Sarın! Burda Yiyeceğim!
Yaprak sarması hakkında yanlış bildikleriniz ve hiç bilmedikleriniz...
"Yarın, erteleme sanatının dünkü halidir." - Unknown"
"Yarın, erteleme sanatının dünkü halidir." - Unknown"
Yaprak sarması hakkında yanlış bildikleriniz ve hiç bilmedikleriniz...
Üçgenin her kenarı eşit değildi.. üç eşit parçamız olmadı,üç'e böldüğümüz parçalarımızdı çarptık ve çıkardık.. oyun da böyle oynanıyordu ya.. Nasıldı? Kadın,erkek,umutlar..
her biri bir köşede bekler.. Aşk,üçgenin ortasına konulur.. zaman ve tarih yazılır bir köşeye.. Başlar koşu.. bir zaman ter boşalır alından bir zaman ise kalp
YZ
İyi, güzel, doğru, faydalı olan her şey yitti gitti mi?
Onlar, güzeli çirkin, varı yok etmiş, barışı bırakmış savaşa koşmuş, yok olmuşlar sonra...
Yılan toprağı koklaya koklaya yermiş, tadına daha iyi varmak için değil, toprak bitmesin diye. Yılanken o böyle yapıyor, oysa biz?
Serkan Karaismailoğlu
O gece deli bir sağanak başladı. Sonbahar için zaman erkendi. Gürgenler tepeden tırnağa yaprak, dağların dorukları yemyeşil çayırlarla kaplıydı. Elmalar kızarmıştı kızarmasına ama henüz ayvalar sararmaya bile başlamamıştı. Yağmur bindirmeden az önce gök çatladı. Yıldırımın yaladığı orman ürperdi. "
Aksak bir kemandan farkım yokmuş...
Yanlız bir keman sesi, sonu, notası.. sızlıyor ince ince..
Karanlık bir şehirde eski bir ağacın altında can çekişen umutları ölüyordu kucağında. Menzili yoktu sevdalı gözlerin, bir damla yaş olur akardı mevsimlerin sonbaharı. Saatler hüznü vururken sevdaya hazırlanan bir kadındı hazan.
Türk Milleti olarak artık uzaydaki yerimizi almamız
gerektiğini düşünüyorum.Teknolojik gelişmimizi
ve evrimimizi tamamladık.Uzay bir gelişmişlik göstergesidir ben de bu nedenle uzaya gönderilen bir
Türk Pilot Subay'ın hikayesini anlattım.
İnce bilekleriyle, gece saçlarıyla rüzgar güneşe yalvardı doğmaması için. Tek isteği gecenin yıldızlı yorganlarının altında koca çınara sarılıp derin uykulara dalmaktı. Mutsuzluğun dokunamayacağı tek varlıktı sevdaları. Yüreklerindeki çaresiz boşlukların adı bile kalmamıştı. Ne kadar acıklı olsa da unutuşlar, bu ıstırabı ruhlarından çıkarıp attılar. Çaresizliklerin karşısında dimdik durarak minik
isyan etmiyorum nefret ediyorum paçalarımdan dolanıp beynime hücum etmeye çalışan kaderci yaratıklardan hep aynı saçmalıkların tekrarlarında başrol oyuncularını değiştiriyorlar pilavı bile 3 kez ısıtsan için dönmeye başlar neden bana babam hakkında gereksiz hikayeler uydurup kendilerinin korkudan altına yapacakları yok oluş gerçekliğinin saflığını elimden almaya çalışıyorlar aman sorgulasam ne
Acı ve eğlenceli gerçek şu; bunu ne ben yazdım ne de sen okudun.
Masanın üzerine koyduğum davetiyeyi hafifçe ona doğru sürüyorum (ah keşke ‘’davetiye önünde be adam açıp da baksana ‘’diyebilsem...) dizlerini sallıyor, kravatını sağa sola çekiştiriyor. Anlaşıldı! Bir beş dakika daha orada oturamayacak. Şimdi beklediğim soru;
Ahmet Ümit