"Şiir, güçlü duyguların kendiliğinden taşmasıdır. — William Wordsworth"

Öykü > Bireysel

nötr

46\. Çeşit

Birkaç giysi dolap başlığı altında sıralanmıştı. Masa kolaydı da üzerindekilerini yazarken azıcık oyalanmışlardı. Perdeyle ayrılmış bölüme geçerken üyelerden biri, 'Sıra ikinci vagonda,' demiş; demesiyle yanakları allanmış, kimse de gülümsememişti. Delikli taşın yanındaki musluğa eğretice bağlanmış hortum, ucundaki süzgeçle duş görevini üstlenmişti.

olumlu

O Gün

İşte üniversite döneminde yazdığım bir öykü; ama bana sorarsanız lisedeki öykülerim bu öykümden çok daha özgündü.

karamsar

Bir Dağ Kulübesi

Yolcular aceleyle indi-bindi yaptılar. Dakikti tren, otobüs dakikti, gemiler dakikti, insanlar dakikti, her şey bir saat gibi düzenli çalışıyordu.

umutlu

Umutlar Bahar Gibidir Her Kıştan Sonra Mutlaka Gelen

İçimde bin yıldır devam eden bir savaş var sanki ve yarın o savaşın yıl dönümü. Umutların yıkıldığı, mutluluk planlarının bir suikastte kurban gittikleri gün ve o günden sonra başlayan savaşta daha doğmamış çocuklar babalarını savaş meydanında kaybedeceklerdi. Umutlar çocuk gibidir ilk görüşte başlayan aşkla dünyaya gelecekleri kesinleşen. Umutlar

düşündürücü

Cennete

"nereye gitmek istersiniz?" diye sordu adam.
kadın cevapladı: cennete...
bu bir amerikan aksiyon filmi olsaydı: adam, çok yakışıklı, atletik, delici bakışlı, karizmatik;
hatun da, güzel, iyi bir kariyere sahip olmanın verdiği özgüven ve tarza sahip olurdu.
hava: güneşli, buram buram

karamsar

İzdüşüm

Bilinçaltımızı hayatımıza yansıtırken dikkatli ve tedbirli olmalıyız.

nostaljik

Bir Ses Bir Tümce

Birinin sağında , öbürünün solunda onca yer olmasına karşın bitişik sandalyelerinde omuz omuza oturan iki yaşlı , “Eee?” diye üsteledi.

umutlu

Gemici

bir dizinin bri bölümünde karşılaştırılmıştı çöl ve deniz. ikisi de kocamandı. ikisinin de kendine göre fırtınaları vardı. ikisinde de ancak ve ancak olduğu kadardı insan. daha ötesi değil. düşlerimi denize tutsak ettiğim bir zamanda aklıma gelenleri aşağıdaki yazıda bulacaksın. ve ben! sana hiç bir şey için söz vermiyorum.

Kanadını Ger

Yetmiş üç yaşındaki Kemal Bey'in sabah ezanıyla uyanıp, dizlerinin tutmamasıyla başlayan günü... Oğlu Tarık'tan yardım istemesiyle ortaya çıkan kuşaklararası ilişki, yaşlılığın getirdiği zorluklar ve aile dinamikleri... Yaşlı bir babanın gözünden, sabahın erken saatlerinde bir evde yaşanan sıradan ama derin anların dokunaklı portresi.

üzgün

Ağrısız Zamanlar

"Düşündükçe derinleşiyor senden geriye kalan yara. Anladım. İnsan bir kere reddedilince anlamalı. Ama keşke daha önce anlasaydım beni bu kadar önyargılı dinlediğini. Görseydim bana ördüğün duvarları. Sarılacak yeni şeyler bul demiştin. Çok ağrıyınca sol bacağıma ve ağrımadığı zamanlarda ağrısız zamanlarıma bile sarılıyorum. Bilmiyorsun. "

Başa Dön