Rahmi'ye kesinlikle katılıyorum. Edebiyat tercümeleri yalnızca teknik tercüme değildir, işi edebiyat olanın el atması gerekir, doğrudur.
Bir tek, bildiğim kadar O. Pamuk İngilizce olarak yazmıyor ama Elif Şafak hem İngilizce yazıyor hem de Amerika'da ders veriyor.
Bu arda mutlaka eklemek istedim: Shakespeare'in en yi tercümeleri Sabahattin Eyüboğlu tercümeleridir. Örneğin, Kenan Işık Devlet Tiyatroları'nda Macbeth'i sahnelerken, yorumu modernize etmesine ve haliyle kendinden ve günümüzden çok şey katmasına rağmen reji masasında ilk söylediği şey, 'Sabahattin Eyüboğlu tercümesine müdahale ettirmem, tek kelimesi bile değiştirilmeyecek!' olmuştur. Reji masasında budama işlmi yapılmamıştır bu oyunda ve S.E tercümesi tam olarak kullanılmıştır. Oyunun dünya çapında bir iş olmaya aday olmasının nedenlerinden biri de budur. (Zamanında önünü kesmeselerdi... Neyse!)
Ayrıca, Homeros'un İlyada'sının türkçe tercümesinin dünyadaki en iyi tercüme olmasının nedeni yalnızca Azra Erhat değildir. Azra Erhat'ın Halikarnas Balıkçısı ile tanışıp Anadolu Gerçeği ile yüzleşmesi (ilgilenenlere Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı kitabını hararetle tavsiye ederim) ve tabiî ki A.Kadir'dir. Haklarını yemeyelim.
Rahmi çok haklı, tekrarlıyorum. Biraz düşünsek daha neler çıkar ortaya. :)
Nükhet Everi
December 2003 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Bu biraz da insanın biyolojik ritmine ve hayat şartlarına bağlı bence...
Ben geceleri yazarım genelde. Ama gün gelir, gündüz vakti de oturur yazarım. İflah olmaz bir zombi olduğum ve gece yaşayan bir insan olduğum için (tamamen biyolojik ritmim nedeniyle) yaratıcılık gece ortaya çıkıyor bende... Gündüz gözlemleme ve bakınma :))) zamanımdır. Çok yoğun bir tempo içinde bin mesleği birarada götürdüğüm için de olabilir bu...
Ama yazı yazma dürtüleri akşamüstü başlar bende ve gece dökülür sözcükler birer birer...
Gabriel Garcia Marquez sabah otururmuş yazmaya öğleden sonra 2'ye kadar yazarmış. Mutlaka masasında Güney Amerika'da uğuruna inanılan sarı gül de olacak ama... Öğleden sonra çıkar, dostlarıyla buluşur içmeye gidermiş vs vs...
Diyorum ya, bence biyolojik ritm. Ama belki de sistem ya da şartlanma...
Ben de bu konuda bir yazarın en azından bir yabancı dil bilmesi gerektiğine inanıyorum.
Yabancı dil bilmeden yazar olunabilir belki ama Diren Yardımlı'nın da belirttiği gibi yazarlıkla ilgili en önemli kaynaklar genelde diğer dillerde. Ben yalnızca İngilizce'de bulunduğunu düşünmüyorum. Almanca da bu konuda iddialı dillerden biridir. Almanca'da da kaynaklara ulaşma şansı çok yüksek.
Zaten her kitap Almanca'ya tercüme edilmesi gerekir gibi bakıyorlar bu dilde konuşulan ülkelerde.
Ben kendimden örnek vereyim: Bazı yazarları kendi dillerinde, orijinalinden okumanın zevki bambaşka.
Gabriel Garcia Marquez'in İspanyolcası ile İspanya'daki İspanyolcayı karşılaştırdığımızda, Marquez'in İspanya'da kitaplarının ne hale getirildiğinden dolayı çektiği acıyı çok iyi anlıyorum.
Hermann Hesse'nin Bozkır Kurdu'nun orijinalini okumanın zevki, diğer tüm bildiğim dillerde o dilde yazan yazarları okumanın zevki bana bir şey daha öğretti: Tercümenin önemi.
Sevgili dostum Nedim Gürsel'in kitaplarının Almanca tercümeleri harikadır. Tercümanı da onun en büyük şansı.
Öte yandan Halikarnas Balıkçısı, 'beni tercüme etmeyin, hangi dilde yazılması gerekiyorsa ben o dilde yazarım, tercüme çok şey kaybettirir' der ve tercüme işine karşı gelirmiş. Hâlâ da Halikarnas Balıkçısı'nı tercüme etme cesareti bulan olmamıştır. (Bir kişi kalkıştı, o da inzivaya çekildi ve sonra ne yazık ki aniden öldü gitti.)
Sonuç olarak bu konu uzun ve çetrefilli bir konu.
Mesele yazmak, yazar olmaksa, evet, bence bazı kaynaklara ulaşmadan da yazar olunabilir ama gene de bazı teknikleri de bilmek, öğrenmek ve bunları yadsımamak gerekir diyorum.
Bazı kimselerin ana dilleri dışındaki dillerde de yazabildiğini biliyorum ama bu kişiler azınlıkta kalır herhalde ve çok özeldirler diye düşünüyorum.
Bir arkadaşım der ki; bir şair, kendinden önce yazılmış her dizeden sorumludur.
Bence de bir yazar kendinden önce yazılmış her cümleden sorumludur diye düşünerek, dünyamızı ve ufkumuzu genişletmeye çaba göstermek zorundayız.
Evet, yabancı dil bilmek çok önemli. Herkesin zaten bilmesi gereken İngilizce bile Türkiye'de sorun oluyor. Bu bir sistem ve dolayısıyla eğitim sorunudur.
Bir de günümüzde Türkçe'nin de ne hallere sokulduğunu gördükçe düşünüyorum. Bir insan yabancı bir dili ne kadar öğrenebilir? Cevap: Ana dili kadar. O halde öncelikle ana dilini iyi öğrenmek ve kullanmak öncelikli olmalı. Ancak o zaman bir yabancı dili üstüne inşa edebiliriz.
Sevgiyle kalın...