"Edebiyat, hayatın çirkinliklerini gösterip 'Bakın, daha da kötü olabilir!' demenin en güzel yoludur." - Franz Kafka"

Aragon’un Maskesinden Türk Soluna: Bir Mauvaise Foi Portresi!

yazı resim

Aragon’un 1979’da Antenne 2 ekranlarında yüzüne geçirdiği o meşhur maske, en azından dürüst bir jestin altını çiziyordu: “Size bir şeyler gizlediğimi gösteriyorum.” Roland Barthes’ın hatırlattığı, antik tiyatrodan ilhamla yeniden yorumlanan o eski ilke: Larvatus prodeo [1]… Maskeyi parmağıyla işaret edip öne çıkmak. Aragon, kışkırtıcı bir dürüstlükle, görünüşünün ardında hesaplaştığı kederli bir varoluş olduğunu ilan ediyordu.

Oysa maskenin siyasal alandaki öyküsü, Aragon’unki kadar dürüst bir kederi barındırmaz çoğu zaman. Özellikle Türkiye’nin kurumsal sol geleneğinde maske; bir varoluşsal hesaplaşmanın değil, toplumsal gerçeklikle araya çekilen steril bir perdenin sembolüdür.

Burada Jean-Paul Sartre’ın insan zihnine dair yaptığı o keskin ayrıma yönelmek gerekir. Sartre, hakikatin ötekinden gizlenmesine “yalan”, insanın hakikati kendi bilincinden gizlemesine ise “kendi kendini aldatma” (mauvaise foi) [2] der. Türkiye’de kurumsal sol siyasanın belirgin bir hattında yaşanan temel trajediyi tam da bu kavram özetler: Karşımızdaki yapı basit bir “yalan söyleme” aygıtı değildir; karşımızdaki, kendi inşa ettiği anlatıyı gerçekliğin yerine koyan ve böylece vicdanını rahatlatan devasa bir mauvaise foi mekanizmasıdır.

Şüphesiz bu tutum, dışarıdan bakıldığında yalnızca kör bir bağnazlık ya da basit bir samimiyetsizlik gibi görülebilir. Oysa bu davranışın arkasında, kendi tarihsel haklılığına ve ahlaki üstünlüğüne sarsılmaz bir biçimde inanmış olmanın getirdiği derin bir savunma zırhı yatar. Ne var ki bu mekanizma, ilk bakışta göründüğünden çok daha tanıdıktır. Dün göklere çıkarılan, kurtarıcı ilan edilen bir figürün veya düşüncenin; iç dengeler değiştiğinde tek bir gecede “hain” ya da “öteki” ilan edilmesi, bu mekanizmanın en tanıdık tezahürlerinden biridir. Bu keskin dönüş, yeni ve rasyonel bir kanaat üretmekten ziyade, mevcut zihinsel konforu koruma refleksidir. Kişi, başkasını kandırmadan önce kendisini ikna eder. İdolleştirdiği yapıların en açık zaaflarını görmezden gelmekteki bu ısrarlı tutum, kişinin gerçeği inkâr etmesinden çok, vicdani bütünlüğünü koruma çabasını açığa çıkarır.

“Sol, artık hakikati başkalarından gizlemiyor. Çünkü gizlediğini bilemeyecek kadar kendi illüzyonuna inanmış durumda. Kendisini kandırdığı için, herkesi ikna ettiğine inanıyor.”

Eski Yunan trajedilerinde aktörler Dionysos’un ızdıraplarını temsil etmek için maske takarlardı. Bizim siyasal geleneğimizde ise toplumun sancılarını temsil etmesi beklenenler, kendi felsefi kısırlıklarını örtmek için takıyorlar o maskeleri. Özgürlük, adalet ve eşitlik söylemleri; toplumsal eylemin kendisi olmak yerine, zihinsel tıkanıklığı örten estetik birer kumaşa dönüşüyor.

Çocukluğumda okuduğum Demir Maskeli Adam hikâyesinde beni en çok düşündüren şey, o maskenin altındaki mahkûmun kimliği değil, maskenin hakikati örtmesinden çok, insanı kendi hakikatine yabancılaştırmasıydı. Siyasal alandaki bu retorik maskelere bakınca da insan aynı sarsıcı hisse kapılıyor: Taşınan bu ağır ve yapay yüzlerin altında, bu toprakların kendi diri, organik ruhu kaldı mı gerçekten?

Dürüst olalım; bu kolektif aldanışa dışarıdan bakıp teşhis koyarken, hepimiz zaman zaman kendi ideolojik konfor alanlarımızın maskelerine sığınma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Zira kitlelerin bu inatçı basiretsizliği ve kendi kendilerini aldatma yetenekleri; sadece başkalarının değil, hakikatin izini süren her bilincin metanetle geçmesi gereken ortak bir ahlaki imtihandır. Böyle zamanlarda takınılabilecek en sahih tutum; maskelerin arkasına sığınan bu kolektif savruluşu izlerken, illüzyonların değil, hayatın yalın ve yalınayak gerçekliğinin yanında vakurca durmaktır.

Çünkü parmakla işaret edilmeyen, sırf dürüstçe yüzleşilmekten kaçıldığı için takılan her maske; günün sonunda taşınamaz hâle gelecek, altındaki kısırlığı ifşa ederek sonunda kendiliğinden düşecektir.

Sağlıcakla kalın...

Notlar ve Kavramsal Dizinler [1] Larvatus prodeo: Latince “Maskeli olarak öne çıkıyorum” anlamına gelen ünlü motto. Tarihsel olarak René Descartes’ın gençlik notlarında yer alır ve düşüncelerini dolaylı biçimde ifade etme tutumunu simgeler. Daha sonraki dönemde Roland Barthes ve Louis Aragon gibi Fransız düşünür ve yazarlar tarafından, kişinin toplumsal maskelerini gizlemek yerine görünür kılarak konuşması biçiminde yeniden yorumlanmıştır.

[2] Mauvaise foi (Kendi Kendini Aldatma): Jean-Paul Sartre’ın Varlık ve Hiçlik (L’Être et le Néant) adlı eserinde geliştirdiği temel varoluşçu kavram. İnsanın kendi özgürlüğünün getirdiği sorumluluk ve varoluşsal kaygıdan kaçmak adına, kendisini sabit bir kimliğe, nesneye veya hazır bir ideolojik anlatıya indirgeyerek hakikati kendi bilincinden gizlemesi durumunu ifade eder.

CHP

Yorumlar

Başa Dön