Ruhsal Tadilat - 3
Bazen bir yağmur damlasıyım, gökten usulce süzülen... Sabırsız bir yağmur damlası... Bir an önce toprakla bütünleşmek adına yerçekimi ile işbirliği yapan, küçük, masum bir yağmur damlası...
"En iyi edebiyat, okuyucunun 'Bunu ben de yazabilirdim!' diye düşündüğü, ama asla yazamadığı edebiyattır." - Oscar Wilde"
"En iyi edebiyat, okuyucunun 'Bunu ben de yazabilirdim!' diye düşündüğü, ama asla yazamadığı edebiyattır." - Oscar Wilde"
Bazen bir yağmur damlasıyım, gökten usulce süzülen... Sabırsız bir yağmur damlası... Bir an önce toprakla bütünleşmek adına yerçekimi ile işbirliği yapan, küçük, masum bir yağmur damlası...
Dışsal etkenler ne olursa olsun, kendini arayan birinin öyküsüdür. "Hepimiz, diğer yarımızı arıyoruz" düşüncesiyle kaleme aldığım bu yazımda 2 kelimeyle ne aradığını bilen bir deliyi anlattım.
Varoluşun ilk altı ayında iki insanın iç durumları, birbirleriyle ilişkileri ve hakikati arama çabaları...
Odamda kulaklarımı dinlendirdiğim bir anda, sabit bir sesle sarsılıyorum. Tak-tak-tak... Sabit aralıklarla devam eden seslere katlanamıyorum. Salt bu sebepten başucumda saat barındıramadım uzun zamanlar. Şimdilerde bu takıntıyı yok etmek için tiktaklarla
Küçücük düşlere sığamayacak kadar büyüktü ve onun kadar büyük düşler de yoktu hiç. Bir öpücük kondurdu karanlığın kör gözlerine… İşte böyle başladı yolculuk düşsüzler ülkesine.
Alçak basamaklar, geniş uzayan bir yol. Aramaya çıktı dibe ittiği düşünülen her şeyi. Bir elinde oltası bir elinde verilen öğütleri ile.
gerçek bir olay birinin başından geçen ve onda derin izler bırakan bir daha yaşamak istemediği bir olay..hayatın yaşamaya değer olduğunu bilen biri iyi biri kötü bi insan bunlarda kahramanlar
Ismail´in dudaklari titriyordu, az önce kestigi dananin sol arka bacaginin vuruslarini seyrederken. Hayvan canini verdikten sonra kaskati kesildi. Gözlerini akip giden kan akintilarina dikmis bakiyordu hareketsiz. Sag elinin parmaklarini gevsetmek istedig
Buzlu camların ardından bakmaya çalıştı yaşama;
gördüğü yalnızca minik kristal taneciklerdi, kokusunu duydu soğuğun, bir kış gecesi rüyasında yaşanıp bitti herşey, karda duran izleri silindi, beyaz ölüm yaklaştı ve fısıldadı kulağına; yarın yeni bir gün
Zamanla oynayıp durmak, onu ele geçirmeye çalışmak insanlara asla ele geçiremeyecekleri bir şeyi göstermişti. Kendi zamanları sınırlıydı. Ancak yaşamları kadar zamanları vardı.
Bir kaç kelime bulup, bunları kalbimin ve ruhumun derinliğindeki renklerle karıştırıp, çocukluğumdan beri kendimle taşıdığım hüznümün süzgecinden geçirerek sana seslenmek istedim.
VE YER GÖK O GİTTİ KOKUYORDU. Keskin koku acımsı yayılganlığıyla sadık köpeklerin dünyasına gitti , burunlarından beyinlerine süzüldü , feryat figan ağladılar.
İnsan aklının sesini dinlediğini söyleyenler şeytanın sözlerine kulak vermeye birazcık daha yatkın oluyor. Yine de durumu çok hafife almaya gelmez, meleğin de kafası fena çalışmaz aslında.
Bunu düşündü ağaçtaki ardıç kuşu, ama gene bilmedi ve bir müddet sonra unuttu ne düşündüğünü ve kanat çırpıp güneşe doğru uçtu. Ardında tomurcuklanmış bir ağaç vardı, o yükseldikçe küçülüyordu ağaç. Uçtu en yükseklere kadar uçtu. Ve sonra tomurcuktan bir
Ellerimin içinde oldu değişimin. Gözlerimin önünde. Sabun eridikçe küçülür ya, sen eridikçe çoğaldın, yeni şeyler yazdıkça, ürettikçe arttın. Biliyordum adım adım gittiğini. Benden, bizden uzaklaştığını, her geçen gün farklılaştığını korkarak görüyordum;
Orhan Pamuk