Eski bir pişmanlık hikayesi
sevginin kanatlarına yapışın..adınızın eski bir pişmanlık olmasını istemiyorsanız..
"Okumak, düşünceyi başkasının eliyle yürütmektir. — Jorge Luis Borges"
"Okumak, düşünceyi başkasının eliyle yürütmektir. — Jorge Luis Borges"
sevginin kanatlarına yapışın..adınızın eski bir pişmanlık olmasını istemiyorsanız..
Bu bana ders olsun. Bir daha, her kel diyeni gel anlarsam, bana da Kâmuran demesinler.
Evlerimize gitmek için hepimiz ayrı ayrı otobüs duraklarımıza yönelirken bile bunu konuşuyorduk. Bu arada ne kadar dolaştığımızı kestiremiyorum, ama şundan eminim ki; yorgunluktan ölüyordum!
Ödemiş’te çoğu kimse tarafından bilinmeyen bir leylek vakfının varlığını yıllar önce çıkardığımız Ödemiş Efe dergisinde yayımlamıştık. Bu vakfın amacı, çeşitli yollarla yaralanmış ve uçamayacak durumdaki leyleklerin bakımını üstlenmek ve onları iyileştikten sonra göç yollarına salıvermektir.
Delilikle dehânın arasında ince bir çizgi vardır, derler. Mahallemizden onun dehâsına kafa yoranlar çıktıysa da, kimse ona deli demedi.
Ömrü boyuca mutluydu da, zayıf kalbi onu yarı yolda bıraktığında da mutlu muydu, bilmiyorum. Bir şey biliyorum: YAŞADI. Çokları bunun anlamını bilmezler.
Yıl 1981: 12 Eylül’ün ortalığı tozu dumana kattığı; bir çok devlet memurunun asılsız ispiyonlarla sağa sola savrulduğu acılı günler. Sisli bir Kasım günü hiç beklemediğim kararı duyunca, ister istemez sarsıldım, hıncım bir an öfkeye döndü.
Bugünün çocukları yarının büyükleri olacağına göre onlara anılarımızı öyküleştirmenin gereğine inanarak ...!!!
Deniz seviyesinin bile altındaki bu şehir yazan, çizen, üreten insanlarla olduğu kadar, çalan, çırpan, tüketen insanlarla da doluydu. Bense ölmekten başka yapacak hiçbir şey kalmadığından emindim. Ne var ki bu bilgi o kadar acıydı ki çiğneyip, sindirip, sıçamıyordum kendisini bir türlü. Adeta geviş getirir olmuştum kendi kendimi öldürmek
Vatman şakir bey, Kocaman iki kanadı olan, üzerinde kapıya yakışan demirden dökme büyük bir anahtarla açılıan kilidiyle, bizi koruma görevi dışında bizden bir parça gibi, bizimle yaşayan, sokak kapımızın karşısında duran divanın üzerine babamın evden çıkma vakti geldiğinde, onun ancak iki küçük çocuğun kaldırabileceği ağırlıktaki deri ceketini, iki
Başını kaldırdı kadın, dizlerinin üstünden. Güçsüz ince bileklerinin arasına aldı sonra başını. Yüzünün yarısını kapladı yıpranmış minik elleri. Acı kanatlandı uçtu ağzından. Kapkara yabansı bir hayvan. Yaralı bir çığlık. Zamanı ikiye bölen orta yerinden; bir ağıta başladı
Benim kahramanlarım da kötü adamı oynayabilir mi?
Hayat bir film, ya da filmler hayatın bağrından kopup gelme… Ve benim filmimin de kötü adamı var elbet. Bugüne kadar herkesten gizlediğim. Sonradan kötü yüzünü gösteren, kötülüğü yalnız kendine; başkaları için beşpara etmez bir adamın öyküsü
Hep merak ederdim.Neydi derdi? Neden bu hale gelmişti. Sokakta sıra dışı bir görünümü, farklı bir yürüyüşü vardı.
Satış temsilcisi olarak çalıştığım ithal kömür satan firmayı temsilen, geçen yılın haziranında, iç anadoluya dört gün süren bir yolculuk yapmıştım.
Çocukken ne zaman büyük olacağız diye düşürken, büyüğünce de keşke hep çocuk kalsaymışız dediğimiz çok olmuştur herhalde.Çocukluğun bu kadar çabuk geçtiğini düşünürsek çocuklarımızın, çocukluk etmelerine müsade edip, bu imkan nisbetin de olsa, onlara olanak sağlamalı, doğayla onları tanıştırmalı, onlara sevgi, saygı ve kibarlık kavramlarını öğretmeliyiz.Onlar bunu çocukken öğrenir,
Kurban bayramı gelmekteydi. Komşularımız aldıkları kurbanlıkların sırtlarını ve alınlarını kınalamışlar bahçelerinde, sokakta dolaştırırken biz iki kardeş onlara gipta ile bakıyorduk.
Aklımızdan geçen “acaba babam bizede kurbanlık alacakmı ?” sorusuydu.