İnsanın düşünsel temelleri üzerine giden yazarlar (Platon, Oscar Wilde), sosyolojik temellerini sorgulayan yazarlar (Cicero, Tolstoy) ve doğrudan insanın bilinçaltındaki karanlık bölgeyi aydınlatmaya çalışmış (ya da en azından görmeye çalışmış) yazarlar: Bu konuda ilk akla gelenler Dostoyevski, Nietzsche, Kafka, modern edebiyatta ise Cunningham, Andre Gide gibi adlar... Yine modern edebiyatta 'underground' diye nitelenen tür çoğu kez benzer bir yolculuğa çıkarır okurunu. Ne var ki çok farklı şeyler çıkmıştır her bir kalemin gördüğü bilinç altından. Edebiyat tarihinde en çarpıcı psikolojik romanların başında şüphesiz Dostoyevski'nin büyük polisiyle-gerilim romanı Suç ve Ceza gelir. Öyle ki sırf bu roman bile bu odayı doldurmayı yetecek kadar farklı ve çelişik düşünceler yaratmıştır.
Yeraltından Notlar
11 görüntülenme · 25 ileti
Beat hareketi, Beat kuşağı, Beat yazarları ile ilgili paylaşmak istedikleriniz...
Kerouac ve Ginsberg belkide Richard Brautigan...
“Amerika sana her şeyimi verdim, şimdi bir hiçim ben.
Amerika, iki dolar yirmi yedi sent 17 Ocak 1956.
Kendi kafama bile dayanamıyorum.
Amerika, ne zaman bitireceğiz insanlarla savaşı?
Al da kıçına sok atom bombanı.
Keyfim yerinde değil, sıkma canımı.
Kafam düzelmeden yazmayacağım şiirimi.
Amerika ne zaman melekleşeceksin?
Ne zaman soyunacaksın çırılçıplak?
Ne zaman bakacaksın kendine mezarlıktan?
Ne zaman yaraşır olacaksın milyonlarca troçkistine?
Amerika neden gözyaşı dolu kitaplıkların?...”
“Amerika” Allen Ginsberg
çev.: Cevat Çapan
Renkler ve zevkler şüphesiz tartışılmaz, ama Dostoyevski'ye el atmamış bir yazar kanımca "cahil yazar" olmaya mahkumdur. Çok kaba bir deyişle (ama haklı olarak) dünya edebiyatının en çarpıcı (ve şahsen en heyecanlı bulduğum) polisiye romanı olarak niteleyebileceğimiz Suç ve Ceza'nın içerdiği psikolojik ve felsefi spekülasyonlar her yazı yazan insanın mutlaka üzerinde düşünmesi gereken öğelerdir. Beyaz Geceleri okumamış bir insanın yazacağı aşk ister istemez sıradanlığa mahkumdur.
Ve yeraltı...
Bu forumun başlığı olan Yeraltından Notlar deyince şüphesiz ilk akla gelen yine büyük Rus yazarın "Yeraltından Notlar" adlı romanıdır. 1864'te kaleme alınan ve anti-kahramanın ilk kez ortaya çıkmasıyla da edebiyat tarihinde önemli bir yer tutan eser yeraltı edebiyatının temel taşı olarak görülebilir. Konusunu kabaca özetlemek gerekirse (hatırladığım kadarıyla) bir memur olan başkahramanının yavaş yavaş toplumdan kopuşu, nihayetinde ahlaki bir çöküşe zemin hazırlıyor. Şahsi görüşüm bunun Dostoyevski'nin en etkileyici eserlerinden biri *olmamasıdır*. Ama tarihsel persepktiften bakıldığında edebiyatta devrim niteliği taşıdığı da açık bir gerçektir. Dostoyevski'nin özellikle iki dünya savaşı arasında büyüyen "kayıp nesil"i daha o zamandan görmüş ve kaleme almış olması, onun ne büyük bir deha olduğunun en büyük kanıtıdır.
Bu mesajı kaleme almamın asıl sebebi İzEdebiyat'ta yazar olmak isteyen ama belli ki Rus edebiyatını hiç mi hiç tanımayan büyük bir kitlenin olması. Sizlere (kitapları yayınlanmış, ve ister istemez burada kendi adını teşhir etmekten çekinen bir yazar olarak) tavsiyem tek bir satır daha yazmadan önce Dostoyevski'yi el atmanız. Pişman olmayacaksınız.
Dostoyevski'nin belil başlı romanları:
1) [[B]]Suç ve Ceza [[/B]](kahramanın işlediği korkunç iki cinayet ve ardından gelen iç hesaplaşmalar; yaygın kanı bunun Dostoyevski'nin en güçlü eseri olmasıdır.)
2) [[B]]Budala [[/B]]([[I]]edebiyat tarihindeki en zor iş "iyi insanı" yaratmaktır [[/I]]düşüncesinden yola çıkarak kaleme alınmış, büyüleyici bir roman.)
3) [[B]]Ezilenler.[[/B]] Çıktığında Rus entelektüellerince küçümsenen, Dostoyevski'nin de gelen tepkiler üzerine "en azından arkasında durabileceğim bir kaç satır var!" diye tepki gösterdiği, duygu yüklü, karakter zengini bir roman. Bugün hala en çok ve en okunan Dostoyevski romanlarından biri olmasıyla Rus entelektüellerini haksız çıkarmış görünüyor. Kahramanın genç bir yazar olmasıyla özellikle İzEdebiyat kitlesine ilginç gelebilir kanısındayım.)
4) [[B]]Karamazov Kardeşler. [[/B]] Büyük Rus yazarın en büyük eseri. Hacim olarak. Yazarın olgunluk çağının eseri. Din, ateizm, aile ve aşk üzerine yazılmış en felsefi roman olduğu söylenebilir. Ben okuduğumda çok etkilendim, ama bir daha okumaya cesaret eder miyim, bilmiyorum.
Bunun dışında sayısız öykü, uzun öykü ve bir günlüğü bulunan Dostoyevski'nin diğer tavsiye edebileceğim eserleri "Beyaz Geceler," "Öteki," "Timsah ve Gülün bir Adamın Düşü" (tek kitap).
Dostoyevski hakkındaki fikirlerinizi bekliyorum.
Dostoyevski kitaplarında karanlığın ağır bastığı ruh durumlarını yansıtmakla kalmaz bunu kendi ruhunda da yaşar. (geniş zaman kullanıyorum, kitapları hala okunuyor) Bunu bilmek yine de dostoyevski hakkında pek açıklayıcı bir bilgi elde etmemiz için yeterli değildir... Bundan yola çıkılabilir.
Bizim için tabiki dostoyevskinin kitaplarındaki ruhsal durumları okumak kolaydır... Onun içinde bunları bize sunması... Hele ki ölü evinden anılarda bir çok portre görürüz keskin gözlerin gördüğü...
Dosteyevski gerçektende insanın ruhunu iyi bilen,bunu sanki bir vesikalık fotoğraf gibi net suna bilen bir yazar.Kimilerine göre şizofrenik bir yazarda olsa... Suç ve Ceza'da çizdiği Suçlu psikolojisi(çizdiği diyorum çünkü hayal etmek okuyunca çokda zor olmuyor)Kumarbaz daki sevgi uğruna aşk uğruna batağa sapalanan bir kişinin portresi ve bana göre bir baş yapıt olan Yeraltından Notlar'daki psikolojik anlatıları edebiyatta eşi az bulunur anektotlardır.Hala okumayan var ise bu üç eseri mutlaka okusun bana hak verir.
Şebnem İşigüzel'in son romanı yeraltı edebiyatının Türkiye'deki iyi örneklerinden biri bana kalırsa... İşigüzel'den hiç beklemediğim sertlikte yazılmış şaşırtıcı, sarsıcı, kafa karıştırıcı, mükemmel sözcükler...
Leyla, Kasparov, Yıldız kahramanların içiçe geçmiş görünen yanlız hayatları...
Satranç kadar ustaca yaratılmış bir kurgu...
Çöplük yeraltı edebiyatını sevenlerin mutlaka okumaları gereken bir roman
Hava karanlık gece mutsuz,
Sızlanıyorum uykusuz uzanmış.
Umursuz herkes çıldıran birine:
O üzgün, tanrı sevinçli.
Gölgeler dönüyor kemiklere.
Her gölgenin bir adı var,
İnliyorum düşünürken benimkini.
Söylentilerini işitiyorum koca şöhretin.
Gururla değil, yalnızca utançla.
Gölgeler dönüyor kemiklere.
Ağlarım utanınca neşelenmek için, ve
Gülüşler benden dökülür taşlar gibi:
Görmek için bildik ölümün kurnazlığını,
Oğlanın moruklayan gülüşleriyle.
Gölgeler dönüyor kemiklere.
[[I]]Nakarat [[/I]]- [[B]]Allen Ginsberg[[/B]] /
[[U]]Collected Poems 1947-1980[[/U]]'den
Küçük bir Medeniyet iken, büyük seller döşendi yollarımıza. Uzun dereler boyu yürüdük, aşmaya çalıştığımız kendimiz biz iken, yeşile suya dadandık. Ve büyük bir koloni belirdi önümüze, dağıtmak için küçük çehremizi, üzerine basılmadık yeşil kalmasın diye, acı veren küçük görülmüşlüğümüzün hırsı ellerimizden kayıp giderken, o eli tutacak ve yanacak sürrealist bir yer lazımdı. Akalar’ı gördük, görmenin bakmaktan öteye geçtiği o yerde, duruyorlardı, duru’lardı.
Ve bir istilâ planladık doğmamışlarımız için, bizler kendimizi var etmekten aciz iken, yarınlarımıza kan verebilirdik, dökebilirdik HİÇ hesapsızca. Var olmanın amacının feodaliteden geçtiğini biliyorduk, bilmenin öteye geçtiği o yerde, bildiklerimizi türetip ondan bir ok bir yay yarattık. Zeka kötüye ödül verildiğinde sapkındır, biliyorduk, biliyoruz, öğrendik. Hazımsız bir yağmur gibi yağdık, asidimizle betonları bile deliyorduk, zaten medeniyetlerde taş taş üstüne kalmamalıydı. Kadırgalarla maviye daldık, üç koldan ve bir beşer yok oldu, ağzımızdan saçtığımız yapışkan sıvının denize karışıp yunusları vurmasıyla.
Su artık siyahtır. Karadır tüm medeniyetler, zeka olduğu sanılan gözler, dudaklar ise çürümüş insanlık müzesinde sergilenmektedir. Yüzyıllarca alıcı bulamadığından, böceklenmiş mumyasına…
Kadırgalar sulh’a gitmedi hiçbir vakit…
Sulh, kendini "insanlık"tan var etti.
“Söyle,” dedi, “Anlat elinden geldiğince…”
“Şuramda,” dedim, “Bir boşluk var,
“Ve buramda da,
“Dokunma,
“Orada hiçbir şey yok!”
Güldü.
“Pekâlâ,” diye mırıldandım.
“Şöyle şöyle, şu şu boyda bir şey işte,”
Sonra ekledim,
“Ve biliyorsun,
“Boşluğu anlatmak
“En iyi, yalanlarla oluyor…”
[[I]]Konuşa... Konuşa... [[/I]]
Ergenlik döneminde yaşanan kişilik çatışmaları, kendini bulma çabası, gelecek korkusu, sistemin kuralcılığına karşı çıkış konusunda önerebileceğiniz kitap, öykü, şiir, makale, deneme -bilimum edebi yazı- varsa iletebilir misiniz? Sizin denemeleriniz de olabilir... Şimdiden herkese teşekkürler.
zamanın boşluğunda yolculuğun ilk adımıdır ergenlik çağı. kendini tanıma zamanı gelmiştir. daha doğrusu yaradılışı tanıma zamanıdır. herşeyin toz pembe olduğu dünyanın ikinci kapısından içeri girerken, arada bir dönüp arkasına bakarak çocukluğunu bırakmak istemese de ana kuzuluğuna veda etme zamanıdır. geride bir çocukluk kalmıştır. uçup giderken arkasında kıpır kıpır bir yürek bırakmiş. coşkulu ve asi. bazen susukun görünse de asiliktir onun. sevdaya kapılmış farkına varmadan. bazen bir çiçeğe bazen bir nazenine belkide bilinmedik biri. sevda kavak yeleri gibi serde yer almıştır bir oyana bir bu yana salanır durur. altında aşkının ismini çakı ile kazan yeni aşıklar gibi. yaşamı kazımaktır beleğine. haydi kolay gelsin diyeceklerin bakışları altında. ağır ama hafletilebilinecek uzun bir yolculuk. dün olduğu gibi bu günde herkese kolay gelsin.
Ergen!
En zor olanı, sesini duyamayacak olmam. Uğultular olacak, sığınaklar insanlarla dolacak. İnsandan başka bir canlı görmek için, telaşlanacağız. Kulak kabartacağız bir sinek vızıltısına, uygun adım yürüyen fırın böceklerine. Düşüneceğiz… Biz mi ibret almalıyız, ibret almaları için mi gönderildi tüm diğerleri. Uygun adım. Gün çekildi. Hani sazanlar ağlamazdı… Üç karış suyun üstüne zıplamaları, kurutmak içinmiş gözyaşlarını. Bildiğim için portakal sevdanı, üç saksı aldım. Umarım üzülmezsin, öldüler. Ah! O ellerin… Dua gibi birbirine kenetlediğin, saçlarım. İlk boğumları kaşlarımı okşarken, ikinci boğumları kirpiklerimde, parmakların… Yine çiçek mi topladın, avuçların…
Hani hep yok olmamı düşlemiştin ya, oldum be güzelim. Dönemediğim akşamlar gibi, karanlık… Beyaz kanatlarımın altında ölümcül patlamalar. Havuzuma karga düşmüş, senin kulağında yabancı parçalar, sesimi duyamayacaksın. Peki dudakların… Duvar, avlu, kutsal ve kan… Kucağında vuruldum, saklarken gövdene beni. İki heceden ibaret” baba” ve aynı iki heceden ibaret “oğlum” gerisi kan.
Altın kupa meraklısı çok şarapçılar var be güzelim, son resmin meraklısı, istiridye ve inci “L”.
Kutsal sözlerle seni uğurlamayacağım, sesin de kayıp. Duydun mu beni…
BEKLEYİŞ
Yok edilmiş gençliğini avuçlarının arasına aldı
Dudaklarında bin bir sövgüyle
Saçlarında beyazlar çoğalmış,
Yüzünde kırışıklıklar artmıştı
Yüreğinde sıcak duyguları zincirlenmişti
Her gün bir atmaca gelip
Bir parça koparıyordu düşlerinden
Kanatırcasına,yok etmek için
O yine de yaratıyor,hep yaratıyordu
Avuçlarında geçliğini tutarken
Dudaklarında sövgüleri artıyor
Bir gün onu kurtaracak,atmacayı öldürecek
Herkül’ü bekliyordu,Prometheus gibi….”
HERKÜLÜ BEKLEMEK YERİNE KENDİMİZ ÇÖZÜMLER ÜRETMELİYİZ.........
[[B]][[I]]"Gene ruhumu deşiyorum,bedenimin her noktası acı çekiyor yine"
"Ah, düşlerim ile anılarım arasındaki sisli yollar! Hani belleğim bile tıkandı"
"Önce hislerimizi çakıştırıyoruz sonra da onlarla savaşıyoruz"
"Gerçek; Gelecek kaygıdır"
"Yazıyor olmam 'Kendi sırlarımı kendime açmak' demektir"
"Herkes melek olsun benden gayrı"
"Tek başımıza gücümüz yalnızca düşümüzün gücüdür"
"Fedakarlıklarımı geri alma şansım yok ancak bundan sonra gene fedakarlıkta bulunma şansım hep olacak"
"Tarih bilinci çoğu kimse için ürkütücüdür"
"Gerçek; Yarına boş veriyorum artık[[/I]][[/B]]
"Gene ruhumu deşiyorum,bedenimin her noktası acı çekiyor yine"
"Ah, düşlerim ile anılarım arasındaki sisli yollar! Hani belleğim bile tıkandı"
"Önce hislerimizi çakıştırıyoruz sonra da onlarla savaşıyoruz"
"Gerçek; Gelecek kaygıdır"
"Yazıyor olmam 'Kendi sırlarımı kendime açmak' demektir"
"Herkes melek olsun benden gayrı"
"Tek başımıza gücümüz yalnızca düşümüzün gücüdür"
"Fedakarlıklarımı geri alma şansım yok ancak bundan sonra gene fedakarlıkta bulunma şansım hep olacak"
"Tarih bilinci çoğu kimse için ürkütücüdür"
"Gerçek; Yarına boş veriyorum artık"
[[I]][[B]]..."Bütünüyle 'An'lık bir durumdur ömrümüz" Öncesini sorgularız, sonrasını düşleriz. İçinde bulunduğumuz an'ı yalnızca yaşarız. Daha önceki biçimimiz yaşadığımız an üzerinde çok etkili olduğu için sonrasınıda anlamak zor olmayacaktır ancak bazı ayrıntılar vardırki; bunlar tesadüf ya da kader olsun, kimsenin anlamadığı bir biçimde hayatımıza yön verirler... [[/B]][[/I]]