Yoldaki İşaretler
"damlaya damlaya göl olan bir umutsuzluk bir okyanusla birleşecek kadar yükselmiştir artık.zaman yeni günlere gebedir."
"“Son teslim tarihlerini severim; geçip giderken çıkardıkları vınlama sesine bayılırım.” — Douglas Adams"
"“Son teslim tarihlerini severim; geçip giderken çıkardıkları vınlama sesine bayılırım.” — Douglas Adams"
"damlaya damlaya göl olan bir umutsuzluk bir okyanusla birleşecek kadar yükselmiştir artık.zaman yeni günlere gebedir."
Artık hiç kimse elini taşın altına sokmuyor.
Yakın bir zamana kadar mahallenin yarısı seferber olmuştu, ama hızla çözülüp gitti onlar da. Haksızlık etmeyelim, hala direnenler var. Oysa ne sayıları, ne de güçleri yetecek gibi.

Yol boyunca o’nu anlattı annesine. Eve geldiğinde çıkarmak istemedi üzerindekileri. Bir daha, bir daha baktı aynaya. Sanki şimdiden özlemişti öğretmenini. Utanarak sordu annesine “kıskanıyor musun anne”. Anne sadece gülmüştü bütün cevaplara denk.
Farklı bir işleyiş, bedenin ruhu sahiplenişi ve ruhun bedeni terk edişi.
‘80’ler...
Bu satırları neden yazdığımı sormuştum kendi kendime. Belki de işim olmadığı günlerde, kasa başında can sıkıntısından yazmışımdır. Haydi çocuklar gayret, savsaklamak yok, satın birşeyler! Bu hafta ciromuz düşük kaldı, merkezden hesap soracaklar gene...
Anlaşılması gereken şey çok basitti,görmek isteyene Tanrı herşeyi gösterir...
Ve bakmak ile görmek arasındaki farkı hiç bir zaman unutmamak gerekir...
http://sayfamdakalancumleler.blogspot.com/
...“Aşk’ın gücüne inanmalıyız” dedi oğlana. Oğlan sustu, hiçbir şey söylemedi. Kızın niye böyle bir şey söylediğini anlamadı, anlamakta istemiyordu. Çünkü kızı seviyordu ve bir daha görmek istiyordu. İlginç bir şekilde başlayan Aşk’ı burada sonlandırmak istemiyordu. Sanki kız istiyordu, o da istemiyordu; ama Aşk’ın sihirli bir gücü olduğunu düşünüyordu
\- gel, / benim yüreğim seninkinden az yalnız değil,
gel, / az hasretli değil, gel, / sevdaların hepsi sana ait, /
sen onları toplamadan / onlar seni toplayacak / gel...
Eski bir öykünün dayanamayıp zamane uymuş hali.
Yumurta-pupa-tırtıl veee kelebek. Sancılı bir dönemden sonra 'dünya'denilen yerin nazarboncuğu mavisi göklerine doğru uzanarak çırpmaya başlıyor kanatlarını.
Duvarları sessizlikten yapılı labirentin saydam mermer koridorlarının her bir yerine maskelerini bırakmayı seçti kadın... Öyle bir saydamlıktı ki bu, geçtiği koridorlarda bıraktığı tüm maskeleri bir bakışta görebiliyordu.. Anlıyordu ki bundan, onlar hep olacaktı, geri dönüp maskelerini koridorlardan toplayıp yerlerine koyacak ve öyle çıkacaktı buradan... Olsundu, bir an bile