"“Banka soymak, banka kurmanın yanında nedir ki?” — Bertolt Brecht"

Sözün Kanattiği Yerde

yazı resim

Bazen iki insanı birbirinden uzaklaştıran şey büyük bir ihanet, ağır bir yalan ya da geri dönülmez bir hata değil, yalnızca yanlış anlaşılan bir kelimedir. Ağızdan çıkarken taşıdığı anlamla, karşı tarafın kalbine düştüğünde aldığı anlam birbirinden o kadar farklı olabilir ki, bir cümle bir anda sevginin içinden geçen ince bir bıçağa dönüşür. Öfke yakıcı bir kezzaba dönüşür. Sevgiliyle yapılan tartışmaların en hüzünlü tarafı da budur.

İnsan çoğu zaman karşısındaki kişiye değil, onun söylediğini sandığı şeye kızar. Böylece aynı anda iki ayrı gerçeklik konuşmaya başlar. Biri kendisini anlatmaya çalışırken, diğeri çoktan incinmiş bir kalbin içinden cevap verir.

Gece böyle zamanlarda daha da ağırlaşır. Telefon ekranının solgun ışığında yazılan birkaç kelime, koca bir ilişkinin üzerine düşen gölgeler gibi büyür. “Ben onu öyle demek istemedim.” “Ama ben öyle anladım.” İşte ilişkinin nabzı bazen tam da bu iki cümlenin arasında sıkışır. Bir taraf niyetini savunur, diğer taraf hissettiği acıyı. Oysa duyguların mahkemesinde niyet ile sonuç her zaman aynı kefede tartılmaz.

Söylenen bir söz, karşı tarafın yarasına dokunduğunda, artık yalnızca bugünün sözü değildir, görünmeyen gelişimin kırgınlığının yankısıdır biraz. Bir kelime, günler önce kapanmış sanılan bir kapıyı yeniden açabilir.

Fakat sevmenin anlamı, hiç yanlış anlaşılmamak değildir. Asıl mesele, yanlış anlaşıldığımızda birbirimizi cezalandırmak yerine birbirimizin içine biraz daha dikkatle bakabilmektir. Çünkü her ilişkinin kırmızı çizgileri ve sınırları vardır. Bunlar sevgiyi azaltan duvarlar değil, sevginin kendisini koruyan görünmez eşiklerdir. Bir insanın sınırına basmadan onun yanında kalabilmek, aşkın en sessiz olgunluklarından biridir.

“Bunu söylediğinde canım acıdı” diyebilmek kadar, “Seni incitmek istememiştim” diyebilmek de değerlidir. Çünkü sağlıklı sevgi, haklı çıkmayı değil, birbirinin ruhunda açılan yeri görmeyi öğrenir.

Bazı geceler gözyaşı, söylenemeyen bütün cümlelerin yerine geçer. İnsan sevdiği kişiye kızarken bile onun yokluğundan korkabilir; kırgınlığının içinde bile elini tutmak isteyebilir. İşte aşkın en acı çelişkisi burada başlar: Kalp aynı anda hem yaklaşmak hem kanamamak ister. İçimizde bir taraf “sus” derken başka bir taraf sessizce “haykır” diye fısıldar. Tartışmanın sıcaklığı çekildiğinde geriye çoğu zaman öfke değil, hüzün kalır. Kan kokan bir damla gözyaşı, bazen söylenmiş bütün sözlerden daha dürüsttür.

İlişkiler aslında uzun bir yolculuk gibidir. Aynı yola çıkan iki insanın her virajı aynı şekilde görmesi beklenemez. Kimi zaman biri hızlanır, diğeri yorulur; kimi zaman biri susar, diğeri suskunluğu terk edilmek sanır.

İlişkide yolculuğun değerini belirleyen, hiç durmadan ilerlemek değil, gerektiğinde birbirini bekleyebilmektir. Çünkü sevgi yalnızca tutku değil, aynı zamanda emektir. Yanlış anlaşılmış bir kelimenin ardından yeniden konuşabilmek, kırılmış bir güvenin karşısında sabırla durabilmek, “Benim niyetim buydu ama senin hissettiğin şeyi de önemsiyorum” diyebilmek görünmeyen bir emektir. Aşkın en gerçek hâli belki de tam burada başlar.

Bazen bir sözün içinde küçük bir kıvılcım vardır; insan onu söylerken fark etmez, fakat karşı tarafın yüreğinde o kıvılcım eski bir yangına ulaşır. Sonra tartışma büyür, sesler yükselir, cümleler sertleşir ve iki insan birbirini anlamaya çalışırken birbirinden uzaklaşır. Oysa her sert cümlenin altında çoğu zaman çok daha yumuşak bir ihtiyaç vardır: “Beni kaybetme.” “Beni yanlış anlama.” “Beni önemse.” “Beni olduğum hâlimle gör.” Sevgililer bazen öfkelerinin arkasına saklanarak aslında korkularını anlatırlar. Kan gibi görünür öfke ama derininde çoğu zaman incinmiş bir kalbin sessizliği vardır.

İlişkilerde kırmızı çizgiler, sevginin karşısına dikilmiş dikenli teller değil, iki insanın birbirine zarar vermeden yaklaşabilmesi için çizilmiş görünmez sınırlardır. Önemli olan bu çizgilerin nerede olduğunu bilmek ve onları birbirimizin özgürlüğünü daraltmak için değil, birbirimizin ruhunu korumak için kullanmaktır.

Bazı tartışmaların sonunda geriye yalnızca bir soru kalır: “Biz birbirimizi gerçekten anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa kendi haklılığımızı mı savunuyoruz?” Çünkü sevgililer arasındaki en büyük mesafe kilometrelerle değil, anlaşılmamakla ölçülür. örer. O duvarın tuğlaları bazen tek tek kelimelerden yapılır.

Her gecenin içinde sabaha ayrılmış küçük bir yer vardır. Eğer iki insan birbirini hâlâ merak ediyor, hâlâ birbirinin gözyaşını önemsiyor ve bütün kırgınlıkların altında hâlâ bir umut taşıyorsa, yol tamamen bitmiş değildir.

Sevgi, yarasız bir hayat değil, yaraların birbirine rağmen değil, birbirini anlayarak iyileştirilebildiği bir yoldur. Bazen aşk, “Ben haklıydım” demekten vazgeçip “Senin canının acıdığını şimdi daha iyi anlıyorum” diyebildiğimiz anda yeniden nefes almaya başlar. Çünkü bazı yolculuklarda asıl mucize, hiç kaybolmamak değil, karanlıkta birbirimizin elini yeniden bulabilmektir.

Yorumlar

Başa Dön