Şiir Defterimiz
Beni şiirlerimle sevmiştin.
En güzel şiirin sen olduğunu bilmeden.
Kalın bir defter verdin bana. Sana yazdığım şiirleri o deftere geçmemi istedin. Sonrada sımsıkı tembihledin.
"Yazarın hayatı, kelimelerin kölesi olmaktır; en azından, bir sonraki cümleyi bulana dek." – Ursula K. Le Guin"
"Yazarın hayatı, kelimelerin kölesi olmaktır; en azından, bir sonraki cümleyi bulana dek." – Ursula K. Le Guin"
Beni şiirlerimle sevmiştin.
En güzel şiirin sen olduğunu bilmeden.
Kalın bir defter verdin bana. Sana yazdığım şiirleri o deftere geçmemi istedin. Sonrada sımsıkı tembihledin.
"Başını ışığa çevirdiğinde gözlerinin yandığını hissetti. Hiçbir nesne göremez olmuştu. Bir süre olduğu yerde gözlerini ovuşturdu. Yavaş yavaş puslu da olsa etrafı seçmeye başlamıştı. Oldukça ürkütücü bir manzaraydı bu. İnsanoğlu büyük ve ortak, evrensel bir trajediyi, hem de onun hiç de farkında olmadan, paylaşmak zorunda bırakılmıştı bu karanlık

Elindeki simitle kalakalmıştı sokakta. Düşüncelerinden sıyrıldığında etrafına baktı. Simitçi yeni müşterilerle ilgileniyordu. Elindeki simide baktı. Simidi önce kokladı, sonra dişlerini geçirdi. Evine gitmek üzere yola koyuldu. Bir ara sanki uzaklardan Ali nin sesini duyduğunu hissetti.
Oğlum, hepsini yemeyeceksin, sadece on kuruşluk tamam mı
Hiç bu hayatta boğulduğunuzu hissettiniz mi? Çevrenizden, insanlardan hatta bu dünyadan tamamen kurtulmak? Belki de sadece özgür olmak? Hikayemizde bütün bu hisler arasında kurtulmak için çırpınan Bayan Hiç kimse bir gün gizemli bir tabloya giriyor ve hayatını değiştiriyor.
Sonra her şeye boş vererek, valizini yerlere sürerek, akıp gitti yoluna...
Yazı yazarken kalemi değil, duygularımızı kullanırız..
Gerçek yaşanmış bir hikayedir.
Kumsaldasın uzanmışsın deniz ayıları çıkıp vücuduna bakıyor bir gülümsesen gelip yatma teklif edecekler...
Gece boyunca lapa lapa yağan kar, ufuk çizgisine dek görebildiği her şeyi bembeyaz bir renge mahkûm etmişti. Doğmakta olan güneşin, yoğun bulutların arasından sıyrılarak çehresini gösterebildiği günün şu ilk ışınları altında köy sakinleri bu canlılıkla tezat oluşturmak istercesine derin bir sessizlik içerisinde geceden kalma uykusuna devam etmekteydi henüz.
-"İyi de beş.." Sorumu tamamlayamamıştım çünkü ürkütücü cevap zaten karşımda duruyordu. Cevabın etkisiyle elimdeki tepsi direk olarak yere düşmüştü.Bı sırada bir arkadaşımın ayağını yakmış olmalısın dediğini güç bela hatırlıyorum
“Efendim, Sayın Başkan Yardımcısı şu anda Air Force 1 ile havada. First Lady ve Kızlarınız da gizli servis ve ordu eskortunda süratle buraya getiriliyor. Onlar ulaşınca sizi DEFCON 1 Başkanlık Sığınağına nakledeceğiz.”
“DEFCON 1 sığınağı mı?! Çıldırdınız mı siz!?” Başkan şimdi asansördeydi ve Beyaz Saray'ın çok
Patikadan gitmeye karar verdim. Daha uzundu ama taşa takılıp ayağımı kırsam hiç varamazdım. Koşar adımlarla yola girdim. Ay bulutların arkasındaydı. Elimdeki titrek fenerin ışığıysa beni yolda tutmaya anca yetiyordu. Daha yolun başındaydım. Ayakkabılarım sırılsıklam olmuştu. Ufacık ışığım rüzgarda sallanan çalıları kocaman gölgelere çeviriyordu. Bu durum içimi zaptedilemez bir