi yine gözlerini kapadı
Annesi onu güneşin yaşam haykıran sabahında kaldırdı.
Oda bu güzel uykuyu hiç bozmak istemiyordu,yaşamı anlamayan benliği kendini sorgulama şansı bile vermiyordu,oda daha 10 yaşındaydı.
Patronunuz kötü bir gün geçiriyorsa, olabildiğince alçak sesle ve yavaş yanıt verin. Ilımlı tonlarda konuşmak, sizi bir yetişkin gibi gösterirken, kavgacı patronunuzu çocuk yerine koyacaktır
Yok, yine bir kabahat işlemiş olmalıyım mutlaka. Ama yeterince çekmedim mi cezamı ben? Şartlı tahliye yerine müebbede çarptırıldım da haberim mi yok acaba?
Eski Ankara sokaklarında dolaşan Yakup ağa'nın kendi ağzından öyküsü