"Kitaplar, sessizliğin çocukları ve belleğin anneleridir. — Umberto Eco"

Öykü

Bir Şubat Gecesi İstiklal Caddesi ve Günlerden Cumartesi Saat Sabahın Dördüydü

Toplantıdan çıkan sendika yöneticilerinin adı bir iki yerde geçti. Yöneticilerin soy adları genel olarak yazışma, karar defteri, raporlar gibi yerlerin dışında pek kullanılmıyordu... Örneğin Genel Başkan'ın adı Haşmet, soy adı Zurna'ydı; ama yakın arkadaşları, sürekli, ' Sayın Başkan, derken toplantılarda genel olarak işverenler, 'Haşmet Başkan, diyorlardı.. Genel Mali

yazı resim

Çingeneler Zamanı

Gitme, sakın gitme diyordu. Bu kez harbiden başın belaya girecek. Neden gitmeyecektim ki? Çocukluğumun geçtiği, yaşamın en güzel renklerini gördüğüm o mahalleye neden, niçin gitmeyecektim.

Kadeh Ustası

Üç aydır ağzına bir yudum almamıştı. Tuhaftır, şikâyetçi değildi halinden. Daha önce bırakmayı denemişti. Hem de kaç kez. Peki, yakasını kurtarabilmiş miydi illetten? Elbette hayır. Çabaladıkça batmıştı yalnızca. Oysa küçücük bir kıvılcımdı aradığı ya da yüreklendirici birkaç cümle. Fakat hastane odasında çakacaktı o kıvılcım. Olmasını umduğu şeye değil

Yasak Mıydı Sahiden?

Bir gün ansızın ortaya çıkan gizemli bir tren, tüm kelimeleri alıp götürmeye başlar. İnsanlar ve kelimeler arasındaki bu zoraki ayrılık, toplumda büyük bir şaşkınlık ve telaş yaratır. Herkesin ortak hazinesi olan kelimeler olmadan yaşamak mümkün müdür? Bu alegorik hikâye, ifade özgürlüğü ve dilin önemine dair düşündürücü bir anlatı

Onarım

Yaşama çok şey katıyorlardı. Hoş kokulu su köpürerek burgaçlandı. Anayoldaki çığırtkanın ezgili sesi güçlenip ses yalıtımını aşmayı başarmasın mı : ‘Muslukçu!.. Muslukçu!’ İşte bu da olanaksızdı. Olanaksızdı. Olanaksızdı...

Başa Dön