..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bulanmadan ve donmadan akmak ne hoştur. -Mevlânâ
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Toplum ve Birey > Yûşa Irmak




23 Mart 2021
Kim Suçlu?  
Yûşa Irmak
Bu ülkede son yirmi yıldan bu yana muhafazakârların ne kadar muhafazakâr olduklarını gördük! biliyoruz da peki muhafazakâr olmayan laik kesimin muhafazakâr olup olmadıkları hakkında ne biliyoruz acaba? Türkiye’nin bir karşıtlıklar ülkesi olduğu hakkında hemfikiriz. Hatta XIX. yüzyılın başından itibaren, entelektüel tarihini bile bu ikili karşıtlıklar üzerine kurduğunu söyleyebiliriz.


:AID:
Bu ülkede son yirmi yıldan bu yana muhafazakârların ne kadar muhafazakâr olduklarını gördük! biliyoruz da peki muhafazakâr olmayan laik kesimin muhafazakâr olup olmadıkları hakkında ne biliyoruz acaba? Türkiye’nin bir karşıtlıklar ülkesi olduğu hakkında hemfikiriz. Hatta XIX. yüzyılın başından itibaren, entelektüel tarihini bile bu ikili karşıtlıklar üzerine kurduğunu söyleyebiliriz.

Türkiye’de yüzyıldır: Geleneksel ile Modern, Doğulu ile Batılı, Köylü ile Şehirli ve Muhafazakâr ile Laik kavram karşıtlarının birbiriyle örtüşmeyen temel çelişkiler olarak sunulduğunu da biliyoruz. Geleneksel ile Modernin, Köylü ile Şehirlinin, Muhafazakâr ile Laiklerin, birbirlerinden siyahla beyaz gibi değil, “siyahla-siyah” olmayan gibi ayrıldıkları öğretildi hepimize. Oysa mantık ilmine bakıldığında “karşıtlık (opposition)” ile “çelişki (contradiction)” arasında büyük farkların olduğunu görünce çok şaşırdım. Bu ikili karşıtlıklara bakıldığında üçüncü ihtimali dışta bırakmayıp; siyah ile beyazın dışında öteki renkleri kapsıyor oluşu ilginç geldi. Oysa buradaki çelişki, ya biri ya ötekidir. Demek ki siyahla, siyah-olmayan arasında bu sebeple üçüncü bir ihtimal otomatikman yok oluyor…

Yakın tarihimizi bu mantıksal kavramsallaştırmalar üzerinden okursak, entelektüel tarihimizin bize ikili karşıtlıklar olarak sunduğu; Modern – Geleneksel, Şehirli – Köylü, Laik – Muhafazakâr ikilikleri, olamayacağını, Köylü olan Şehirli olamaz, Muhafazakâr olan Laik olamaz gibi, çelişkiler biçiminde sunulmasına şaşırmıyorsunuz. Zira burada dikkat edilirse ikili karşıtlıkların imkânlı kıldığı ara konumların gözardı edilmesi, karşıtlıkların uzlaşılamaz zıtlıklar olarak okunması söz konusu ki işte benim bahsettiğim yüzyıllardır süregelen zihinsel maluliyetimizi bu durum gözler önüne seriyor… Yani, karşıtlıkların hepimize uzlaşmaz çelişkiler biçiminde sunuluyor olması, devletin de gerek ideolojik gerekse yaptırımcı aygıtlarının dayatmasının sonucu olduğunu sanıyorum herkesin görmesinin vakti geldi de geçiyor….

Düşünün, Cumhuriyet döneminde devletin lojiği özellikle kendisini, karşıtlıkları çelişkiler gibi göstererek yeniden üretme imkânını kullanmış ve ideoloji dediğimiz canavar tastamam bunun, yani çelişkilerin karşıtlıkları gibi gösterilmesi üzerine inşa edilerek bilinçli bir şekilde insanların düşünceleri ile oynanmış. Hepimizin burada kendisine sorması gerekiyor; Devletin, Türkiye’de Modern’le Geleneksel’in (ya da, Nilüfer Göle’den alıntılayarak söyleyeyim: ‘Modern Mahrem’in) bir aradalığını ya da Modern’le Geleneksel-olan arasında bir “ara konum” olarak yaşama imkânlarını reddetmesi, bu ideolojik tavıralıştan başka ne ile izah edilebilir acaba?
Muhafazakârlarla laiklerin bir arada yaşamalarının mümkün olmadığını, kimler dümdük söyleyip öne sürüyor sizce?
Bir bakalım gerçekten Laikler mi, yoksa muhafazakârlar mı söylüyor?
Buna hemen bir örnek vermek istiyorum. Efendim, TBMM Onur Ödülü sahibi ve Türk Tarih Kurumu şeref üyesi rahmetli Prof. Kemal Karpat’ın Radikal’de bir röportajına baktığımızda Karpat: “Türkiye’de dinin yaşanma şekli yumuşadı. Yumuşamakla da kendi özünü buldu. Aşırı dogmatik yönleri törpülendi. Erdoğan hükümetinin İslam’la modernite’yi (‘modernite’yi ‘laiklik’ anlamında söylüyor) bir arada tutma konusunda çok önemli vazifeleri var.” diyor bundan 6, 7 yıl önceki demecinde… Hatta Karpat devamında, Başbakan Erdoğan’a bir mektup yazdığını ve “sizden şüphe edenlere bir güven hissi veriniz” dediğini de bildiriyor.
Yani, Başkan Erdoğan söz konusu “güven hissi”ni kamuoyuna yüzlerce kez vermesine rağmen hatta onların hak ve hürriyet, yaşam tarzlarına varıncaya kadar karışılmadığına yönelik açıklamaları olmasına rağmen, laik kesimin ben tatmin olduğunu görmedim, duymadım… Açıkça konuşmak gerekirse, şeytanı bile tiksindirecek kibirleri, Başkan Erdoğan bu kitleye ağzıyla kuş da değil Zümrüdüanka da tutsa, gene de yaranamayacağını net bir şekilde söyleyebilirim. Çünkü bu yeminli laik kitlenin derdi başka… Diğer taraftan, Prof. Karpat’ın, “dinin aşırı dogmatik yönleri”nin AK Parti tarafından “törpülendiği”ne, Laik kesimden acaba kaç kişi inanıyor diye sorulup cevapların alınması gerektiğine inanıyorum. Burada esas soru Türkiye’de laikler arasında; “aşırı dogmatik yönleri” olanlar yok mudur ve bunlar, bu “aşırı dogmatik yönleri”ni “törpülemişler” midir?, “törpüleme” eğilimi içinde veya düşüncesindeler mi? diye olmalıdır…

Ben bu soruların cevaplarını gerçekten merak ediyorum. Bu soruların sorulmuyor oluşuna da şaşıyorum. Yani radikal muhafazakârlar varsa, radikal laikleri yok mu? Türkiye’deki siyasal krizlerin sorumlusu olarak, neden ve ısrarla, sadece muhafazakârlar mes’ul oluyor? Laiklerin bu ayrışma veya kutuplaşmada hiç mi kabahati yok?
Türkiye’de muhafazakârlarla laiklerin bir arada yaşamalarını imkânsız kılmaya çalışanlar, sadece muhafazakârlar mıdır? Sırtlarını devletin ideolojik ve yaptırımcı aygıtlarına dayamış olmanın verdiği cesaret ve fütursuzlukla, muhafazakârları bugün bile “ötekileştirme”ye çalışan laikler yok mu?

Evet, medyanın hemen her alanında ki özellikle son günlerin popüler sosyal medya uygulaması clubhouse gibi platformlarda kendisi de taşralı olmasına rağmen Nişantaşı’nda yetişmiş laiklerin “Nişantaşı”lılıklarını savunup, bununla övünüp diğer tüm insanları bir böcek gibi görmesi hangi zihniyette olduklarının apaçık bir göstergesidir. Bana kalırsa bu mesele de uzlaşabilir karşıtlıkları, uzlaşmaz çelişkiler biçiminde görenler her kim ise sorunun kaynağı da odur. Fakat herkesin kendisine dönüp “ben kimim” ve “bu ülke için ne ifade ediyorum” sorusunu sorup düşünmesi gerekir… Zira iki karşıtlık arasındaki muhafazakârlar da , laiklerde de radikal tipler elbette var. Ancak ne hikmetse günah keçisi olarak sürekli muhafazakârların konuşuluyor oluşu insanın içini burkuyor. Zira bu ülke ne çekiyorsa işte bu beyninin üzerine oturan topluluklar yüzünden çekiyor…



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın toplum ve birey kümesinde bulunan diğer yazıları...
Penis Bilgeliği
Memelerin Sürprizi
Teknik Yaklaşımı Kullanamayan Erkeklere İthafen…
Her İşte Bir Hayır Vardır
Affeder Misiniz?
Pisliğe Burnumuz Çok Alıştı Abi
Maymuna Sahip Olmak mı?
Cem Yılmaz Neyimiz Olur?
Ağır ve Hafif Erkekler! Biraz da Adalet
Atatürk Üzerine Bir Kaç Kelam

Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Asıl Afet, İnsanoğlunun Kuraklaşmasıdır!
Modern Külkedileri ve Meşhur Pabuçları
Scenes Of A Sexual Nature (Aşk Manzaraları) Filmi Üzerine
Çit Filminin Düşündürdükleri (Rabbit - Proof Fence 2003)
Dünyanın Bütün Sabahları (Tous Les Matins Du Monde 1991) Filmi Üzerine Birkaç Kelam…
Chp: Eski Hamam, Eski Tas, Eski Nalın, Eski Tarz…
Dr. Fırat’ın Haşiyesine Haşiye
Yapay Zeka (Artificial Intelligence 2001) Filmi Üzerine Birkaç Kelam…
Tartışma Edebiyatı veya Adabı
Yılan ile Musa; Süleyman ile Karınca

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Bilmiyorum [Şiir]
Bir Dudak Yarılması [Şiir]
Dediler [Şiir]
Med Cezir [Şiir]
Kehribar Gözlüm [Şiir]
Turnalar [Şiir]
Yuh Olsun [Şiir]
Bıçkın Yüzünde Kehribar Gülüşü [Şiir]
Leyla’ya Hitabım [Şiir]
Bahar Güzelim [Şiir]


Yûşa Irmak kimdir?

Felsefe ve edebiyat aşığı! Yayıncı, gazeteci ve kitapsever. . .


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Yûşa Irmak, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.