"Her okur, okuduğu kitabın ortak yazarıdır. — Virginia Woolf"

Öykü

Leblebi Profesörü

Gürselin babası ve rahmetli dedesi de leblebiyi çok severlermiş. Hatta cumhuriyetin ilk yıllarında dedesinin küçük bir leblebi imalathanesi bile varmış, her ne kadar basit bit üretim yeri, tesisi ise de yine de o tarihte onları geçindiriyormuş, sonraları makineler çıkıp da, her şey modernleşince bunlar da ortama ayak uyduramayıp

Konuşan Leylek

KONUŞAN LEYLEK
Yaşamakta olduğumuz şu yıllardan pek de o kadar uzak sayılmayacak bir zaman dilimi içerisinde konuşan bir leylek yaşarmış. Bu leylek insanlar gibi konuşur, insanlar gibi düşünürmüş. İyilik yapmayı ne kadar çok istermiş bir bilsenizFakat iyilik yapmak için hiç fırsat bulamazmış.

yazı resim

Ablaların Ablası Özüm Abla

Ablaların ablası hatta bizlerin hepimizin ve de yılın ablası Özüm Abla ben daha ergenliğe yeni adım atmış bir erkeğim, yeni adım atmış dediysem de o kadar hafife alma beni ablacım. Mahalle de bir kızı seviyorum. Uzaktan uzaktan, pencereden pencereye bakışıyoruz ablacım. Hatta geçen gün pencereden bana el bile

Makineleşmek ve Kaçış - 2

Bir büfeye yanaştı, elindeki parayı uzatıp sandviç istedi. Büfedeki adam küfür ederek onu kovdu ve:-Boklu paran sende kalsın pislik şey. Diyerek bir köpeğe verir gibi uzaktan bir sandviç attı önüne. Sandviçin içindeki peynir ve domates etrafa saçıldı. Yerden bunları toplayıp sandviçin içine koydu ve yedi.

Kökleri Olmayan Bir Ağacım Pürtelaş Sokağında

Saat 03:46 2020 yılının Ağustos ayının 18nci sabahı Öykü mü yoksa hikâye mi yazmalıyım diye düşünüyorum Bunu düşünürken öykü ile hikâye arasında ince ama önemli bir ayrımın olduğunu anımsıyorum. Hangi kitaptan okudum tam olarak hatırıma gelmiyor olsa da hikâyede daha çok insanın içine doğulan şahsi yaşantısından kesitlerin veya

Binboğa Köyü

Dedeme "Gara Meme" derlerdi. Biraz kısa boylu, esmer, yağız bir adamdı. Güçlü kollara sahipti. Pazıları o yaşta bile kaslıydı. Ayağında hep Adana Şalvarı vardı. Ayaklarında, o döneme has, kara lastik ayakkabı bulunurdu. Üzerinde kareli bir gömlek, başında da yünden yapılmış bir takke olurdu. Pek konuşmayı sevmezdi. Ama çok

Kemeraltı

Bir çocuk ne diye küçük bir köyden çıkıp buraya gelir? Bin kilometre uzakta, yabancı bir şehre, neden? Belki annesi ölmüştür. Babası yeniden evlenmiştir. Üvey anne bu belki ekmek vermiyordu. Belki kötü söz söylüyordu. Dayanamayıp kaçmıştır. Babası da ölmüş olabilir. . Anası yeniden evlenmiştir. Ama üvey baba çocukları istememiştir.

Güle Güle Omarım

O dönemde Kesikkeli Köyünde yaşayan Çerkez Kerim Ağa vardı. Yaşadığı konağı, tam bu Ceyhan Nehrinin kenarındaydı.
Yaşı ilerleyen Kerim Ağa felç geçirerek hasta olmuştu. Tekerlekli sandalyede yaşamını sürdürüyordu. Yanında da işçi olarak çalışan, halk arasında tutma veya yanaşma denilen işçi Ömer vardı. Ömere halk ağzıyla ona

Eski Siyah Mersedes

Eski siyah Mercedes, sahibini ürkütücü davranışlarıyla korkutuyor. Kontak anahtarı takılı olmadan çalışıyor, duruyor; adeta içinde öldürülmüş bir ruhun anılarını taşıyor. Şeytan gibi karanlık bir siyahlığa sahip araç, mezarlık yakınındaki köy evinin tekinsiz atmosferinde daha da ürkütücü bir hal alıyor. Sahibi her akşam bir tur atsa da, eski ahırda

O Annene Söyle, Çocuğun Aklına Bunları Sokmasın (3)

Çocuk yüzünde masum kırılganlık donup kalmıştı. Konuyu daha fazla uzatıp, onu da bıktırmadan konuştu yaşlı kadın:
Aslında şimdi kendini buldurman çok kolay yolları var. Gel sana öğreteyim.
Torun hevesle yaklaştı anneannesine:
Bana öğreteceksin değil mi, anneanne. Gerçekten çok korktum. Ya kaybolursam ben!

İrandan Acı Bir Aşk Hikâyesi

Bu hikâyede de farklı bir tat, farklı bir duygu, farklı bir düşünce bulacağınıza inanıyorum. Sayın Şirin Bala teşekkür ediyorum:
İran'daki devrim yasalarına göre "fuhuş'un cezası idam'dır. Bir erkekle
birlikte görülen kadın, erkeğin eşi ya da birinci derecede akrabası olduğunu ispat edemediği takdirde fuhuş sayılarak

Başa Dön