Bekir Coşkun'un Tanrıcıl Yazısı
Şunu öncelikle söyleyeyim ki, yazısından bahsedeceğimiz yazarın ne yaşantısıyla, ne de inancıyla ilgilenmiyoruz..
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Şunu öncelikle söyleyeyim ki, yazısından bahsedeceğimiz yazarın ne yaşantısıyla, ne de inancıyla ilgilenmiyoruz..
Eğer hukuk, hukukun üstünlüğünü egemen kılsaydı: Hiç ama hiç kimse 27 Mayıs darbesini gerçekleştirmeye cüret edemez, milletin hür iradesini yok sayamaz, milletin seçtiklerini deviremez, özel mâhkemeler kurup devletin 10 yıl başbakanlığını yapan Menderes’i ve arkadaşlarını emirle yargılatamaz ve emirle idâm kararı verdirip dârağacında sallandıramazdı... Bu ülkede, herkesten önce
Büyük bir komplo teorisidir yaşam;
doğru bildiklerin yanlış,yanlış bildiklerin de dogrudur çoğu zaman.
Mızıkacılar yanıldı. Kürt bölgelerinde DTP’nin çözümü dayatan siyaseti kazandı. Ama ne hikmetse ülkenin en büyük siyasi parti liderleri ve gazetecileri, yine bilindik mavallar okumaya başladılar. Sözgelimi son yirmi dört saatte, DTP’nin “kimlik siyaseti” üzerinden nemalandığı yorumları çoklukla dillendiriliyor.
... bu pisliğin diyalektiğinden kaynaklanan bir durumdur, oluşur ve yok edersin . Tıpkı ceset gibi ya gömersin yada yakarsın , tutup da saklamazsın . Bu toprağın nükleer atığı , pisliği “etnisite” üzerine demokrasi kurmaya çalışan aydınıdır , dergisidir , gazetesidir , sivil toplum kuruluşudur , partisidir . Bu
Ortadoğu,ABD,dünya barışı ve geleceğimiz üzerine eleştirel bir yaklaşım...
Şimdi siz karar verin ve banada söleyin bakalım benim güzel ilçem Bayındır için yapılan ilkler nelerdir? Ve bu ilk ne zaman yapılmıştır ? Yapılmadıysa neden yapılmamıştır ? Yoksa sizin ağlamalarınıza güvenen vatandaştanmı ?yada ustasından ağlamasını öğrenemeyen siz yöneticilerdenmi ? Yazımın başında sölediğim gibi “ Duygusallığa bağlı olan bu
Onyıllar öncesi bir askerlik gözlemimle, günümüz koşullarının kısa bir karşılaştırması...
İki gündür evin içinde ‘benim, ruhum ağrıyor’ diye dolanıp duruyorum.
Bu, öyle romatizma gibi bir şey değil.
Rahmetli anne annemin yağmur öncesi yaşlı eklemlerini ovarak ‘yakınlarda bir yerlere yağmur yağıyor. Yakında, buraya da geli
adıma tapulu vatan toprağının bir karışını bile sattırmayacağıma, otuz bin canın katilini kimseye saydırmayacağıma, şehitlerimin kemiklerini mezarlarında sızım sızım sızlatmayacağıma, KİTlerimi kimsenin bize kitlemesine izin vermeyeceğime
Filistin de ise durum farklımı, hayır. Halkın seçimlerde Hamas'ı kurtarıcı olarak seçmesi ABD'nin yeniden demokrasi(!) ortamı oluşturmasına sebep oldu. Hamas'ın İsrail ile ilişkileri düzeltmesi gerekirken tam tersi bir durumun ortaya çıkması Filistin'i savaşın içine iyice çekti. ABD yine demokrasi(!) kılıcını çekip El-Fetih ve Hamas arasına yerleştirdi. Artık Filistin
"Türkiye'de oynanan "demokrasicilik oyununu" şu misalle daha güzel anlatabilirim: Ülkeyi bir gemi olarak düşünün, bu geminin biri gizli olmak üzere iki adet kaptan köşkü var, tabiiki iki de dümeni... Herkesin gerçek sandığı sahte dümenin kaptanını yolcularına seçtiriyorlar. Seçilen kaptan ucu boş olan sahte dümenin başına geçiyor ve hep
Kızılcağaç Köyü eski Muhtarı İbrahim Akgündüz, köy tüzel kişiliğine ait olan araziyi oğluna satmış mıdır? Bu arazi satılmış ise değerinde satılmış mıdır? Kızılcaağaç Köyü Muhtarlığı 2009 Mart yerel seçimlerinden önce Hacı İbrahim Mahallesinde bulunan zeytinliği 2 bin liraya CHP İl Genel Meclis Üyesi İbrahim Biriz’den neden satın almıştır?
Kişisel ve toplumsal körlüğün, sağırlığın ayyuka çıktığı bu çağda en önemli hastalığın duyarsızlık olduğunu düşünüyorum.
İnsan ya da toplum olarak duyarsızlığın temel sebebi neme lazım ya da adam sen de davranışıdır.
Ezilmişler ve aşağılanmışlar, bugünlerde Amerikan yönetimine meydan okuyan iki lideri konuşuyor. Biri Hugo Chavez, diğeri Ahmedi Nejad.
Bugünlerde gündemdeki “in” konu, Türkiye açısından “Irak’ın Kuzeyine”, Iraklılar açısından “Kürdistan Federe Bölgesi’nin sınır hatlarına yapılacak kapsamlı bir müdahale. “Out” konular ise “demokrasi, özgürlük, eşitlik, gelir dağılımındaki eşit(siz)likler vb.”
Nisan 1960…
Ankara’nın üzerinde karabulutlar. Şehir, kasvetten simsiyah giyinen cenaze yakınları gibi; ilkbahara rağmen uçsuz bucaksız semalarında güneşe dair hiçbir emare yok. Yüzleri üşüten acı bir rüzgâr kin kusuyor ıslak kaldırımlara!
Hükümet yandaşı medya ve mensubu yazarlar el üstünde tutulup uçaklardan inmezken muhalif yazarların alaşağı edilmesi hangi hukuka ve insanlığa sığar,neyle nasıl izah edilebilir anlamakta zorlanıyorum.
Hayat; tarihi satır satır okumak için çok kısa, ama hayatın doğru yön bulması için tarihten ders almak, onu doğru öğrenmek ve uygulamak bir o kadar da tarihin okunmasını zorunlu kılar.
“ESKİ ÜLKÜCÜ” sıfatını yakıştıranlara ÜLKÜCÜ ESKİMEZ diyerek sözlerime başlamak istiyorum…