Ağzımda Yine Çocukluk Türküsü
Hep çocuk kalsam keşke;
Kalbim koşmaktan çarpsa
Gözyaşlarım Annem öptûğúnde kurusa
Arkadaşlarm sadece oyunda satsa !
Sadece kahkahalarimda boğulsam
"Yazmak, bir hayaletle satranç oynamak gibidir. Bazen kazanırsın, ama asla gerçekten yenemezsin." - Stephen King"
"Yazmak, bir hayaletle satranç oynamak gibidir. Bazen kazanırsın, ama asla gerçekten yenemezsin." - Stephen King"
Hep çocuk kalsam keşke;
Kalbim koşmaktan çarpsa
Gözyaşlarım Annem öptûğúnde kurusa
Arkadaşlarm sadece oyunda satsa !
Sadece kahkahalarimda boğulsam
Didem'e kızdım, onun adına içeyim dedim, telefonda nişanı attım! dedi... içmek için daha güzel bahane mi olur..ama çok içmişim.
Okuduktan sonra herkes için indirim anlamına gelen bu ifade yeni manası ile hayatınızda yer bulacak.
Yıkılmış şekilde evine gelen bu adamın bu yıkılmışlığının sebebi ne olabilir ki böylesine tuhaf şeyler yaşamaktadır...
Hikayenin damıtılmış özünü alabilmeniz için yazıldı ve beğendiyseniz yorumlarda sizlerden gelecek beğenilere göre
Bütün suç Didem'deydi. Telefonda çocuğu o saçma sözlerle kızdırmasaydı tüm bunlar olmayacaktı.
Tinhu, bu ortak sevincin bile bir parçası gibi duyumsayamıyordu kendini. Bu sevinçten garip bir burukluk çıkarımsayabiliyordu sadece ve gördüğü şey, sadece içini kemiren bir duyguya dönüşüyordu. O, bütün bu sahnede yalnızca vakur ama hüzünlü, yorgun yine de giydirilmiş bir iskelet görüyor bu yüzden de acı çekiyordu.
"Biz, koşu bittikten sonra da koşan atlarız..."
Sezai Karakoç
Kanepeye uzattılar. Midesi sırtına yapıştığını belirten bir sinyal veriyordu. Kocaman kırmızı bir ışık yanıyordu, gövdesinin tam orta yerinde. Kalbinden geçen trenlerin ışıkları olmalı bu, diye düşündü. Kendisine uzatılan tüm elleri reddediyordu günlerdir. Ne yemek, ne de ilaç Zoraki ve bıktırıcı ritüellerdi sadece. Mutlaka bir plan yatıyordu ardında, tüm
"Uyandım...
Bunu, gözlerime hücum eden ışık huzmeleriyle anladım. Işığın büyülü dansı vardı gözlerimin önünde. Bu cümbüş, bu curcuna, bu heyecan dalgası, bu oyun... Bu oyunun içinden geçmeden yeni bir güne başlayamam ben. Ancak bu oyunla ışır içim, ancak o zaman görürüm yanımı yöremi. Ve yaklaşık sekiz
Mehmet, genetiği ile oynanmış yiyeceklerden yemediği için düşünme yeteneğine sahipti ve bu sayede kendini ele vermeden hayatını devam ettirebiliyordu. Mehmet hayatta pek başarılı olamamıştı bu çok normaldi çünkü, o kul köle efendi zincirine girmiyordu. Özgürlüğüne düşkündü. Mehmet’in çocukluk yıllarında recep diye bir arkadaşı vardı. Recep çocukluk yıllarında birileri
Unutmaz insan, unutmaz asla, sadece alışır yokluğa ve ne kadar zaman geçerse geçsin alışmış olsa bile yokluk duygusuna, unutmayı istediği her neyse o, oradadır, sadece üşümüştür, soluktur rengi. Unutamamak, insanın en büyük yeteneksizliğidir.
Buna rağmen, şimdilerde kalbinden şikayeti olan benim. Sık sık daralmaktayım ve heyheylerim üstüme üstüme gelmekte. Kocamın sabahın köründen gecelere kadar işiyle meşgul olmayabileceği çok takılır oldu kafama; “acaba,” diyorum, “beni aldatıyor mudur?
Ölümün bile sıradanlaştırılıp, içi boş bir kavram haline getirilmesi aslında ne kadar ürkütücü. Bir hayat ne kadar hayatla ilintili oysa ki. Ve bir ölüm hiçbir zaman sıradan değildir. İstatistiki bilgi değildir.
Biliyorum, ölü aşklara verilmiş sözleri tutmak mecburiyetimiz yok. Istersek mezarlarına bile uğramayabiliriz. İşte bu yüzden paylaşıyorum satırlarımı seninle. Madem ki aşklar ölebiliyorlar, o zaman böylesine hortlayabilirler de, ben istemesem de.
Orhan Turan'ın yazdığı "Saat 14.00" adlı, Kısa film senaryosu.
"SÖZ VERİLMİŞ ZAMANLARDA BULUŞMAYI SEVENLER İÇİN"
Ya ben eksik okuyordum her seferinde bu kitabı ya sadece görmek istediklerimi görüyordum ya da hayat bana bu serinin tek bir kitabını vermişti bunca yıl boyunca...
Her insanın bir sınırı vardır.Bu sınır aşıldığı an Karşımızdaki kişi tanıdığımız kişi olamaz