Mektubun Aşkı
ilk hatırladığım o güzel sözleri yazarken çok düşünmediğim ve kalbimin içinden geçen binlerce sözcük arasında seçtiğim küçük bir kaç cümle
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
ilk hatırladığım o güzel sözleri yazarken çok düşünmediğim ve kalbimin içinden geçen binlerce sözcük arasında seçtiğim küçük bir kaç cümle
Onlardan bir şey istersen mutlaka alırsın, çünkü insanlar hayır demeyi pek beceremezler. Bu onun hayat felsefesiydi. Zekiydi, ağzı çok iyi laf yapıyordu, insanları güldürüyor, onlarla iyi vakit geçiriyordu. Üniversite sınavlarına bir tarikatın dershanesinde hazırlanıyordu, zaten aynı tarikatın Türkiye’yi dört bir koldan sardığı okullarının birinden mezun olmuştu.
imdi seyrine doyulmaz kentte/ sıcacık gece, çöller yakıyor soğuğuyla başka bir coğrafyanın eteğinde .
ben yanlızca üşüyorum ve tarif edemiyorum.
ellerimde sıkı sıkı bağlı, uçan balon gibi buhran.
kessem elimde kan (da)mı kalacak/ günün biri özgürleştiğim anda bitiverirse yaşam? / tükendiğim anın
Ercan Kesal
İşe girip çalışa bilmem için mahkeme kararı ile yaşımı büyüttük. Artık memurluğa hak kazanmıştım teknik eleman olmak yerine direk dairede işe başladım. Şimdi daha bir sıkı sarılıyordum üniversite hayallerime, daha çok çalışıp yükselmeli daha fazla maaş almalıydım. Yaşam demek buydu çünkü paran kadar insandın...
Elektriğin, yaygınlaşmaya başladığı yıllardan, çocukluk anıları.
-kar, yağmur, sis, soğuk ve ölüm...-
Soğuk bir gülüşü andırıyor sabah. Bâd-ı Sâba esiyor gözlerimizden içeri. Herşeyin durduğu bir anda yağmurla başlayan sohbet derinlemesine açılıyordu ruhumuza...
küçük bir sözcük pek çok anlatmaya bazen o kadar yeterki bakışların ve sözün her yerde aynı kaldığı zamanda sadece gırtlağından çıkacak küçücük bir kelime belki hep aynı ama herşeyde farklı bir anlam katan kelime
Dün İzmir'e kar yağdı… Yağan karın altında dolaştım bir süre... Üşüyen bakışlarımda hayallerim yandı. Geriye toplayamayacağım kadar fazla kül kaldı. Üzerini kar örttü. Yürüdüm...
Birahanelerdeki, meyhanelerdeki muhabbetleri çok samimi buluyordu, gerçek buluyordu. Orada daha önce birbirini hiç görmemiş insanların yer yokluğundan aynı masaya oturup, kırk yıllık dostlarmış gibi muhabbet etmeye başlamaları, birbirlerine en yakınlarına bile anlatmadıkları sorunlarını anlatmaları, sıkıntılarını paylaşmaları hoşuna gidiyordu. O masalarda hiç kimse olduğundan daha iyi, olduğundan daha dürüst,
Koca koca kirpikler,iki de bir açılıp kapanırken,şiddetli titremeler sarıyordu ufacık bedenlerini…
umutsuzluğun içine doğru yürüdüm, hava kararmaya başlamıştı. içimde korkunç bir hüzün çöreklenmişti nedense. ağlıyormuydum yoksa. hayır olamazdı. bu utanç verici. parkın içinden geçip minübüse binmek için caddeye çıkacaktım. tam o sırada inanılmaz bir şey oldu. evet oradaydı. yarısına kadar içilip atılmış bir su şişesinin yanında duruyordu. gözlerime inanamadım.
Adalet Ağaoğlu