..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
İçine koyabileceğin bir karanlığın olmadan, bir ışığın olamaz. -Arlo Guthrie
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
İzEdebiyat - Yazar Portresi - Yûşa Irmak
Yûşa Irmak - yusairmak
Site İçi Arama:


Deneme
  Kadın (Yûşa Irmak) 10 Ocak 2007 Yaşam 

Eski çağlarda, hemen bütün toplumlarda kadının hiçbir hak ve değere sahip olmadığı yaygın bir görüştür. Eski Çinlilerde kadın, kocasının kölesi sayılırdı. Kocası ve çocuklarıyla birlikte yemeğe oturamazdı; Ayakta durur, onlara hizmet ederdi. Mısır’da başlangıçta kadınlar erkeklerle aynı haklara sahip idiyseler de bu fazla uzun sürmemiş, Firavun’un emriyle yine köleleştirilmişlerdir. Batılılar tarafından uygarlığın beşiği olarak gösterilmek istenen Eski Yunan’da ise kadının hemen hemen kölelerle bir tutulduğunu görüyoruz. Koca karısını keyfince dövebildiği gibi başka birisine de armağan edebilirdi. Tüm miras erkek çocuklara kalırdı. Bir erkeğe edilebilecek en büyük küfür, ona “kadın” demekti. Bu aşağılamaların ötesinde ayrıca kadın tüm kötülüklerin kaynağı olarak da kabul ediliyordu. Eflâtun ve Aristo’nun kadının, erkeğin dûnunda/aşağısında olduğunu resmen ilan ettiklerini görüyoruz. Yunan’da bir erkeğin dengi yine bir başka erkektir. Bu bakımdan Yunan töresinde homoseksüelliğin bir fazîlet olarak algılanmasına şaşmamak gerekir… Eflâtun, bu konudaki görüşlerini günümüz homoseksüellerinin el kitabı durumunda olan Ziyafet adlı eserinde açıkca beyan etmiştir. Eski Roma’da ise kadın, babasından kocasına aktarılan bir maldı. Sonraları kadına birçok hak tanınmışsa da, eğitim eksikliği yüzünden bu haklarını kullanamamıştır. Açıkça görülmektedir ki gerek Yunan’da, gerekse Roma’da kadın erkeğin aşağısında kabul edilmiştir.

  Ey Ağlamak Unuttuk Seni (Yûşa Irmak) 3 Ağustos 2007 Toplum 

Esasen bu konu, içi boş sözle değil; ancak göz denen nimetin akıttığı bengisu ile anlatılabilir! Ve yaşadığımız Dünya düzeni, materyalizm, kapitalizm; insanın tüm manevi değerlerini, ananelerini, kalbini ve ruhunu ziru zeber etmiş. Ne kibarlık, ne hassasiyet ve dahi duygulu olmak gibi nitelikler; zamanla deforme olarak yerlerini çıkarcılık, pragmatizm ve eyyamcılıga, hatta hayyamcılık gibi melanetlere terketmiş. Her şey, ağırlığı ve hacmi kadar kıymet buluyor, maddi zevk ve materyalist değerden başka ölçüler geçerli kabul edilmiyor günümüzün modern dünyasında. Haya-günah tanımayan bu ortamda, gözyaşı dökmek, ayıp sayılan bir-iki şeyin başında yer almakta... Bunca zulüm ve perişanlığın, anasını ağlattığı kimseler, bir şekilde ağlama hürriyetini kullanmaya kalksa, alay konusu olacaktır eminim: “Erkekler ağlamaz gardaşım!” “Şuna bak hele karılar gibi ağlıyor.” Sanki günümüzdeki kadınlar, özellikle erkeklerle beraber çalışan, okuyan bayanlar sadece ağlama hakkına sahipmiş gibi...

  Matem ve Ölüm Üzerine… (Yûşa Irmak) 13 Ağustos 2011 Yaşam 

Aslında matemler, alışılmamış ölümlerin süsüdür sevgili okuyucu. Fakat matem ölüye değildir de insanın kendi aczine, kendi yoksulluğuna ağlayışıdır. Yani, bir ölü kendisine matem yakıldığını duyabilse eğer, inanın matemden iğrenirdi belki de. Onun için matem ölünün değil, ölü sahibinin serinliğidir…

  Geçmişe Özlem... (Yûşa Irmak) 13 Ağustos 2011 Yaşam 

Dünyanın içinde yaşayan biz yerliler görmeli ki geçmiş hızla bizden uzaklaşıyorken, gelecek düşüncenin kalıplarını zorlayan yeni çehrelerle bize doğru hızlı bir şekilde yaklaşıyor diyebiliriz.. Evet, denizler berrak maviden bulanık griye dönüşüyor, çocuklar oyuncaklarını arkadaşlarıyla paylaşmıyor, babalarda öğüt yerine “ihtiras” sözcükleri dolduruyorsa çocukların kulaklarından beyinlerine, geçmişi özlemek ister istemez daha bir mânâ kazanıyor.

  Kar ve Tipi Sonrası Nefsi Islah Çizgisi (Yûşa Irmak) 3 Şubat 2012 Yaşam 

Ne zaman kış ve kar ile ilgili bir yazı yahut şiir görüp okusam, aklıma hep tedbir almak gelir istemsiz… Kış gelince insanlar tedbir alırlar yollarda, hanelerde, iş yerlerinde! Kar yağınca araçlar kaymasın diye zincir takarlar sürücüler! Yanlarında takoz ve çekme halatı bulundururlar…

  Zaman Su Gibi Akıyor… (Yûşa Irmak) 3 Şubat 2012 Gelecek 

Zaman su gibi akıyor gerçekten. Kapkaranlık hiç ışık görmemiş günahların perdelendiği bir gecenin biraz daha uzamasını dilemenin de hiçbir anlamı yok ki. Fakat aydınlık, er geç cürümümüzün perçeminin bir ucundan yakalayıp, yüzümüzü utanç kırmızısına boyayacak elbette…

  Entelektüel Namussuzluk! (Yûşa Irmak) 3 Şubat 2012 Toplum 

Sizi dinleyen “aydın”ı hala ikna edememişsinizdir. Ne yapardınız? Hiçbir zaman onunla aynı planda bulunmuyorsunuz nasıl olsa... O, şu özel “entelektüel namussuzluk” planında yer alıyor da ondan kendinizi dinletememişsinizdir…

  Modern Kızların Gönül Oyunu… (Yûşa Irmak) 4 Temmuz 2012 Yaşam 

İnsanı yıkayan en temiz suyun kendi teri olduğuna inanmış olacak ki, uzun zamandan beri vücuduna başka su değdirmemeye özen gösterdiği ilk bakışta anlaşılıyordu. Kırçıl saçları öyle yapağılaşmış ki görseniz içiniz acır… İri yapılı, badem gözlü, yüzü çopurlaşmış, buğday rengi yüzünü kapatan 5 aylık sakalı, ağzına doğru sarkan intizamsız bıyığı ile bir insan başından ziyade görüntü olarak adeta yosun tutmuş bir volkanik kaya kütlelerinden bazalt taşını andırıyordu...

  Hayat Çizgilerimiz (Yûşa Irmak) 24 Temmuz 2012 Yaşam 

Evet, günün ışığı kayboluyor, yani gündüzün aydınlığı körleşiyor. Hür türlü eylem ve hareketler hep değişmek zorunda. Aydınlık ve karanlığın farklılığı insanı müthiş değiştiriyor, sarsıyor… Gözbebekleri büyüyor insanın, ruh adeta boyut değiştiriyor. Yarın güneş yine doğacak belki ve belki gözlerimiz ufuk çizgisini bir daha yakalayacak… Ama bugün bitmiş olacak ve bugün bir daha yaşanmayacak…

  Tok Karnına (Yûşa Irmak) 24 Temmuz 2012 Yaşam 

Hiçbir güç, büyümeyi önlemeyi mümkün kılamaz ve büyüyen yalnızlıklarımızı… Zira, büyüdükçe yalnızlaşıyor insan. Kendine dönüyor, aynaya bakmaksızın kendini görmeye yöneliyor. Yoğun bir arayış bu. Yaratıldığı çamuru, yaşamanın gerçeğini arama senfonisi. Adem’e ulaşmak istercesine zorluyor insan kendini, bunalıyor, gerginleşiyor, asabileşiyor.

  Herkesin Ağzında Sakız Olan O Kelime : (Yûşa Irmak) 24 Temmuz 2012 Yaşam 

Hani biri gelecekmiş gibi, o pencereden bu pencereye telaş içinde koşuşturmalar içindedir insan… Gözleri, aşağıdaki yokuşu arşınlar sürekli. İstem dışı bir tike uğramış gibi ayakları koşuşturup durur devasa evin kendisine dar gelen odalarında. Kulaklar kapıya dayanmış, bir “tık” sesinin yoğun özlemindedir. Saniyeler zamanı örerken, hep aynı kelime desenlenir onun üzerinde. Hep bir bekleyiş anı şiirinden ilham alır tabii ki örücü…

  İstanbul’un Soluğu Her Zaman Canlıdır… (Yûşa Irmak) 24 Temmuz 2012 İstanbul 

İstanbul’da bir insan olarak solumak ne zor imiş. Elbette bir bedeli var bu memlekette yaşamanın üstelik bedelini nefeslerimizle ödüyoruz. Çünkü, yaşamlarımız, beklenmedik çizgiler arasında zikzaklar çizen bir oyun bu şehirde. Bir anda yükselişler, inişler, bir anda seslenişler ve susuşlar, bir anda yaşananların iyiliği kötülüğü ve yine beklenmedik yahut düşünülmedik garip, ani, ölümler… Yani, hayat bir var, bir yok İstanbul’da…

  Yaşamak ve Onu Anlamak… (Yûşa Irmak) 6 Ağustos 2012 Yaşam 

Ne demek: “Yaşamak” Nefes alıp vermek, hava ile dolan ciğerler, kalbin ritmi, kanın küçük ve büyük damarlarda dolaşımı, hücreler, vitaminler, enzimler, sinir uçları ve daha ötesi… Sempatik sistem, duygular, duygulanmalar, beyin fonksiyonları, gelecekte bir nokta, umut, umuda doğru koşmak, başarılar, gurur ve hüzün veya heyezan… Sayılamayacak kadar kelime ve kavram. Peki, yaşamak kavramlar mı yani sadece? Veya hepsini yaşayabiliyor muyuz gerçekten? Yaşarken anlayabiliyor muyuz biz bunları?

  İnsanoğlu İz Bırakmalı Sözcükleriyle Kalpten Kalbe (Yûşa Irmak) 6 Ağustos 2012 Gelecek 

Rüzgâr, geçtiği yerde ince dalları kırar. Bulutlar ise gökten yeryüzündeki toprağa sesleniverir, toprak ise suya kanınca toprak olur imiş… Hani, kozasından çıkan kelebekler, bir uçumluk ömürlerinde nakış nakış süslerler yerzüyünü, binlerce esin kaynağı olurlar şairlere, ressamlara, gerçek sanat erbaplarına… Hüzün ise derin bir çizgi bırakır insanın alnına, ölüme dek taşınacak. Her şey, bir şey bırakır geçtiği yerde yani bu iz, belki hoş bir sedâdır aslında…

  İlk Ders: Masallar ve Gerçekler (Yûşa Irmak) 6 Ağustos 2012 Düşler 

Bütün kandırmacalar bu ülkede çocuklukta başlıyor. Tüm gerçekler bir bir saklanıyor, gözardı ediliyor her nedense… Aklı ermeye başlarken, kurmaca dünyaların içine itiveriyoruz başta çocuklarımızı. Sonra ütopyalarla, tatlı yalanlarla aldatıyoruz hem kendimizi, hem yavrularımızı… Fakat insan büyüdükçe gerçeklere yaklaşıyor, yaklaştıkça da kaçıyor bu gerçeklerden. Şaşırıyoruz, beynimiz adeta dumura uğruyor ve bir çıkmazın dehlizinde buluyoruz kendimizi. Gerçekten, gerçekler masallara hiç mi hiç benzemiyor…

  Duyarak Yaşamak (Yûşa Irmak) 18 Aralık 2016 Günlük Olaylar 

Nefes alıp vermek, hava ile dolan ciğerler, kalbin ritmi, kanın küçük ve büyük damarlarda dolaşımı, hücreler, vitaminler, enzimler, sinir uçları ve daha ötesi… Sempatik sistem, duygular, duygulanmalar, beyin fonksiyonları, gelecekte bir nokta, umut, umuda doğru koşmak, başarılar, gurur ve hüzün veya heyezan… Sayılamayacak kadar kelime ve kavram. Peki, yaşamak kavramlar mı yani sadece? Veya hepsini yaşayabiliyor muyuz gerçekten? Yaşarken anlayabiliyor muyuz biz bunları? Ya ölüm? Kalbin durması, kanın damarlar içinde donması, sönen gözler, havasız bir ciğer, ölüm katılığı ve sarılığı, kokuşma veya daha ötesi… Yeni hayatlara yaşama hakkı tanıma, toprağı doyurma, yeryüzü mutluluklarının bitimi, belki bir acının başlangıcı, matem, ölmeyenler için? Ölüm, hayatın bittiği nokta ve aynı zamanda hayatın bir parçası. Kimileri için hayatın anlamı. Ölüm bir ders, zorlu bir hayat bilgisi değil mi?

  Cüz'i ve Kapsamlı Laiklik (Yûşa Irmak) 18 Aralık 2016 Toplum 

"Laiklik" kelimesi, İngilizce "secularism" kelimesinin tercümesidir. Kelime aslen alem ya da dünya anlamına gelen ve kilesinin karşılığı olarak kullanılan Latince "saeculum" kelimesinden türemiştir. "secular" kavramının kullanımı, ilkin 1648'de imzalanan Vestfalya anlaşması -Avrupa'da ki en uzun din savaşını bitiren anlaşma- ve çağdaş laik devlet ortaya ilk çıkışıyla birlikte gündeme gelmiştir. Kilise mallarının, dini olmayan yöneticilere yani sivil medeni devletin yöneticilerine devri anlamında "laikleştirilmesi"ne işaret etmek üzere kullanılmıştır. Kelimenin anlamını, laikliği "insanın durumunun düzeltilmesinin, ret ya da kabul anlamında inanç meselesine dokunulmaksızın maddi yollarla çözülebileceğinin mümkün olduğuna inanmak" olarak tanımlayan Jhon Holioc'un (1817-1906) elinde genişlemiştir.

  Kafayı Gerçekten Bulmak (Yûşa Irmak) 18 Aralık 2016 Yaşam 

“Bizler buradayız ve an bu an. Bunun ötesindeki bilgi, boş lakırdıdır.” H.L Menchken “Gereksiz bilgi de olsa kafasını doldurmalı insan ki kafasını gerçekten bulabilsin.” Böyle bir tezim vardır yıllardan beri söyler dururum fakat önemli bir konu olduğunu maalesef içinde yaşadığım toplumun yadırgayacağını düşünerek tartışmak istemedim. Çünkü kalıp halindeki meşhur sözleri duymanın benim gibi düşünceden midesi ülser olmuş insanlara haksızlık olarak gördüğüm için konuyu kendime yazarak anlatmanın daha sağlıklı olacağına karar verdim.

  Kafayı Bulduk! Sıra Cesarette! (Yûşa Irmak) 18 Aralık 2016 Yaşam 

“Dürüst eleştirinin hazmı zordur, hele de bir akraba, bir dost, bir iş arkadaşı ya da bir yabancıdan geliyorsa..” Franklin P. Jones. Bir önceki yazımda kreatif insanların iki temel özelliğinden bahsetmiş “Merak” duygusunun önemli bir nimet olduğunu, meraklı insanların işlerini nasıl yürüttüğünü anlatmıştım. Tahin ve pekmez nasıl ayrılmaz bir ikiliyse, “merak ve cesaret”de bir insanda olmazsa olmaz iki önemli haslettir diyebilirim. Cesaret nedir? Ya da nasıl cesur olabiliriz?

  Sevgi Nesin Sen? (Yûşa Irmak) 16 Kasım 2019 Sevgi ve Aşk 

Sevgi… Son günlerde su yüzüne çıktı, artık aksi gözlerimde; yıllarca kendimden bile sakladığım bu aziz sevgilinin. Aynada o, seherde o… Sevgi… İsmini anmak bile içimi yakıyor. Nedir bu? Nedendir? Hiçbir mana veremiyorum. Ona biçtiğim her kılıf kifayetsiz, her his, her atıf yarım.

  Aşık, Istırap Yumağıdır (Yûşa Irmak) 16 Kasım 2019 Sevgi ve Aşk 

Bazı aşklar vardır ki o hakiki bir ıstırap yumağıdır. Konu aşk ve yanan bir gönül ise ıstırap yoksa zaten bu duruma aşk demenin de bir kıymeti-harbiyesi yoktur. Aşkı göğsünde taşıyan da yumağın sarıldığı kirman (yünün sarıldığı tahtadan araç)dır. Aşık, aşk karşısında kıla bağlı değirmen taşını taşıyan derviş teslimiyeti ve tevekkülü içinde olandır. Her gün, her an, her dem acı ve ıstırap duymaktan kendini alamaz, kanayan yarasına, yârin muhabbetinden başka bir derman da şifa olamaz. Bu yüzden aşk dediğimiz şey bir: “netice”dir. Çaresizlik ise bu aşkın zirveleşmesine, korlaşmasına, tefanileşmesine sebep olan bir argümandır.

  Gökyüzü Gözlüm (Yûşa Irmak) 16 Kasım 2019 Sevgi ve Aşk 

Biliyor musun ne zaman içli bir türkü dinlesem direk sen geliyorsun aklıma. Yani o kocaman gözlerin, ceylan bakışın… Bir muhabbet çağlayanısın bunda hiç şüphe yok… Bana “Seni çok seviyorum” diye söylediğin her kelam, naylon asrın, naylon insanlarına vedâhi suni âşıklarına meydan okur…

  Hayat Hikayesi (Yûşa Irmak) 16 Kasım 2019 Sevgi ve Aşk 

Dünyanın hangi coğrafyasına giderseniz gidin göreceksiniz ki hep hüzünlerden hikayeler çıkartırlar.. Üstelik uzun uzun, en ince ayrıntısına kadar… Bazen başkalarının hayatındaki bu acıklı hadiselerde, dramlarda kendimizi bulur, iyi hisseder, bazen de kor gibi yakıcılığı yüzünden yüreği delen acıları sükûnetle sindirerek ruhumuzun alevini dindirmeye çalışırız… Halbuki baştan sona bir mutluluk hikâyesi ne güzel olurdu değil mi? O zaman da bu bir hikâye değil olsa olsa masal olabilirdi. Belki masal dahi olamazdı. Küçücük yürekler için yazılan masallarda bile acı, keder, hüzün, sıla, gurbet ve ayrılık illa ki var… İşte insanoğlunun hiçbir zaman kaçamadığı, yalnızca gaflet örtülerine bürünerek telafi etme­ye çalıştığı büyük bir imtihan gerçeği: AYRILIK…

  Tahayyül Mülküm (Yûşa Irmak) 16 Kasım 2019 Sevgi ve Aşk 

Kara vurup akseden güneş ışıkları ruhumda ıstırap hâline geldiği anda aklıma bir düşüş düşersin ki Leyla… An olur hayalimde o kadar yakın hisseder yasemen kokunu alırım ciğerlerimin keseciklerine… An olur uzakla olmanın hicranıyla iki büklüm göklere yağarım fütursuzca…

  Yarınlar İçin (Yûşa Irmak) 16 Kasım 2019 Sevgi ve Aşk 

Ahh bu gecenin parmaklarıdır, sokak lâmbasının sisli ve puslu ışığından süzülüp yüzümü yalayarak gezinen o esinti… Ruhum böylesine sıkılmışken “neden?” diye isyan edemem ki gecelerin karalığına ve böylesine yudumlamışken ıstırabı çay, cigarayı şifa niyetine; saatler hasreti gösteriyormuş kimin umurunda? Veya gece yarılanmış çoktan. Kimi de hayatının gecesini yaşıyormuş şu sıralar. Mevsimler baharı gösterirken benim umut ağacım hazan yaşarmış dört mevsim, ne fark eder?

  Şehir Ağlıyordu, Sen Ağlıyordun, Ben Ağlıyordum (Yûşa Irmak) 16 Kasım 2019 Sevgi ve Aşk 

Söz vermiştim artık yazsam da yaşamadan yazmayacağımı. Çünkü o öğretmişti yaşamadan yazılanların bir tesiri olmayacağını. Yasemin kokulu odaların gecesinde onun iri gözlerine bakmaktan alamıyordum kendimi. Gah, gözlerimizin ıslak ışıklarını buğusuna kaptırdığımız sıcak çayı ben, bir avuç kuru üzümü o yerken düşünüyorduk.

  Dilencinin Dilenciye Dilendiği Şehirden Selam Ola… (Yûşa Irmak) 16 Kasım 2019 Unutulamayan Dönemler 

Ateşin denizden çekildiği akşam kadar selametli bir gecenin otağındayım şimdi. Kıyamet geçirmiş halimi nasıl anlatabilirim ki bilmiyorum! Aracın camından baktığım her şeyde Leylim var, özüm var, sözüm var… Gözlerim gönlümden akan kana doymadı bu gece! O mu benden zalim, ben mi ondan zalim bilemedim, bilemeyeceğim…

  Mekke Gönlüm, Medine Gözlüm! (Yûşa Irmak) 9 Aralık 2019 Sevgi ve Aşk 

Ey benim Medine gözlüm, Ey benim Mekke gönlüm, Ey benim Kâbe övüncüm, Ey benim Yektanem… Dinle beni bu gece… Söylemek isterim bu gece, yağmak isterim gönül bağına; müsaade et ki yaklaşayım huzuruna anlatacaklarım var benim sana… Susacağım, artık hiç konuşmayacak hatta hiç yazmayacağım demiştim uzun zaman önce... Evet, ben yine sözümü tutamadım, yine yapılması gerekeni yapamadım. Ne diyeyim ki vallahi taç senin, taht bir başkasının olsun. Dünyanın hiçbir şeyi ilgimi çekmiyor ki şu aşağılık dünyada herşeyi gördüm, herşeyi yaşadım, herşeyi tatdım da bir tek senin ateşinle yanmış şu gönlüme olup bitenleri kavrayamadım...

  Kahveye Kaside (Yûşa Irmak) 8 Ocak 2020 Yaşam 

Ahh kahve… sen nasıl Habeşî bir dilbersin söyler misin? Ahh seni gidi kara içecek! Nedir sendeki bu sır?

  Kör Karanlıklar İçinde Terennüm (Yûşa Irmak) 24 Ocak 2020 Yaşam 

Biliyordum içimdeki sıkıntıyı. İsyanın verdiği ezikliği parça parça hissediyordum yüreğimde. Biliyordum kalbimin neden neşesiz olduğunu ve bedenimin küskünlüğünü. Penceremdeki sarmaşıklara güveniyordum. Mavi mor şapka gibi açmış sarmaşıklara. Ve ruhumu çepeçevre saran yalnızlıklara. Yalnızlıklara inanıyordum. Beni bir an huzura erdiren seraplara.

  Sevgin Yüreğimde Mihenk Taşı (Yûşa Irmak) 11 Şubat 2020 Anılar 

Sen, sevginin çiçeğini değil, bütün haş­metiyle dikenini göstermek istedin bana, fakat ben koşuyordum sonunu bilmedi­ğim yolda, O’na doğru var gücümle... Sen yetişmek için arkamdan, mahmuzlamıştın atını. Geliyordun dörtnala, ama neye yarardı ki, ben uçuyordum burak misali leyl-i sevdalara tülden kanatlarla... Sen, sevginin gönlümdeki mihenk taşı­nı ç-almak istedin benden, bense, kalbimi ikram etmiştim sana bütün saflığıyla...

  Kendimle Konuşmalar (Yûşa Irmak) 3 Nisan 2020 Düşler 

Evet bu satırları telefonumun word dosyasına yazarken, şöyle bir yerdeyim -yerin tasvirine geçmeden önce, zamanı da yazmam gerekeceğini önce düşünememiştim-. Şimdi, ilk cümlemi yazdıktan sonra hatırıma geldi: Telefonumun saati öğleden sonra dördü gösteriyor. Karşımda Yassı ve Sivriada bana bakıyor. Yassı ve Sivriada için wiki hazretleri: “Demokrasi ve Özgürlük Adası ya da bilinen adıyla Yassıada, Marmara Denizi’nde İstanbul’a yakın küçük bir adadır. Biri sivri, diğeri yassı görünümlü olan, birbirine yakın iki metruk adadan yassı olanıdır.” der. İşte bu iki ada bana öylesine yakınlar ki, hani biraz daha genç olsam ya da yanımda sevdiğim ve güvenebileceğim bir can dostum olsa, “Yüzerek gidelim mi?” dese, hiç düşünmeden suya atlar yüzmeye başlarım… Şimdi ben bir kayanın üstünde paçaları sıvanmış bir kot pantolonla oturuyorum. Denize de çok yakınım hani ayaklarımı biraz uzatsam suya değecek. Yassıada’nın kıyılarından itibaren, benim -şöyle bir kara insanı tahmini- iki yüz yetmiş beş adım ötemin yukarısında diyebilirim. O parıltılı bir yere kadar devam ediyor, sonra o pırıltı yavaş yavaş açıklara doğru sönüyor.

  Gel - Git Zaman (Yûşa Irmak) 5 Eylül 2020 Anılar 

Uzaklaştıkça uzaklaştı herşey. Aslında uzaklaştırılmıştı. Olmaması gerekiyor muydu? Bundan tam olarak emin değilim. Şimdi aracımı İstanbul’un en berbat mahallesinde derme çatma bir sahil evinin en karanlık tarafına park ediyorum… Saati söylemeliyim. Saat: 03:15 ve günlerden 28 Ağustos 2020 sabahı… Sahile yürüyerek iyice yanaşıyorum. Cebimden bir dal sigara çıkarıyorum. Ateşliyorum. Bir gıdım ciğerlerime çekip düşünüyorum. Neden faili meçhullerin gazetelerde boy boy resimlerinin yayınlandığı bu kıyıdayım? Mahallenin tinercileri, evsizleri beni sorgusuz sualsiz öldürür ümidiyle geldiğimi hatırlıyorum. Ancak en zalimi bile hal hatır sorduktan sonra: “evin yoksa gel benim yatağımda yat gardaş”- diyor…

  Sükût Suikasti (Yûşa Irmak) 5 Eylül 2020 Sevgi ve Aşk 

Bazen kar bazen yağmur yağan aynı buluttan, Sükût kötü sözden hoş, güzel söz de sükuttan… diye iki satırı karalıyordum rüyamda… Sonra çığlıklar yükseldi bu satırları yazarken… Her zamanki sıradan çığlıklardan biriydi bu! Belli ki biri daha uykuya dalmıştı…

  Yedi Emirler Sokağı, Fatih (Yûşa Irmak) 5 Eylül 2020 İstanbul 

Fatih’in merkezinde bir sokaktayım. Saati söylemeli miyim? Evet söylemeliyim. Saat gece: 03:15 günlerden 7 Ağustos Cuma. Buraya Yedi Emirler Sokağı diyorlar. Bu sokak, Anadolu’nun merkezine açılan bir kapı! Öyle Akmerkez ya da onun militanı Mayadrom gibi Avrupa’nın merkezine açılan kapılardan değil…

  Kitap Değil, Makale Değil, Mektup… (Yûşa Irmak) 5 Eylül 2020 İtiraflar 

Kastamonu’da askerim. Cumartesi pazar günü sivil kıyafetlerle çarşı iznine çıkıyoruz. Saati de söyleyeyim. 9’a yakın çıkıyoruz. Yılı da söylemeliyim 2002’idi sanıyorsam. İzin kağıtlarımızı alır almaz tüm arkadaşlar Çil yavrusu gibi sağa sola dağılırdık. Arkadaşlardan bazıları; karnın doyurmaya, bazıları kız tavlamaya, bazıları ailesi ile buluşmaya, bazıları kafayı çekmeye, Ben ise tek başıma Erol Abi’nin nargile kafesine giderdim. Benim takıldığım yer her zaman belliydi. Bulmak isteyen, görmek isteyen gelir beni orada bulurdu.

  Olup Bitenler (Yûşa Irmak) 5 Eylül 2020 Anılar 

“… acaba sahi mi?” diye üzülüyordum. Önümden okunmuş gazeteleri toplayan Niğdeli Yasin amca: – Evladım, ne darlanıp duruyorsun? dedi. Herifin biri saçlarını kestiriyormuş! Berbere ha bire “Usta, saçım ak mı, kara mı?” diye sorarmış. Berber de dayanamamış ensesinin köküne basmış silleyi!

  Tasvir-i An (Yûşa Irmak) 5 Eylül 2020 Sevgi ve Aşk 

– Onun gözleri en güzel… diyor ve o “levha-i an”ın sath-ı bediinden gözlerini ayırarak bana bakıyordun. O levha hakikatten pek güzeldi, bilhassa o kahverengi gözler… o kadar güzeldi ki, sanki senin gözlerindi. Sonra ilave ediyordun; – Yüzünün güzelliği de doğal değil mi?…

  Doğruluk (Yarım Perdelik Komedi) (Yûşa Irmak) 5 Eylül 2020 Gülmece (Mizah) 

Politika kökenli yeni bir müdüre görevi tevdi edilir. Görev değişimi yaşanmadan önce halka şeffaf olacağını söyleyen yeni müdür kameraların karşısında “Mal Beyanı”nda bulunmak ister. Yeni müdür ile mal beyanını yazan memur arasında geçen bir diyalog Ve perde açılır…

  Fırtına (Yûşa Irmak) 31 Ekim 2020 Yaşam 

Her fırtına içinde bir güzellik taşır. Bu sebeple rahmetin de habercisidir fırtına… Öyle görüntüsüne bakıp korkmayın zira hemen yağmur gelecektir ardından; bağrı yanmış toprak, susuz kalmış bitki, dilsiz hayvan ve düşünen insanlar bu bereketten dilediği kadar istifade edecektir. Böylece yer ile gök arasında bir bağ kurmamızı da sağlayacaktır fırtına…

  Gurbettir Bestemin Adı (Yûşa Irmak) 31 Ekim 2020 Yaşam 

Yapayalnızsın! Dört duvar arası bir pencereli küçük bir odada. Kilitli kapılar ardındasın. Sen ve sana bakan duvarları seyredip ağlayacaksın. Uzaklardan, ta uzaktan kopup geldin. Ana, baba, sıla ve yardan ayrıldın. Artık garip bir kuşsun bu gurbet odasında. Kanadı kırılmış, mecali kalmamış yaralı bir kuş… Bağrına “gurbet” adlı hançer saplanmış. Çekip çıkarmaya yetmez ki gücün… İstanbul’la aranda sıra sıra sarp, geçit vermez, üzerleri karlı, başları efkârlı, dumanlı dağlar var. Bu dağların ismi de “gurbet”. Artık geriye dönüşün yok. Şimdi tek hakiki arkadaşın; yalnızlık ve gözyaşların…

  Milliyetçilik Üzerine Lakırdılar (Yûşa Irmak) 31 Ekim 2020 Toplum 

Her ülkenin içinde yaşayan insanlarının yetişme tarzına göre güzellikleri, tatları ve nevi şahsına münhasır belli çizgileri vardır. Bu sebeple o ülkenin tüm şehirleri birbirine benzerlik gösterir. Örneğin, Isparta’nın pembe gülü, Bursa’nın kırmızı gülü, Amasya’nın kırmızı elması, Tokat’ın sarı elması, İzmir’in beyaz çekirdeksiz küçük üzümü, Antep’in siyah iri çekirdekli üzümü sevilir. Bir şehrin halısı, öbür şehrin kilimi; aynı şehrin dut pekmezi, öbürünün pestili; diğerinin fındığı, öbürünün cevizi; birinin divan sazı, diğerinin bağlaması ünlüdür…

  Susuz Gözler, Kurak Yüzler (Yûşa Irmak) 31 Ekim 2020 Yaşam 

Dudakların kuruluğunu anlarım; susuz kalınca dudaklar kurur ve zamanla çatlamaya başlar. Buna kim ne diyebilir veya kim bir şey söyleyebilir? Terlemeyen alınları da anlamak mümkün; böyleleri de asla yorulmaya gelmez. Çünkü cılızdır bedenleri, güçsüzdür bünyeleri. Belki alınlar kirlenir, cer akıtmaz. Bununla beraber damlaların alıp dışarı attığı lekeler kalır nasiyelerde. Bir parça solgun yüzlere de bir şey diyemem. Bir hastalık falan uğramıştır kişiye ve süzülmüştür benzi… Bunlar da hep olağan hâller, gördüğümüz durumlar…

  Enstantane (Yûşa Irmak) 20 Kasım 2020 Yaşam 

Kalemi elinize alıyorsunuz, başlıyorsunuz düşünmeye… Önünüzde duran boş kâğıdın asla merhamet etmeyen beyazlıkları, altı ay devam eden bir kutup gündüzünün sonsuz ve ucu bucağı olmayan hareketsizliği ile büyüyor, kıvranıyor ve asabileşen parmaklarınız saçlarınızı karıştırıyor, nihayet sinir tavan yapınca da yazmak için oturduğunuz masanın başından kalkıp hava almaya gidiyorsunuz… Çoğunuzun başınıza gelmiş olması muhtemel bu durumun birebirini bugün yaşadım…

  Haberin Gerçek Yüzü ve Gerçeğin Önündeki Engeller (Yûşa Irmak) 20 Kasım 2020 Toplum 

“İyi günler sayın seyirciler!… Şimdi de sizlere Haber Merkezimizin hazırladığı ana haber bültenini sunuyoruz…

  Yalnızız (Yûşa Irmak) 20 Kasım 2020 İlişkiler 

Yapayalnızız. 80 milyonun yaşadığı ülkede herkes gibi yalnızlık çekiyoruz.. Çünkü cep telefonlarımız, internetimiz var. Facebook, twitter, instagram velhasıl kelam sosyal medya hesaplarımız var. Kendi hobilerimiz, kendi fobilerimiz var. Yapayalnızız bir başımıza, yapayalnız...

  Leyla Ne Demek? (Yûşa Irmak) 23 Kasım 2020 Yaşam 

Bir Gerçeklerden sıyrılıp hayallerde yaşamak mı, yoksa gerçekleri kabullenip hayallere hapsolmak mı? Bu soru uzun süre kafasını karıştırıyordu. Aslında bu soru aklından geçen yüzlerce sorudan birisiydi sadece. Fakat insanı nasıl da can evinden vuruyordu. Nasıl da Leyla’yı gözbebeklerinden kıskıvrak yakalıyor, müthiş sancılarla bir boşluğa savuruyordu.

  Sesler (Yûşa Irmak) 1 Ocak 2021 Yaşam 

Ses, fiziki bir olaydır. Titreşimle oluşur ve bu titreşimi enerjiye dönüştürür. Ses, çeşitli frekansta dalgalar ile havada yol alırken ayrı ayrı frekansta insan kulağına gelir; bazen hoş, bazen nahoş!

  Vakt-i Şiir (Yûşa Irmak) 9 Ocak 2021 Sanat 

Başka konularda biraz fazla eğleştim mi, dostlarım sesleniyor oradan: “Şiire dön Yuşa abi , şiire…” Evet, şiirin geniş, kuşatıcı ve diriltici evrenine çağırıyor aslında dostlarım… İnsanı kirlerden, belki yaşadığımız günlerin kara’sından ancak şiirin temizleyebileceğine inanıyor. Haksızlar mı?

  Vatan Bilinci (Yûşa Irmak) 10 Ocak 2021 Türkiye 

“Vatan sevgisi imandandır” (Hadis-i Şerif) Vatan, uğruna ölünmeyi hak eden kutsal bir emanettir millete. Atalarımızın şanlı mirası, gelecek kuşakların henüz yaşanmamış ideal hatırasıdır…

  "Acemoğlu Köprüsü’nü Bir Melek Beklermiş" (Yûşa Irmak) 24 Ocak 2021 Yaşam 

Zaman denen girift bilmecenin bir dönemecinde Sancak Merkezi olan Kemah’tan Erzincan’a doğru giderken, hemen yanınızda size vefalı bir dost gibi Fırat Nehri refakat eder. Bu ahbaplık; mevsimine göre kabına sığmayan acele ve köpüklü sularındaki ürperti veren korkuyla olabildiği gibi, yorgun ve durgun akışındaki kemaliyle ömrünün hazanını yaşayan bir piri faninin irfanı ve ümranı şeklinde de olabilir.

  Bir Cumartesi Akşamı, (Yûşa Irmak) 5 Şubat 2021 Yazarlar ve Şairler 

Bu hayatta iki şeyi çok severim, birincisi; ruhum, özüm, kelamım, hitabım, canım, cananım, nigar yüzlü, Bestemin dudaklarından dökülen herhangi bir şiiri dinlemek, ikincisi kitaplığımdan elime aldığım o kitabı okumak…

  Kendi (M) ile Tanışmak… (Yûşa Irmak) 20 Şubat 2021 Anılar 

“Bir varmış bir yokmuş” diye başlardı masallar… İlk önce var olması gerekenler anlatılır, arkasından olmaması gerekenler sıralanır, sonra büyük sevinçle dolan minik yürekler anlatılan masalın huzur verici içtenliği ile gözlerini kapatır tatlı hayallerle uyurlardı…

  Caz Müziği ve Hüzün (Yûşa Irmak) 25 Şubat 2021 İlişkiler 

Behçet Necatigil (Mehmet Behçet Gönül)’den ilhamla söyleyeyim bazı aşklar nasıl bazı yaşları beklerse kimi dizeler de anlaşılmak için bazı zamanları bekler imiş…

  Kıskanmak (Yûşa Irmak) 1 Mart 2021 Yazarlar ve Şairler 

Boş lafları satın alan ve ne konuştuğu hakkında en küçük bir fikri olmayan geveze insanları oldu bitti sevmem. Yani bana yapılacak en büyük işkence, herhalde çenesinin şirazesi kaçmış birini uzun süre dinletmek olurdu. Böyle birine katlanmaya mecbur kaldığımda ruhum daralır ve üstüme garip bir fenalık çöker. Daha da devam ederse oradan uzaklaşmak hatta kaçmak ve kaçarken de avazım çıktığı kadar bağırmak isterim…

  İstanbul; Erguvan, Lale ve Plastik Çiçek (Yûşa Irmak) 5 Mart 2021 Yaşam 

Tanpınar; “Yaşadığım Gibi”deki bir yazısında; “Sonra bir gün asıl baharla, halkın dilindeki baharla karşılaşırsınız.” diyor. Sanıyorum İstanbul’da bu günlerde o bahar tütmeye başladı… Tabii ki görmesini bilenler için bu böyle.

  Fatih’te Bir Mahallenin Sokağında Hatırladıklarım (Yûşa Irmak) 6 Mart 2021 Unutulamayan Dönemler 

Özellikle pandemi sürecinden önce her haftasonu kendime de zaman ayırıp İstanbul’un kitaplara hatta tarihe konu olmuş mahallelerini, sokaklarını motosikletimle yavaşça dolaşır o yazarların hissedip dile getirdiği gibi ben de aynı duyguları yaşamaya çalışırdım…

  Cluphouse’da Konuşmak (Yûşa Irmak) 8 Mart 2021 İnternet 

Rusların büyük şairi Vladimir Mayakovski sıkılıp bunaldığı bir anda: “İnsanlar hiç konuşmasa birbirleriyle geçinmeleri kolaylaşır, yeryüzünde bu kadar felaket de olmazdı.” demiş. Yine Fransız şairlerinden Francis Jammes de bir şiirinde: “Tuhaf! Biz neden böyle düşünüp konuşuruz? Gözyaşları, öpüşler, onlar konuşmazlar ki!… Ama gene anlarız; ayak sesini bir dostun, En tatlı sözlerden de daha tatlı değil mi?” diye konuşmak yerine, hissedip yaşamayı tercih ettiklerine şahit oluyoruz.

  Dünya Bile Eksik (Yûşa Irmak) 12 Mart 2021 Yaşam 

Hakiki bir acı, insanı yapay bir sevgiden ve sevinçten daha dirayetli tutuyor. Bu yüzden acılarıma, sevinçlerime, dertlerime, zaaf ve kusurlarıma ortak ettiğim okuyuculara selam eder, okuma zahmetinde bulundukları için teşekkür ederim… Neylersiniz, insan baştan aşağı kusurlarıyla yine de insan, yine de insan… Dünyamız bile tepeden tırnağa kusur içinde ve bunu bizler geç fark ediyoruz gibi geliyor bana.

  İçtenliğin Karşılığı… (Yûşa Irmak) 23 Mart 2021 Yaşam 

Şu sıralar kendimden ara sıra da olsa şüphe etmiyor değilim… Özellikle içimde yeşerttiğim, yaşattığım, büyüttüğüm derin duyguları dizginleyememek beni düşündürmüyor değil… Yaşı kırklara karışmış hatta kırkını aşmış biri olarak ben de hislerimi, düşüncelerimi sevdiklerime veya okuyucularıma dile getirirken delikanlıca yazmaya çalışıyorum. Fakat bunca zaman ne bir delikanlının ne de canımdan çok sevdiğimin dikkatini henüz çekebilmiş değilim…

  İlhan Berk ve Düzyazı (Yûşa Irmak) 30 Mart 2021 Yapıtlar 

İyi bir şair, usta bir yazar dünyamızı terk ettiğinde ona değil, kendimize yanmalıyız dostlar. Onu bir daha sokakta göremeyecek oluşumuza üzülelim…

  Geri Dönmemek Üzere Gitmek (Yûşa Irmak) 30 Mart 2021 Sevgi ve Aşk 

Bahtsızdır bazı insanlar… Nereye dokunsa hüzün bulaşır… Çocukluğumdan beri ben de bahtsızım. Neye sevgi duymuş, neye gönül vermişsem hüzün bulaşır… Sanırım ruhumu elinde tutan beni böyle seviyor, belki de yalvarmam hoşuna gidiyordur. Oysa benim O’na yalvarmam O’nda neyi fazlalaştırır ya da neyi eksiltir? Her ne ise, girmek istemiyorum böyle şeylerin derunine…

  Açık Deniz Kenarında (Yûşa Irmak) 6 Nisan 2021 Yazarlar ve Şairler 

Geçen hafta pazar günü kitaplığımı karıştırırken Necatigil okumayı canım çekti… İnsanın canı yazar okumayı çeker mi? Yani âşıkların birbirini görmeyi canı nasıl çekebiliyorsa yazarı da pekâlâ çekebilir değil mi? Her ne ise, yazarın kitaplığımda neredeyse bütün şiir kitapları varmış. Hangi ara almışım bu kitapları hatırlamıyor olsam da elimdeki tüm kitapları bir araya getirip her haftasonunda kendim için Necatigil okuma günü planladım hızlıca…

  Bayrama Hakkımız Var mı? (Yûşa Irmak) 2 Mayıs 2021 Yaşam 

Aşağıdaki hadis-i şerifi (1) Taberanî (2) ve ondan naklen de Aclunî (3) zikrediyorlar. Baştan sona ibret ve hikmetle dolu bu hadis–i şerifi birlikte okuyalım: Avf b. Malik’ten: “Hz. Peygamber -salat ve selam üzerine olsun-, şöyle buyurdular: – Sizin için altı şeyden korkarım, 1. Sefihlerin yönetimi 2. Kan dökme 3. Hükmün satılması 4. Akrabadan ziyaretin kesilmesi 5. Bir grubun çıkıp Kur’an’ı nağme aracı yapmaları (Kur’an’ı mizmar edinmeleri) 6. Kolluk kuvvetlerinin çoğalması.”

  Sevmeyi Yaşamak (Yûşa Irmak) 2 Mayıs 2021 Sevgi ve Aşk 

Bir gün sormuşlar alp erenlerden birine: -Sevginin sadece sözünü edenlerle onu yaşayanlar arasında ne fark vardır? -Bakın göstereyim, demiş o yiğit adam.

  Hüzün Garında… (Yûşa Irmak) 2 Mayıs 2021 Yaşam 

Issız bırakılmış yurtlarda kadim zaman insanlarıyla buluşmak ister misiniz!? Bir yolculuğa çıkalım o halde bugün; yıllarca önce terk edilmiş bir diyara doğru?!..

  Nezakete Davet!.. (Yûşa Irmak) 2 Mayıs 2021 Toplum 

Konfuciuz (Konfiçyus), hayatın anlamını şu iki kavram ile özetler: “Kendine hakim olmak ve nezaketli olmak.” Sonra açıklar, “kendine hakim olmak, insaniyetli olmak demektir.”

  Hayır Olsun İnşallah!.. (Yûşa Irmak) 6 Mayıs 2021 Düşler 

Sizler de sık sık rüya görür müsünüz? Gördüğünüz rüyaları hatırlar mısınız uyandığınızda veyahut unutur musunuz rüyanızı hatırlamayı? Buruk bir tat yahut derin ıstıraplar veren rüyalarınız var mıdır sizin de?

  Font ile Hat Arasında Geçen Yıllarım… (Yûşa Irmak) 9 Mayıs 2021 Unutulamayan Dönemler 

97 yılında İstanbul’a yeni gelmiş henüz 17, yaşında her işi koşarak; heyecanla, aşkla ve şevkle yapmaya gayret gösteren bir gençtim… O yıllarda Ortadoğu Gazetesi’nde işe girmiş henüz 2-3 aylık bir emekçiydim.

  Mihr ile Mâh (Yûşa Irmak) 12 Mayıs 2021 Yapıtlar 

Esasen Batlamyus kuramına göre şekillenen orta çağ şark astronomisi dünyayı merkeze koyarak, isimlerini gezegenlerden alan üst üste yedi kat felek tabakasından bahseder. Buna göre, 1. katta Mâh (Ay, Kamer) feleği, sonra sırasıyla Utarit (Merkür), Zühre (Venüs, Çoban Yıldızı, Kervankıran), Mihr (Güneş, Şems), Mirrih (Merih, Mars), Müşteri (Bercis, Jüpiter) ve Zühal (Satürn) felekleri bulunur. Yine şarkın hüsn-i ta’lil geleneği, göklerdeki bu düzen ile toplumsal hayata yön veren şahsiyetler arasında bir paralellik kurarak Güneş’i göğün ve feleğin sultanı olarak düşünür. Ay onun veziri, Utarit kâtibi, Mirrih başkumandanı, Müşteri kadısı, Zühal bekçisi ve Zühre de çalgıcısıdır.

  Resimli Roman Çağları (Yûşa Irmak) 17 Mayıs 2021 Unutulamayan Dönemler 

Geldiler… Sözü şerh edip renk katmaya geldiler. Daha iyi anlaşılsın diye sözler sayfa sayfa nakışladılar kitapları. Aşk hikâyelerinin duygusallığını, fabllerin öğreticiliğini, efsanelerin hayalperestliklerini ve siyerlerin kutsallıklarını kendi anladıkları şekilde resmettiler, daha iyi anlayalım diye okuduklarımızı.

  Gerçek Temizlik… (Yûşa Irmak) 17 Haziran 2021 Yaşam 

“Nezafet”(paklık, arılık, temizlik), doğal temizlik anlamı taşır ve bütün varlığı kuşatıcı ontolojik bir olguyu temsil eder. Bu kelime, maddi çağrışımlar ile birlikte esasen maneviyatımızla da ilgilidir.

  Başlamadan Biten İlişkiler (Yûşa Irmak) 21 Haziran 2021 Yaşam 

Bu ülkede, ne zaman bir erkek ile bir hanım, biraz ileri düzeyde arkadaşlık etmeye başlasa, ikinci dereceden ne kadar akraba, eş, dost ve arkadaş varsa, hemen hepsi büyük bir yaygara koparır. Hatta olayla ilgili, ilgisiz, herkes işin içine karışır ve sanki kıyamet kopmuşçasına bir telaş ve panik içerisinde, konu ile aslen hiç ilgisi olmayan insanlar fikir beyan edip, tarafları yalan, yanlış, kâh kötüler, kâh över, bu durum daha yeni birbirini tanımaya ve sevmeye çalışan bu insanların başına bir kâbus gibi çöker ve insan yeni bir ilişkiye mi başladığını, yoksa mahkemeye mi çıktığını anlayamaz.

  Yaşamak Nedir? (Yûşa Irmak) 27 Haziran 2021 İtiraflar 

“Yaşamak buysa, yaşayalım ama bu değilse, o zaman yaşamak neredeyse oraya gidelim.” Bu sözü ilk duyduğumda sevmiştim. Hala etkili bir söz olarak bir kenarda durur benim için. Çünkü sözün sahibi rahmetli Suzan Akay ile aynı duyguları farkında olmadan ben de hissederek yaşamışım. Benim de ne zaman canım sıkılsa, O’ndan bir haber alamasam, birbirimizi göremeyecek oluşumuz kelamın her sözcüğünü içimde hissetmeme sebep olmuştur…

  Metropol İnsanlarının Sosyal Medya Molası (Yûşa Irmak) 21 Temmuz 2021 İnternet 

Kendimi, ağzına kadar dolu ofislerde, süpermarketlerde, yollarda, asansörlerde kimseyle konuşmayan biri olarak fark edince; “kimlerle konuşuyorum ben” diye düşünmeye başladı iyi eğitilmiş ama çok kilometre yapmış yaşlı belleğim…

  Ver Elini Gidelim (Yûşa Irmak) 9 Ağustos 2021 Anılar 

Bütün ‘ilk’ler şirindir, tatlıdır ve güzeldir! Hatta bütün ilk gözağrıları da öyledir. Adını unuttuğumuz şairlerden biri olan Celâl Sahir Erozan’ın da dizesinde dediği gibi: “Bir genç şair ilk yazdığı şiiri nasıl severse”… diye başlar şiirine… İşte öyledir ilkler, ilk gözağrıları..

  Bizi Birleştirenler (Yûşa Irmak) 18 Ağustos 2021 Yazarlar ve Şairler 

Neruda’nın şiir kitaplarından birini elime ne zaman alsam, derdimi sıkıntımı unutuveririm. Okuduğum bu kitapta yazarla adeta karşılıklı konuşup, dertleşir gibi hissedip bir nevi terapi olurum…

  Tanpınar’ın Şark ve Garp Çıkmazı Üzerine… (Yûşa Irmak) 18 Ağustos 2021 Yazarlar ve Şairler 

Doğu ve Batı üzerine birçok esere imza atan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın takdire şayan çabası, yaşadığı dönemde maalesef pek anlaşılamamış… Hatta döneminin birçok yazarları tarafından ortaya koyduğu bu eserler küçümsenmiş, yadırganmıştır. Söz konusu bu çabanın bugün bile yeterince anlaşıldığını sanmıyorum maalesef…

  Gen’ellemeler (Yûşa Irmak) 3 Eylül 2021 Doğa ve Dünya 

Şöyle bir düşünelim, genellemeler olmazsa; detaylardan, tüme varmaya çalışan yazarlar ne yazardı hiç düşündünüz mü? Ya da edebiyat sürekli olarak size, yaşam kalitesi için -şiir değilse-, vasiyetiniz kadar özel sırlarınızı “giriş – gelişme ve sonuç” noktasında daha da acıklısı anafikri olan bir düzyazıya dönüştürme mecburiyetini dikte etseydi ne yazardınız acaba?

  Şair, Birhan Keskin’e (Yûşa Irmak) 21 Eylül 2021 Gelecek 

Stefan Zweig, Rainer Maria Rilke’nin ardından: “… tek avuntumuz, bizler onunla yaşadık, diyebilmek…” diye yazmıştı. Ben de onu taklitle: biricik avuntumuz, bu hissizleşmiş, derisi kalınlaşmış modern çağda, vicdanın “Yazın sıcak karnında kendisuyukendineyeten Arizonalıbirkaktüs” olmadığını söyleme cesareti gösteren bir şairle yaşadık, yaşıyoruz diyorum…

  "Zaman Dursun" Demiştim İşte Durdu Zaman (Yûşa Irmak) 21 Eylül 2021 Yaşam 

Ve benim her akşam korkunç bir yılgınlıkla, çaresiz eve nasıl geldiğimi de bilemezsiniz. Zaman ışık hızıyla akıp geçiyor ve onu yavaşlatacak hiçbir güç yok bu dünyada. Bizim çaresizliğimiz de onu büsbütün şımartıyor, küstahlaştırıyor olsa gerek. Yüzümüze bile bakmıyor artık, baksa da mütemadiyen kızgın… Bize günlerin soluk fotoğraflarını bırakıyor, ısırılıp atılmış meyveler gibi, bir yığın yaşanmamış, dokunulmamış, zarfı açılmamış anlarla başbaşayız… Arkasından bakıp kalıyoruz yazık.

  Kış İçin Bir Sandık Dolusu Kitap (Yûşa Irmak) 21 Eylül 2021 Yüzleşme 

Genel de çoğu kişi yaz tatilinde kitap tavsiyesinde bulunur ama ben böyle düşünmüyorum. Çünkü bana göre kitap okumanın herhangi bir mevsimi yoktur. Okumak isteyen için yazın, kışın da pekâlâ kitap okunur. Hem, Borges; “Ben kendi payıma hazcı bir okurum; bugüne kadar tek bir kitabı bile yalnızca eski olduğu için okumuş değilim. Kitabı, bana sunduğu estetik coşkular için okurum; o kitapla ilgili yorumlara ve eleştirilere aldırmam.” demiyor mu?

  İhtiyarlara Yer Var! (Yûşa Irmak) 22 Eylül 2021 Yaşam 

Onca tanıdığım insan, okuduğum onca kitap beni huzurlu bir emniyet duygusuyla kuşatamazken, uzaktan gördüğüm bir ihtiyar kadına, beli bükülmüş bir pîri faniye yakınlık duyuverişimi yadırgamayın lütfen… Çok yakın bir zamanda bizim de onlar gibi olacağımız kuşku götürmez bir gerçekken hem.

  Onun Sonbaharı (Yûşa Irmak) 24 Eylül 2021 Sevgi ve Aşk 

İstanbul’un tepelerini, cüce dağlarını, ormanlarını gezerken gördüm ki bütün bir varlık yakın zamanda değişerek, renkten renge girecek. Kimi fısıltıyla, kimi sesini karşı tepelerde çınlatarak o ezeli değişim şarkısını söyleyecek…

  Yazma Üstüne Bir Güzelleme (Yûşa Irmak) 5 Ekim 2021 Estetik 

Herhangi bir düşünceyi veya his ve duygularınızı kaleme almak için yalnız olmanız gerekir. Bir insan güzel bir yazı yazabiliyorsa bilin ki o gerçek bir yalnızdır.

  Güz Yaprakları (Yûşa Irmak) 5 Ekim 2021 İlişkiler 

Her ne kadar Antep’de doğmuş, Adana’da büyümüş olsam da kendimi hep İstanbul’da doğmuş ve yetişmiş gibi hissederim. Neden böyle bir duygu taşıyorum bilemiyorum ama bu kentten bir hafta ayrılmak mecburiyetinde de kalsam hemen yüreğim sıkılıverir…

  İlişkilerde Ekonomik Boyut (Yûşa Irmak) 6 Ekim 2021 İlişkiler 

Bayadır kadın-erkek ilişkilerinin ekonomik boyutuna yönelik yazı yazmak istiyordum. Ancak konu çok hassas ve derin olduğu için elim bir türlü klavyeye varmadı. Fakat geçen hafta bir arkadaşımla bir alışveriş merkezine gittik ve oradaki mağazaları dolaştık. Hele bir tanesinin içerisindeki çeşit bolluğu ve ürünlerin ilk bakıştaki çekiciliğini görünce, son yıllarda özellikle bazı kadınların eş seçerken ön plana çıkardıkları değerlerin nedeni konusunda kafamda bir şeyler oluştu.

  Aramızdaki Şeyler (Yûşa Irmak) 13 Ekim 2021 Yazarlar ve Şairler 

Hüzün ve kederle, tahin ile pekmez gibi ayrılmaz bir ikili olduk, çıktık… Böyle düşünceli, kederli anlarda insan, sığınacak bir liman bulamayınca, kitaplığına, kitaplarına sığınıyor… Dün gece ben de tam da böyle hüzün sellerinde kulaç atarken kitaplığımdaki “Dokuz Öykü” kitabına sarılarak rahatlamaya çalıştım..

 

 





 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Yûşa Irmak, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

 

Bu dosyanın son güncelleme tarihi: 18.10.2021 06:26:21