"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Öykü

Bâb-ı Âli de Bir Gün -1-

Güne, Hüseyin abinin kalın ve otoriter sesiyle uyandım...Zoraki kalktım.Yorganım bile, yorgunluktan ağırlaşmıştı nedense...hayır hayır ! kirlilikten diyelim, içine girilesi değildi.

Ölümlü, Pek Ölümlü

Deniz seviyesinin bile altındaki bu şehir yazan, çizen, üreten insanlarla olduğu kadar, çalan, çırpan, tüketen insanlarla da doluydu. Bense ölmekten başka yapacak hiçbir şey kalmadığından emindim. Ne var ki bu bilgi o kadar acıydı ki çiğneyip, sindirip, sıçamıyordum kendisini bir türlü. Adeta geviş getirir olmuştum kendi kendimi öldürmek

İsyan Etmiyorum

isyan etmiyorum nefret ediyorum paçalarımdan dolanıp beynime hücum etmeye çalışan kaderci yaratıklardan hep aynı saçmalıkların tekrarlarında başrol oyuncularını değiştiriyorlar pilavı bile 3 kez ısıtsan için dönmeye başlar neden bana babam hakkında gereksiz hikayeler uydurup kendilerinin korkudan altına yapacakları yok oluş gerçekliğinin saflığını elimden almaya çalışıyorlar aman sorgulasam ne

Gülgez

Eşi Almanya’da calışırken
Anadolunun karlı bir köyünde yaşayan
Genç bir kadının dramı

Aşkın Perspektifi

Londra’daki Royal Art Museum’un en geniş dört galerisi 1998 yılının Temmuz ayı boyunca “Let me tell you love” adlı karma resim sergisi için ziyarete açılmıştı. Serginin en ilgi gören çalışması, seri halindeki beş adet kadın portresi idi...

Özür

Ayakları onu otomatik olarak sahilin sonundaki duvarın ardına, ağacın altındaki kimsesiz küçük düzlüğe getirmişti. Eskiden beraber geldikleri, yan yana oturup manzarayı izledikleri küçük düzlüğe... Sakinliği buldukları yere... Artık bulamayacakları yere.

Kar ve Gül

Kar yağar da küçük torun durur muydu? Elini yüzünü bile doğru dürüst yıkamadan, elinde bir ekmek somunu, tiril tiril giysilerle dışarı çıkmaya hazırlanıyordu. Annesinin sevimli öfkesiyle üzerine kalın bir kazak giydi. Daha iyi kaysın diye lastik ayakkabılarını ayaklarına geçirdi. Beline kadar yağan kara aldırmadan bata çıka, konak bahçesinin

Başa Dön