Gökten Düşen Elma ve Aşkın Dayanılmaz Ağırlığı
Gökte kayan bir yıldız ve başıma düşen bir elma.. hangi masalda yaşıyordum acaba?
"Bu kadar çok kitap yazmak için yaşasaydım, muhtemelen hiçbirini okumak için zamanım kalmazdı." - Oscar Wilde"
"Bu kadar çok kitap yazmak için yaşasaydım, muhtemelen hiçbirini okumak için zamanım kalmazdı." - Oscar Wilde"
Gökte kayan bir yıldız ve başıma düşen bir elma.. hangi masalda yaşıyordum acaba?
Karanlık odasında uyanan Meryem, alışkanlıkla telefonunu kontrol eder: Tarık'tan yine mesaj yoktur. Üç aydır süren bu sessizlik, ibadetini bile böler. Üniversitede tanıştığı Tarık, zamanla hayatının merkezine yerleşmiş, her düşüncesine sızmıştır. Meryem, teyzesinin uyarısını hatırlarken, kalbindeki sevginin Allah'ın yerini almaya başladığını fark eder.

Çalar saatin sesi, sessizliği yararak evin duvarlarına çarpa çarpa dağıldı. Serra gözlerini açmak istemeden saatlerce yatmayı arzuladı, kalkmadan, huzur içinde. İşe gitmesi gerektiğini, geç kalırsa azar işiteceğini bilen insanların bıkkınlığı vardı üzerinde. Neredeyse sürünerek kalktı yataktan. Yüzünü yıkarken aynadaki aksine gülümseyip, sessiz bir günaydın gönderdi.
Parti liderlerimizin hünerlerini en iyi bir biçimde ortaya koydukları belirli alanlar var bana göre... Öncelikle, kendilerini seçecek olan delegeleri belirlemede oldukça başarılı buluyorum kendilerini! Polemik yaratmada ve geliştirmede sınır tanımıyorlar maşallah! Kendisine soru soracak gazetecileri seçmede Recep Tayyp Erdoğan' ın hayli başarılı olduğunu düşünüyorum...Deniz baykal' ın da, CHP
Kalabalık bir çarşıda eski bir kitapçıda keşfedilen gizemli bir el yazması, dindar öğretmen Yusuf'un hayatını değiştirmek üzeredir. Şeyh Hamza'nın öğretilerini sorgulamadan kabul eden Yusuf, bu antik kitapta Nuh kavminin putlarından bahseden bir ayetle karşılaşır. Bu tesadüfi buluş, onun zihninde cevaplanmayı bekleyen sorular uyandırır ve hayatının akışını değiştirecek bir
ben kendi kazancım ile sünnet oldum erkek dört kardeş en büyükleri bendim 11 yaşında idim annem , çocukluk çağından çıktığım dönemlerde "çoçukları sünnet ettiremeyeceğiz " kaygılanırdı .
Her sabah besmeleyle kalkıyorum yatağımdan ve hemen ardından dört aydır olduğu üzere günaydın Mihribanım la. Cevap, cevap yok henüz. Ama bir gün olacak inşallah. Ben günaydın Mihribanım diyeceğim ta yüreğimden. Mihriban kınalı parmaklarıyla dokunacak saçlarıma, sabahın hayır olsun sevdiceğim diyecek. Bu sefer kaçırmayacak yosun gözlerini benden. Ben onun
-Ben o ırzı kırıtan şikayetçiyim, ayakkabıcıdan.
-Kimmiş bu ayakkabıcı, neyin nesiymiş.
-Ben ne bileyim asker ağa. Kırmızı Anadol bi pikabı var. İşte o adam, bizim köye
her hafta gelir.
-Hayda, bulduk püsküllü belayı. Abi kırmızı kamyonetli adam diye bir şey
Aslında kişinin en büyük savaşı kendisiyle, en büyük barışı da öyle. Kendine âşık olmak kötü belki, ama kendini sevmek gerekli, hep kendini düşünmek kötü elbette, ama kişi bazen kendini düşünmesini bilmeli. Ne de olsa herkes gittiğinde kendisiyle baş başa kalır insan.
Ağustos’un ilk günleriydi, sevgilimle Ayvalık’ta buluşacaktık, ben İstanbul’dan, o İzmir’den geldi, Ayvalığın merkezinde bir pastanede buluştuk, kahvaltı ettik. Daha önce kararlaştırdığımız gibi Cunda adasına gitmek üzere yola çıktık.
"Söyleyecek Sözü Az Olan Adam" yaklaşık olarak 1997 den beri, aklımda olan üç perdelik bir tiyatro eseridir aslında.
Fikir olarak filizlenmesinden bu yana, iki sefer birinci perdesi yazıldı; ancak bir türlü adına yakışan tokluk duygusunu hissettirmedi bana.Derken, derken günlük yaşam ve her zaman baskın olan şiir
yalnız dikenli tellerle çevrili bir alanın içinde volta atıyorum