"Her kitap, onu okuyana yeniden doğar. — Alberto Manguel"

Öykü

Gümüş Camgöz (Hikâyesi)

Burgaz’da sabahın dördü… Kurşuni gökyüzünün altında, topal martı Rıfkı’dan başka yoldaşı olmayan bir adam sahile iner. Her şeyi yerli yerinde görünse de içinde büyüyen boşluk onu denize çağırır. Küskün dalgalar, buruşmuş tütün ve gıcırdayan bir sandal eşliğinde, insanın kendisiyle ve suskun denizle yüzleştiği şiirsel bir yolculuk başlar.

Zeytin Çekirdekleri

O simsiyah zeytinler benim hanımın kömür gözleri gibi, sofrada ''Beni ye beni ye'' diye bas bas bağırırlar hepimize, biz de kayıtsız kalamayız ''Hay hay'' diyerek girişiriz zeytinlere... Bir tabak biter de sonra hanım yine takviye kuvvet getirir buzdolabından. Ben biraz hızlı yerim, çekirdeklerini de rastgele her yere koyarım.

Antika iskeleler

İnsanlar seviyesizliği anlasalar bana gerek kalmazdı.
Seviyorum seviyesiz ve alçakça yürüttüğüm hayatımı.
Ayıplasanızda yok saysanızda beni, aranızda inatsal bir anıt gibi dikileceğim.
Korkunun ecele faydası var mı yok mu? Bana ne.
Hangi mülk hangi egemenlik. İdeolojiler teröristlerden daha haindirler...

Tramvay Eleştirisi: En Azından Bir Sığır Bilinci

İstanbul tramvayında günlük yaşamdan bir kesit: Bencillik, saygısızlık ve toplumsal duyarsızlığın farklı yüzleri. Kapı önünde bekleyenler, yaşlılara yer vermeyenler, engelli bireyleri görmezden gelenler... Özenle giyinen ama ruhu körleşmiş insanların ironik portreleri. Toplumsal yaşamda kaybolmuş nezaketin ve empatinin acı bir eleştirisi.

Yolda 3 Kadın

Dağın eteğindeki sakin kasabada, Ali'nin işlettiği bar, sıradanlığın ortasında bir sır kapısı gibi duruyor. Beyaz badanalı evler ve kiremit çatılarla çevrili bu huzurlu yerde, gece hayatına sadece köpek havlamaları eşlik ederken, ikinci el eşyalarla donatılmış bu şirin mekan, kasabalılar için adeta büyülü bir alem. Sisli atmosferi, göz alıcı

Iskadro (Siğil)

çoğalıyordu. Ayağımın üzeri küçük küçük noktalarla dolmuştu. Zamanla bu noktalar birleşiyor ve kocaman bir yumru oluşturuyordu. Ne yapacağımı bilemiyordum. Yumru büyüdükçe, bot da ayağıma dar gelmeye başlıyordu.
Iskadro denilen bu siğillerin yakmakla geçtiğini biliyordum. Erkekse geçer; yok dişi ise çoğalır, artar. denilmişti. Benimkisi çoğalıp artan türdendi.

Köy Öğretmenleri

Okula geldiklerinde şaşkınlıkları bin kat daha arttı. Okul demeye bin şahit isterdi. Bırakın duvarların boyasını, sıvalar dökülüyor, demirler pas tutmuş, iskelet gibi görünüyordu. Sınıflara üç beş masa konularak bir sınıf havası verilmişti. Duvarda bir kara tahta bile yoktu. Kara tahta olmayan bir yerde tabii ki tebeşir olması beklenemezdi.

Suriyeye Anayasa

anayasa olsun ki, cumhur başkanı Müslüman arap olsun. Başbakan hristiyan
Bakanlar değişik etnik grup ve değişik mezheplerden,
Başkan yardımcısı zenci, ve kadın

Kayip

Issız bir ormanda kendini bulan birinin zihin bulanıklığı ve kaybolmuşluk hissi içindeki iç sorgulaması. Zamanın ve mekanın belirsizleştiği, gerçeklikle yanılsamanın iç içe geçtiği bu hikayede, kaçırılma şüphesi ve özgür iradeye dair derin sorular yer alıyor.

Başa Dön