"Sanat, hayatın bir yansımasıysa, bugün bir ayna kırıldı ve her parça ayrı bir roman oldu." - Oscar Wilde (kurgusal)"

Ben bir yazarım!

Yazı veya yazarlar ne kadar gerçekçidir?

4 görüntülenme · 3 ileti
Mehmet Ali Özler #1
Yeri geldiğinde hep falan edebiyattan veya bilmem hangi klas yazardan bahsederiz. Bazen bu yazarları göklere çıkarmayı dahi az buluruz. Hatta o kadar ileri gideriz ki, yazılar ile yazanı aynı kefeye koyup yazarın, yazısında ki kadar şahsiyetli ve iyi karakterli insanlar olduğunu sayarız. Yazarlar, yazılarında ki insanlar mıdır? İyi yazı yazmak için iyi insan mı olmak gerekiyor yoksa geçmişi karanlık şahsiyetler de iyi yazılar yazmış mıdır?
??? #2
Son soruyla başlamak gerekirse... "geçmişi karanlık" birçok yöne çekilebilecek bir deyim. Ama "geçmişi" karanlık olduğuna göre, "şimdi"si artık aydınlık iması ön plana çıkıyor. Bu durumda bence iyi bir yazar olmak pekala mümkün. Hatta ve hatta, böyle bir insanın yazacaklarının özellikle iyi olması beklenebilir. Geçmişi karanlık olduğuna göre, bir vakit kendisiyle dürüstçe yüzleşmiştir, bu da iyi bir yazar olmak için başlıca ön koşul olsa gerek. Çocuklarını terk eden Jean Jacques Rousseau, bir dönem Nazi sempatizanı ya da parti üyesi olmuş Knut Hamsun, Gunter Grass ya da Heinrich Harrer ve daha niceleri... muhteşem yazarlar.
Mehmet Ali Özler #3
Sayın Diren, iyi bir yerden yola çıkıp hedefi on ikiden vurmuşsunuz. Aklımı karıştıran diğer bir konu ise, yazılanların gerçekçiliğidir. Cidden, kaleme aldığımız yazıları eleyip taradıktan sonra, süzüp düzelttikten sonra geriye ne kadar bir gerçek payı kalıyor? Doğru sözcükleri arayıp bulma gayretinde olan yazarlar gerçeklere ne kadar yaklaşa biliyor? Şöyle bir örnek vereyim size: Almanya’da yüksek mahkemeler, göz şahitlerinin verdiği ifadelerin ne kadarı doğru ve inandırıcı veya gerçeğe ne kadar yakın olduğu konusunda daha olumlu kararlar verebilmesi için bir deneyi planlayıp uygularlar. Bu deney aynen aşağıda ki gibi gelişir: Mesleğinde kıdemli bayan ve bay karışık kırk polis seçilir. Bunlara görev gereği yarın sabahtan falan devlet binasının önüne gelmeleri söylenir. Ve ertesi sabah bu polisler kapı önünde beklerken, kendilerinden otuz, kırk metre kadar ötelerde iki aracın bir birine çarpma (kaza) süsü verilir. Bununla kalmayıp, araçtan inen sürücülerden biri öylesine öfkelenir ki, diğer sürücüye bir tokat dahi atar. Sonra da aracına binip ortalıktan kaybolur. Bu olayı birebir gören polisler buna müdahale etmeye kalkmadan da binanın kapısı açılır ve onların içeriden beklendiğini, diğer polis arkadaşların bu olayla ilgilenecekleri bildirilir kendilerine. Bu polisler sonra tek tek ayrı odalara alınır ve dışarıda neyin olup bittiği kendilerine sorulup öğrenilmek istenir. Sonuç bir enkazdır: Kırk polisin neredeyse tamamı arabaların renklerini ve sürücülerin giyimlerini karıştırır veya bunların başka renklerde olduğunu söylerler. Kırk polisten sekizi, bıyıklı şoförün diğersine vurup kaçtığını ifade eder. Ama şoförlerden hiç biri bıyıklı değildir. Kırk polisten beşi, sakallı adamın tokat yediğini söyler. Ama şoförler sakallı da değillerdir. Kırk polisten dördü, adamlardan birinin diğersine tekme tokat giriştikten sonra kaçtığını ifade eder. Kırk polisten ikisi, dayak yiyen adamın kötü bir durumda olduğunu ve onlar içeri girerken bu kişinin yerde kıvrandığını söyler. Kırk polisten üçü olayı iyice karıştırıp, tokat yiyen adamın korktuğunu ve olay mahallinden bu yüzden kaçtığını söyler. Kırk polisten ikisi, kazadan sonra fazla bir şey olmadığını ve bu yüzden iki adamın anlaşarak yollarına devam ettiğini söyler. Hatta dahası var: Polislerden biri, arabasına binip kaçanın bir bayan sürücü olduğunu iddia eder. Bu deney cidden yapılmıştır. Şimdi kara kara düşünür ve sorarım kendi kendime. Yazılarımızın ne kadarı doğru ve gerçekçidir, ne kadarının uzaktan, yakından bununla alakası yoktur? Yazı yazarken hep bir şeyleri şişirmez miyiz? İster istemez işimize gelen bir yön tutmaz mıyız? Şayet Türk’sem Türkler namına, şayet Almansam Almanlar namına yazmaz mıyız? Kadınsam kadın namına, erkeksem erkek namına, çocuksam çocuk namına. Mamafih, yazılara aktarılan düşünceler hep sübjektif değil midir? Sevgilerimle
Başa Dön