Sokak Adamı...
Yalnızlığıyla demini alırdı ıssızlığı, yaraları acırdı yüreğinin en derininde. Ve bir yudum daha alırdı çayından, derdiyle keyiflenir, umutlarıyla ağlardı…
"Yazmak, aslında ölmekten başka bir şey değildir; ama neyse ki, okumak da dirilmektir." – Umberto Eco (kurgusal)"
"Yazmak, aslında ölmekten başka bir şey değildir; ama neyse ki, okumak da dirilmektir." – Umberto Eco (kurgusal)"
Yalnızlığıyla demini alırdı ıssızlığı, yaraları acırdı yüreğinin en derininde. Ve bir yudum daha alırdı çayından, derdiyle keyiflenir, umutlarıyla ağlardı…
Kavaklar, budanmışı budak yerleri törpülenmiş sık döşenmişler tavana. Kavakların üstüne özenle örülmüş, hasırlar kapatılmış. Her taraftan temizlik yansıyor insanın içine. Usta bir elin izini görüyorsunuz her köşede. Duvarda boydan boya asılı yün halı. Ana renkleri ile bezenmiş desen edilmiş, özüne dokunmadan işlenmiş. Verniklenmiş ahşap olan her şey.
İki damla çıktı gözlerinden. Biri gözpınarının hemen yanında, diğeri ise yanağında donmuştu...
Can suyu emilmiş ırgat tarlalarında,
Aldırmaz.
Boğaza yenik düşmüş korkaklığına
Aldırmaz
Devlet ihalelrinde ki ayak oyunlarında daha toydular. Pek anlamazlardı. Kredili pasta nasıl ele geçirilir, devletin malı nasıl incitmeden yenilir, kubbe nasıl habbe yapılır, deveyi hamuduyla yutmanın yolları nelerdir... Para bu! Başka şeye benzemez ki! Aşığa maşukasını unutturur. Sesi çok uzaklardan bile hoş gelir. Damarlarına kadar hissedersin. Öğrendiler... Öğrettiler!
İnsan hayatı ucuz mudur? Yoksa en değerli varlık insan mıdır? Sürekli kendimize sorup durduğumuz bu sorunun cevaplarından sadece biri
Fakirliği bir yazgı kabullenip kurtuluşun yolunu arama zahmetine katlanmadık
yaşamı göstermek riske atmaktır bazen en sevdiğini
bunu veremediğniz için evlenmiyor sizin kızınız
geçen gün bağ evine gittik en sevdiğim yanımda soba var kömür var odun var yakamadım
\_O şimdi yaşamın, bütün kalleşliği ve bütün güzellikleri ile tam ortasında yer alıyordu. Biliyordu ki cesur olduğu müddetçe ve yaşamı yorumlamaya-anlamaya devam ettiği sürece hep ayakta kalacaktı.
Zengin olmak ile güç sahibi olacağını düşünen ve bu düşünceyi adeta destekleyen bir aile yapısı özellikle baba figürü. Günümüzde gerek ülkemizde gerekse dünyada karşılaştığımız acı bir gerçek
Bir arap ülkesine çalışmak için giden Türklerden birkaçı uyuşturucu kaçırdıkları gerekçesiyle idam edildiler. Halbuki götürdükleri şey Türkiye'de eczanelerde serbestçe satılan bir ilaç idi. Türkiye'de cezası olmayan bir suç işledikleri için öldüler.
Okul yarı yıl tatiline girmişti. O günkü uygulamalarla MEB sekiz ay içinde öğretmen mezun edebiliyordu (hızlı eğitim). Bizim yarı yılımıza denk gelen tarih Erginler için yıl sonu oluyordu. Ergin’i Kars’taki garajlardan toz bulutu içinde yolcu ettik
Avrupa’nın biraz uzağında, Asya’nın hemen başında, yeşil, büyük, güzel bir ülke varmış. Üç tarafı sularla çevrili bir yarım adaymış aslında ve içerisinden birde deniz geçermiş bu ülkenin.
Peki bu durumun adını ne koyacağız? Kültür erozyonu mu? Ama olmayan kültürün erozyonu olmaz ki.
İki büyük gölümüz vardı, adları böyük ve güccük devane.
Kışın balık tutar, yazın hemi yüzer, hemi çimerdik... Bir de çocukluk ya işte, kurbağaları şişirir yarışitırırdık.
Balıklar ve kurbağalar küstüler, çekip gittiler, zaten göllerimiz de kurudu... kuruttuk...
Herbirimize ait lakaplarımız vardı, en azından
Tanitalim gayrı
Yaziyi okuyun yiter:)
Bana katıyorsaniz sevinirim :)
Hem katilip hemde yorumuzla desteklerseniz,
O zaman deme keyfime:)
Bana adıyla sanıyla başı boş ve ipsiz Esma derler. Bu yüzden babamdan çokça dayak yedim. Canıma tak etti artık. Kaçıyorum ama nereye, ben de bilmiyorum. Karşıma sen çıktın. He dersen beraberce gideriz. Hoşnut olursan beraber yaşarız. Ben öyle ille de nika