Raslantısal Hizafiyet.
İçimde bir yerde karartmak istediğim bir fotoğraf var.
Tanımadığım bir yüz, tanımadığım bir göz, tanımadığım bir dudak, tanımadığım izler…
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
İçimde bir yerde karartmak istediğim bir fotoğraf var.
Tanımadığım bir yüz, tanımadığım bir göz, tanımadığım bir dudak, tanımadığım izler…
Henüz uyku tutmamış, umutlarını kadehlere saklayanların demlendiği; ya da benim gibi uykunun korunaklı kucağına sığınanların binbir zahmetle, çişe kalktıkları saat. Ben de içtiğim çaya savurduğum paslı küfürlerle yatağımdan çıkıyorum.
Dar bir koridor, gördüğüm dar bir koridordu, yüksek duvarlar arasında kalmış daracık bir yolda yere çömelmiş bekleyen birini gördüm. Duvarların üzerinden yere doğru usulca kayarken aşağıda bekleyen kişi beni fark etti. Yavaşça başını kaldırdı ve bana doğru baktı. Kendimi görüyordum, koridordun tabanında çömelmiş bana doğru bakarken kendimi görüyordum,
İnsanın anlam arayışının, anlamsızlığını anlatan bir anlatı...
Kimse farkında mı? Hayır... Farkında olmalılar mı? Tabii ki hayır. Az sonra olacakların kimse farkında olacak mı peki? İşte bu belirsiz...
labirent ; Bir yönsüzlüğe doğru ilerleyen ve gözlerinde irileşen dehliz geçitlerinin karanlıklarını gizlemeye çalışan üzgün insanların...
sabırsız olduğumuz kadar küstahta olabiliriz sanırım.
ya sabrederken çıldırma ya da çıldırmışken sabretme yetisine sahip olan sadece insan. yeterli olacağını düşündüğüm binlerce lafın sözün aslında daha neye yettiğini dahi bilmiyorum sanırım. olası bir küfür sanırım ağzımda sakladığım bakla.
Hiçbir insan, hiçbir geçidi isteyerek bulamaz. Eğer bulursa, bu kesinlikle şansın büyüsüdür, yada geçitte bekleyen melunlar vardır...
her neyse hoşgeldin sefa geldin. şakağımdan giren rüzgara merhaba.
Kapının ağzına geldiğimde, yüzünü belli belirsiz seçiyordum. Elleri, akan göz yaşlarının yere ulaşmasını engellemek için sürekli bir çaba içindeydi.
Rahat ol, lütuf aşağı ikinci aşamada. Şamata aşağı sanırım, meraklanma. Canım kadar duruyorum. Lağımda olsun, dün olsun püskürtülen eşyalarla ilgileniliyordu. ...
Bana söyleyebilseydiniz keşke tabutum olacak ağacın şimdi nerede boy verdiğini.
İçine gireceğim ağaçla gidip şimdi sırlaşırdım.
Biliyorum bir marangozsunuz sadece, bir müneccim değil.
Bekliyorum.
İmajlar benliğime acımasız oyunlar oynarken yorgun gözlerim denizin engin ve hüzün yüklü maviliğine kilitleniyor. Esinti saçlarımın arasından fısıldıyor şarkısını hafifçe… Güneşin sönük kızıllığı kalbimden pompalanan kan gibi, silik… Silik izler, hayaller, yüzler var denizde… Gözlerimin önünde…
Ellerim soğuk kumları avuçluyor ve rüzgar tanecikleri