" ne gözlerinin rengini bildim
ne de güzelliğini umursadım
oysa şimdi
gözlerin, yüzün, ellerin
tenin,
bakışların, dalışların,
kokun, dokunuşların,
sarılışın, yatışın,
gülüşün, yürüyüşün,
sesin....
ve sesin,
sen....
ya sen neredesin
ya da ben
ya da bu hayat
o nerede
yani şimdi sen ve
sana dair....
yoksa herşey
Talas'ta bir akşam vakti
kaybolduğumuz zamanlara mı dair
yoksa herşey
suskunluğunun pençelerinde
hapsolmış bir kumru mu
yoksa herşey
kilometrelerce uzaklıktaki bir sevginin
kilometrelerce yakınlıktaki ayrılığın
sentezinden doğan
bir aşka mı dair
ya da yoksa herşey
bir hiç'e mi
belirsizliğin gölgesinde yaşanan
bir aşkın
uzatmalarına mı
zamansız sevişmelerde
bir şiire
bir şarkıya
duyulan özlemle
ve umudun
artık beslenemez duygusuyla
kapısına dayanıldığında
arkası dönük bir Hoşçakal'la
bir ütopyanın
kollarında mı
yaşayarak suskunluğunu
soru işaretlerini
ünlemlerini ve
cevapsızlıklarını mı
yoksa herşey
telkinlere ve verilen sözlere
yazılan şarkılara
şiirlere
kaybolan ve çalınan
tüm zamanlara
yaşamadıklarımıza
yaşayamadılarımıza mı dair
izin verdiğmizde kulaklarımıza
bir şarkıya ve
izin verdiğimizde tenlerimize
selamlaşmalarına mı
yoksa herşey
kadınlığının arifesinde
çoğalarak azalan
bir dürtünün
bakireliğinde
soluksuz yaşanan
tensel ve tinsel olan
tüm oyunların
günahkarlığına mı dair
ya da
sana
bana mı dair
ya da şu lanet olası
kader'e mi "