Sis ve Rüzgar
İşaret parmağıyla kenarından yakaladı gözü ve cebin kumaş duvarından da destek alarak yukarı doğru itekledi. Artık göz, cepten dışarı çıkmak üzereydi.
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
İşaret parmağıyla kenarından yakaladı gözü ve cebin kumaş duvarından da destek alarak yukarı doğru itekledi. Artık göz, cepten dışarı çıkmak üzereydi.
"Nasıl oldu da bu kadar geliştik" sorusuna "tırnak makası" cevabını vermek isteyenlere büyük kolaylık. Okuyun...
EKSİLEN BEYAZLARIM
Mutfak penceresinden yansıyan ilk sabah ışıltıları gönlümdeki mahzenlere ve d tipi katlarına inemiyor.
Her sabah birbirine benzemeyen gri tonlarla uğraşıyorum.Şizofren artçıların kasıp kavurduğu kesif
sancı rüyalardan kalkmanın yorgunluğuyla kafeine tutunuyorum.
Beyazım eksildi.Boyayacağım günün sarı oklarını,kalın fırçamın halden anlamaz
İskender Pala
Londra’daki Royal Art Museum’un en geniş dört galerisi 1998 yılının Temmuz ayı boyunca “Let me tell you love” adlı karma resim sergisi için ziyarete açılmıştı. Serginin en ilgi gören çalışması, seri halindeki beş adet kadın portresi idi...
bana verdiğin ilacı içiyorum uyuyorum yani, bak dönüp dolaşıp yine kapında hem şah hem köleyim
Bu aslında yola çıkarken ilk yazımdı.. Sonra en kıymetlim oldu..
Günümüzde yaşanan ama ders alınması gereken bir arkadaşlığın öyküsüdür bu.Sevgiyi başka amaçları için kullanan insanları tanımada çok yararlı
“ ...Bir ülkenin çok zengin kralı varmış. Bu kral dört eşliymiş. Kral ilk eşini hiç sevmediği gibi, ona çok kötü davranır ve üzermiş. Hatta yüzünü bile görmediği de olurmuş..."
Eğer bir kalp sevgi ile çarpıyorsa, baktığı her şeye, yaşamının her alanına bu sevgi yansır. Sevgi ile dokunur bir çiçeğin kırılgan yüzüne; bir güvercinin ipeksi tenini sevgi ile okşar. İşte yazar bu öyküsünde sevginin gücüne deyinmiş.
Tükenen sayfaları pervasızca odanın dört yanına savurdu. Artık önemlerini yitirmişlerdi çünkü. Yazarken onlara saygı duyuyordu ama tükenmemeliydiler. Biten şeyleri sevmezdi. Etraf kırmızı harflerle işlenen sayfalarla doluydu. Soğuyan çayını bir dikişte içti. Ondan da nefret ediyordu. Tek yudumluk zevkten başka neydi ki zaten! Tek cümle arıyordu. Kendisinde durabileceği, soluklanabileceği
Yer: İzmit. Tarih 17 Ağustos 1997. Saat 03.00 Omuzumda basın çantası varken ve dışarıda bulunduğum bir anda başladı sarsıntı. Depremin ilk fotoğrafı ve enkazda küçük bir kız çocuğu... Adı Merve... "Sesimi duyan var mı?" çığlıkları arasında kayboluverdi her şey...
Erkekler kız arkadaşlarının annesi ile tanıştığında nedense hep bir iltifat etme gereği duyarlar
Fikret Başkaya