Eren İki Kardeş
İki kardeşten biri dağda çobanlık yapar, diğeri ise şehirde kunduracılık yaparmış.
"Kelimelerin bittiği yerde şiir başlar. — Joseph Brodsky"
"Kelimelerin bittiği yerde şiir başlar. — Joseph Brodsky"
İki kardeşten biri dağda çobanlık yapar, diğeri ise şehirde kunduracılık yaparmış.
Yıllardır taşıdığı iflas, ihanet ve yalnızlık izleriyle yazlıkta geçmişiyle yüzleşen bir insanın içsel yolculuğu… Gün batımında kıyıya vuran her dalga, kapanmamış defterleri ve yarım kalmış hesapları geri getirirken, kahramanımız kaybetmenin bazen kurtuluş olduğunu keşfeder. Öfkenin yerini kabulleniş, sessizliğin içindeyse kendini affetmenin huzuru alır.

Ahh İsmail ah. Nasıl oldu bu, daha dün bilemedin bir önceki gün her zamanki kendine has efendi halinle; Nasılsın abi deyip hatırımı sormuştun, şimdi kim her zaman kahvehanenin hep aynı köşesinden bana hal hatır soracak. Yaşça benden büyük müydü, yoksa küçük müydü ne fark eder. Efendi bir adamdı.
Parasal başarının en üstün değer olarak görüldüğü, pazarlamanın hakim olduğu bir kültürde insanlar arasındaki ilişkilerinde ticari ve iş piyasalarında geçerli olan alış-veriş yöntemleriyle gerçekleştirilmesine şaşmamak gerekti!
Yine plansız yazdığım bir öykü. Hep böyle bir öykü yazmak istemişimdir...
Bir diğer gelişme, yüzdürülebilen ve istenilen seviyede batık durumda tutulabilen şehirlerin inşa edilmesiydi. Bunlar öncelikle sadece dikey olarak hareketliliğe sahip yerleşimler oldular. Ama zamanla daha küçük şehirler tamamen seyyar hale de geldiler.
...Gerekirse çirkefleşecek, her türlü saldırıyı mubah sayacaktı...
belli bir süre geçtikten sonra beklemek yer edinir insanın içinde ve hep bir bekleyiş içinde olursun;neyi,nasıl ve niçin beklediğini bilmeden...
Elli bir yıl önce millet oyuna konulan ilk vesayet, Türk Siyasetinin dönemeç noktası ve Milletçe taziyemiz.
" Senin yanmayan öpülesi ellerin
Duaya açılırdı bizim için
Toprak kokulu yüzünde
Küçük gözlerinde
Sessizliği sevginin "
İsmini bilmiyorum,sormadım..Ben Berfino dedim ona..Ölümün soğuk yüzüne düşmüş kar tanesi gibiydi..
Balıkçılar neden filozuftur? Yoksa onlara sürekli "rastgele" dendiği için mi?