Canım Ablam - 2
Gözlerimi açtığımda hastanedeydik. Baş ucumda canım annem, eşim, ablam ve eşi vardı.,.
"“Bir entelektüel, basit bir şeyi zor yoldan söyler; bir sanatçı ise zor bir şeyi basitçe söyler.” — Charles Bukowski"
"“Bir entelektüel, basit bir şeyi zor yoldan söyler; bir sanatçı ise zor bir şeyi basitçe söyler.” — Charles Bukowski"
Gözlerimi açtığımda hastanedeydik. Baş ucumda canım annem, eşim, ablam ve eşi vardı.,.
Pazartesi sabahı babam beni erkenden uyandırdı. Her zaman başında gezdirdiği, güneşten iyice solmuş, lacivert rengi beyaza dönmüş yün beresini bana giydirdi. Beni her zaman tıraş eden kasabamızın en usta berberi Cicim Hasan’a gönderdi. “Parasını verdim. Seni erkeden dükkanda bekliyor.”diye de ekledi. Sabahın saat yedi buçuğunda berber dükkanına gittim.

Değilmiki iki ezan arasındaydı hayat.Kulağıma okunan ezanın hükmü ardımdan okunacak olan ezanla sona erecekti. Zor değildi.Kolaydı.Yolu yordamı vardı.Mümkündü.
Bir beyaz mermerin üstündeki cam kırığına bakardı her şey bir de henüz kurumamış,kanayan rengini kaybetmemiş güle.
Beton duvarların çevrelediği bahçenin önüne gelmiştim bir sabah,içeri girmemle susmuştu yanyana sokulup dedikodu yapan ağaçlar.Aslında fark etmiştim;boyu uzun olan ağaç bir yandan sohbete katılıyor bir yandan beton duvarların üstünden gelip giden olup olmadığını takip ediyordu.O beton duvarların çevrelediği binanın önüne gelmiştim.Beni hemen fark etmişti duvarın üstünden dışarıyı izleyen
Kimisi gemiden inerken çımacının karadan ona doğru bir ikram gibi sürdüğü köprünün anlamlarında kalakalır, kimisi gemi halatlarının, yüreğin bam telini titreten seslerinde yavaş yavaş çımacılaşır.
Bende “Sıhhatler olsun” derdim. “Sağ ol delikanlı” der demez elini cebine atar bir on kuruşu elime sıkıştırırdı...
O mucizevi karşılaşmayı babam hep gözleri dolarak anlatırdı. Huzuruna çıkarıldığı engin bakışlı paşanın ona kim olduğunu soruşunu, kendisini eski bahriye zabitlerinden Mollaoğlu Mustafa olarak tanıtırken yaşadığı heyecanı, Acele etmelisiniz Paşam. İngilizler gelmek üzere olabilirler, biran önce sizi karaya ulaştırayım derken ki telaşını sanki o anları yeniden yaşıyormuş gibi
Çalar saatin sesi, sessizliği yararak evin duvarlarına çarpa çarpa dağıldı. Serra gözlerini açmak istemeden saatlerce yatmayı arzuladı, kalkmadan, huzur içinde. İşe gitmesi gerektiğini, geç kalırsa azar işiteceğini bilen insanların bıkkınlığı vardı üzerinde. Neredeyse sürünerek kalktı yataktan. Yüzünü yıkarken aynadaki aksine gülümseyip, sessiz bir günaydın gönderdi.
Yeşil t- shirt giymiş kelebek katili, futbol konuşacak birilerini aramaya; pembe elbiseli kız ise kelebeklerini yeniden hayata döndürecek bir mucize aramaya gidiyordu...
Filozof koyunlar aralarında çelişkiye düşmüşler. Bunlar meranın istiklal diye bir semtinde dolaşır, biralarını içer, entelektüel konuşmalar yaparmış. Ama son zamanlarda gerçeklerden o kadar kopmuşlar ki. Meraya yabancılaşmışlar.
Devamlı tartışan ve aile içi huzurun tükendiği bir aile ortamında, karı koca tartışma ve kavgalarının, çocuğa verdiği olumsuz etki, bunun takibinde, çocuğun da kendisini toplumdan soyutlaması; Sosyal Hizmetlerin imkanlarıyla söz konusu çocuğun bulunduğu zor koşullardan alınarak, aile sıcaklığının verilmeye çalışıldığı huzurlu bir ortama kavuşturulması anlatılmaktadır.
Bu şiirsel metin, özlenen birinin varlığını rüzgâr gibi anlık ve derin hissettiren bir buluşmayı anlatıyor. Yazar, uzun zamandır ayrı kaldığı bu varlığın gelişiyle içinde uyanan özgürlük, coşku ve aynı zamanda hüznü tasvir ediyor. Rüzgârla gelen bir sevgili gibi, hem yakın hem uzak, hem özgürleştirici hem de insanı çaresiz