Felsefe tarihinde bazı pozisyonlar, güçlü oldukları için değil; iki güçlü pozisyon arasındaki gerilimden kaçmak için var olurlar. Deizm, tam olarak böyle bir pozisyondur. Deizm şunu söyler: "Tanrı evreni yarattı, sonra çekildi." Bu cümle, ilk bakışta dengeli, mütevazı ve akılcı görünür. Ne tam inkâr, ne körü körüne iman. Akıl ile inancı uzlaştırma girişimi. Peki gerçekten öyle mi? Deizm, Tanrı'yı koruma iddiasıyla Tanrı'yı ontolojik olarak idam eder. Tanrı'nın tüm anlamlı sıfatlarını teker teker söküp attıktan sonra geriye "Tanrı" kelimesini bırakan deizm; felsefi olarak tutarsız, epistemik olarak temelsiz, ahlaki olarak sonuçsuz ve varoluşsal olarak çökmüş bir sistemdir. Bu iddiayı beş temel eksen üzerinden inşa edeceğiz:
- Ontolojik Eksen: Deizmin Tanrı'yı işlevsizleştirmesi
- Epistemik Eksen: Deizmin bilgi iddiasının kendi kendini çürütmesi
- Kozmolojik Eksen: Sürekli yaratma ve deizmin fizik anlayışının çöküşü
- Ahlaki Eksen: Müdahalesiz Tanrı'da ahlakın temelsizleşmesi
- Varoluşsal Eksen: İnsanın fıtratı ve deizmin insana verdiği cevapsızlık
Bu beş eksen birbirinden bağımsız değildir. Hepsi tek bir merkezi kırılmadan beslenir: Deizm, Tanrı kavramını kelime düzeyinde korurken kavram düzeyinde yok eder. Buna Ontolojik Amputasyon diyoruz.
BİRİNCİ EKSEN: ONTOLOJİK AMPÜTASYON
Tanrı Kavramının Zorunlu İçeriği
"Tanrı" kelimesi tarih boyunca neyi ifade etmiştir? İnsanlık, bu kelimeyi kullandığında neyi kastetmiştir? Farklı geleneklerde, farklı dillerde ve farklı çağlarda "Tanrı" dendiğinde ortak bir anlam kümesi karşımıza çıkar:
- Varlığı kendinden olan (zorunlu varlık)
- Her şeye gücü yeten
- Her şeyi bilen
- İrade sahibi
- Yarattığıyla ilişki içinde olan
- Adalet ve merhamet sıfatlarını taşıyan
Deizm bu listenin ilk iki maddesini alır, geri kalanını atar. Sonra elinde kalanla "Tanrı var" der. Ama bu, bir insanın zihin, irade, duygu, bilinç ve kişiliğini söküp attıktan sonra geriye kalan şeye "insan" demesi gibidir. Kelime aynıdır, içerik yoktur. Buna kavramsal gasp diyoruz: Deizm, teizmin inşa ettiği Tanrı kavramını kelimesiyle birlikte alır, içini boşaltır ve boş kaba "Tanrı" etiketi yapıştırır.
Fonksiyon Yok, Varlık Var: Felsefi Paradoks
Analitik felsefede bir varlığın ontolojik statüsü, o varlığın açıklama gücüyle doğrudan ilişkilidir. Bir varlık:
- Hiçbir gözlem üretmiyorsa,
- Hiçbir müdahale gerçekleştirmiyorsa,
- Hiçbir bilgi izi bırakmıyorsa,
o varlığın var olması ile olmaması, aynı modeli üretir. Buna ayırt edilemezlik çöküşü denir. Deizmin Tanrı'sı için bu test yapıldığında sonuç açıktır:
Model A: Tanrı var ama müdahale etmiyor.
Model B: Tanrı yok.
Her iki model de aynı evreni üretir. Öyleyse deistin Tanrı hipotezi, bilimsel ve felsefi anlamda boş bir değişkendir. Deizm, maksimum metafizik maliyetle minimum açıklama çıktısı üretir. En yüksek ontolojik varsayım (zorunlu, mutlak varlık) yapılır; ama bu varsayım ahlakı, anlamı, vahyi, tarihi veya insan deneyiminin hiçbir boyutunu açıklamaz. Bu, teori değil; açıklama verimsizliği makinesidir.
Saat Ustası Metaforu ve Çöküşü
Deizm, klasik olarak "saat ustası" metaforunu kullanır: Tanrı evreni kurmuş, saati çalıştırmış ve çekilmiştir. Bu metafor üç temel nedenden çöker:
Birincisi: Saat ustası sınırlı, mekânsal ve zamansal bir varlıktır. Araç kullanır, yorulur, ölür. Bu niteliklerin hiçbiri Tanrı'ya uygulanamaz. Deizm, Tanrı'yı yücelttiğini sanırken onu insanlaştırır. Bu, tersine antropomorfizmdir.
İkincisi: Saat, saatçinin onu çalıştırması sayesinde değil, kendi mekanik yapısı sayesinde işler. Eğer evren de böyle işliyorsa, Tanrı yalnızca başlangıç noktasına indirgenir ve oradan da gereksizleşir.
Üçüncüsü ve en kritik olanı: Evren bir saat değildir. Kuantum fiziği, kaos teorisi ve termodinamik; evrenin belirlenimci ve kapalı bir sistem olmadığını göstermiştir. Deizmin dayandığı Newton'cu mekanik evren modeli, modern fizikte çoktan çökmüştür.
İKİNCİ EKSEN: EPİSTEMİK ÇÖKÜŞ
Deizmin Bilgi İddiası ve Kendi Kendini Çürütmesi
Deizm şu iki önermeyi aynı anda savunur:
P1: Tanrı evreni yarattı. (Metafizik iddia)
P2: Tanrı müdahale etmez ve vahiy göndermez. (Epistemik sınır)
Ama P2'yi nereden biliyor?
Vahyi reddeden deist, bilgisini yalnızca akıl ve gözlemden ürettiğini söyler. Peki evreni gözlemlemek, Tanrı'nın müdahale etmediğini nasıl kanıtlar? "Şu anda mucize görmüyorum" demek, "hiçbir zaman mucize olmamıştır ve olamaz" anlamına gelmez. Deist, güçlü bir negatif iddia kurmaktadır:
"Tanrı kesinlikle müdahale etmez."
Bu iddianın kanıtı nerededir?
David Hume'un tümevarım sorunu burada geri teper: Doğa yasalarının değişmezliğini kimse kanıtlamamıştır. Bilim, bugüne kadar gözlemlenen düzeni tanımlar; ama bu yasaların mutlak ve aşılamaz olduğu sonucu çıkmaz. Deizm, "müdahale yok" iddiasını a priori olarak kabul etmiştir. Bu, bilimsel değil; dogmatik bir tutumdu. Ironik biçimde deizm, dinlere "dogmatik" derken kendisi en sert dogmayı benimsemektedir: mucizenin önceden imkânsız sayılması.
Epistemik Asimetri: Konuşmayan Tanrı, Yanıltıcı Tanrı
Deizmin Tanrı'sı insana akıl, merak, anlam arayışı ve varoluşsal soru sorma kapasitesi vermiştir. Ama aynı Tanrı, bu soruların cevabını vermez. Bu durum çok önemli bir problemi doğurur: Eğer Tanrı insana "anlam ara" diyen bir donanım yükleyip sisteme hiçbir referans noktası (vahiy) bırakmadıysa; insan aklı, Tanrı'yı bulmaya çalışırken neyi gerçek işaret, neyi gürültü olarak ayırt edecektir? Evrendeki deprem de, çiçek de, yıldız patlaması da, kanser de eşit derecede "doğal ve nötr"dür. Bu durumda insandaki anlam arayışı ile evrenin mutlak sessizliği arasındaki asimetri, deizmin kendi içindeki yapısal kusurdur. Konuşmayan bir Tanrı, yarattığı akla tuzak kuran bir Tanrı'ya dönüşür.
Aklın Meşruiyeti Sorunu
Deizm, "akıl yeterlidir" der. Ama bu iddianın kendisi de bir akıl yürütmenin ürünüdür. Şu soru kaçınılmazdır:
Aklın ürettiği sonuçların doğru olduğunu ne garanti eder?
Eğer Tanrı evreni mekanik bir determinizmle kurmuşsa, insan zihni de bu mekanik zincirin bir halkasıdır. O hâlde "Ben aklımla doğruyu buldum" iddiası, determinizmin kör bir sonucudur. Mekanik bir zincirin ürettiği bilginin "hakikat değeri" yoktur. Deizm, aklı yüceltirken aklın meşruiyetini imha eder. Bu problemi aşmanın tek yolu, aklı aşkın bir doğruluk zeminine bağlamaktır. Yani ya vahye, ya da en azından aklı kuşatan mutlak bir akla (Tanrı'nın kelamına). Deizm bunu reddeder ve böylece kendi epistemolojisinin zeminini dinamitler. Deizm, epistemik olarak intihar eder.
ÜÇÜNCÜ EKSEN: KOZMOLOJİK ÇÖKÜŞ
İlk Neden ile Sürdürücü Neden Ayrımı
Deizmin en temel kozmolojik hatası şudur: İlk nedenselliği (initial causation) ile sürdürücü nedenselliği (sustaining causation) birbirine karıştırmak ya da ikincisini yok saymak. Aquinas'ın "conservatio in esse" doktrinine göre, bir varlık var olmaya başladıktan sonra da her an var olmak için nedene muhtaçtır. Evren, ilk saniyesinde Tanrı'ya ne kadar muhtaçsa, şu anki saniyesinde de o kadar muhtaçtır. Deizm ise şunu iddia eder: "Tanrı ilk itişi verdi, sonra sistem kendi kendine devam ediyor." Bu iddianın içerdiği çelişki şudur:
Eğer evren "kendi kendine" var olmaya devam edebiliyorsa, evrene bir tür zorunlu varlık sıfatı atfedilmiş olmaktadır. Oysa evren, tanımı gereği mümkin (contingent) bir varlıktır; varlığı da yokluğu da dışsal bir iradeye bağlıdır. Mümkin olan, yaratıldıktan bir saniye sonra da muhtaçtır, milyar yıl sonra da. Evrene "kendi kendine var olma gücü" atfeden deizm, farkında olmadan evreni tanrılaştırır. Bu, gizli bir panteizmdir.
Kuantum Gerçekliği ve Deizmin Newton'cu Yanılgısı
Deizm, Newton'un determinist evren modeline dayanır. Ama kuantum fiziği bu modeli kökünden sarsmıştır. Kuantum seviyesinde parçacıklar, gözlemlenene kadar birer "olasılık dalgasıdır." Bu dalga, bir müdahale veya ölçüm anında çöker ve parçacık fiziksel bir gerçekliğe dönüşür. Evren, her an bu çöküşlerin gerçekleştiği dinamik bir süreçtir. Eğer Tanrı her an bu olasılık dalgalarını çökertip gerçeğe dönüştürmüyorsa, evren saatçinin kurduğu deterministik bir makine değil; saniyenin milyarda birinde dağılabilecek bir olasılık buludur. Deizmin "müdahalesiz" Tanrı'sı, kuantum gerçekliği karşısında evreni ayakta tutamaz. Modern evren modelinde pasif bir ilk neden yeterli değildir. Evren, aktif ve sürekli bir varlık zeminine muhtaçtır.
Bilgi Teorisi Açısından: Enformasyon ve Varlık
Modern bilgi teorisi evreni bir madde yığını olarak değil, bir enformasyon ağı olarak tanımlar. Evrendeki fiziksel sabitler, matematiksel simetriler ve kuantum düzeninin korunması; sisteme her an bir enformasyon akışı olduğuna işaret eder. Kapalı bir sistemde enformasyon, dışarıdan yeni girdi almadığı sürece zamanla bozulur (entropi). Eğer evren gerçekten "bırakılmış" bir sistemse, enformasyon çöküşü kaçınılmazdır. Oysa evren, milyarlarca yıldır matematiksel tutarlılığını korumaktadır.
Dahası: Tanrı'nın evreni "bilmeye devam etmesi," sisteme her an enformasyon basması demektir. Sonsuz Bilgi sahibi (Alîm) olan Allah'ın evrenle bilgi ilişkisini sürdürmesi, en radikal anlamda "müdahale"dir. Bilgi, nesnesini ayakta tutar. Tanrı'nın mutlak bilgisi ile evrene müdahale etmemesi, epistemolojik olarak imkânsız bir paradokstur.
DÖRDÜNCÜ EKSEN: AHLAKİ ÇÖKÜŞ
Ahlakın Temeli Nerede?
Deizm, "akıl ahlakı bulmak için yeterlidir" der. Ama bu iddia iki temel soruyu yanıtsız bırakır:
Birinci soru: Doğal düzenin ahlakla ne ilgisi var?
Güçlünün hayatta kalmasını ödüllenir. Doğa, "öldürme" demez; "öldürürsen ölürsün" der. Doğadan "iyi" ve "kötü" kavramları türetilemez. G.E. Moore'un "natüralist yanılgı" olarak adlandırdığı bu hata, ahlaki önermeleri doğal olgulardan çıkarmaya çalışmanın imkânsızlığını gösterir.
İkinci soru: Ahlaki yükümlülük nereden geliyor?
Deizmde Tanrı müdahale etmiyorsa, ahlaki kuralların yaptırımı yoktur. İyi davranan ile kötü davranan arasında kozmik düzeyde hiçbir fark yoktur. Nazi kamplarındaki zalim ile oradaki masum çocuk, ölümle birlikte tamamen eşitlenir. Kozmik adalet yoksa, ahlak sadece biyolojik bir refleks ya da toplumsal bir sözleşmedir. Toplumsal sözleşme ise görecelidir: Hangi toplumun sözleşmesi geçerli? Köleciliği onaylayan toplumun mu? İnsan kurban eden toplumun mu? Deizmin ahlakı yoktur; sadece ahlak taklidi vardır.
Euthyphro İkileminin Ötesine Geçmek
Platon'un Euthyphro diyaloğundaki klasik ikilem şudur: "İyi, Tanrı istediği için mi iyidir; yoksa iyi olduğu için mi Tanrı ister?" Teizm bu ikilemin ötesine geçer: Ahlak, ne Allah'ın keyfi iradesinden ne de Allah'tan bağımsız bir standarttır. Ahlak, Allah'ın zorunlu doğasının yansımasıdır. Allah, doğası gereği iyidir; bu yüzden iyilik ne keyfidir ne de Allah'a dışsal. Deizm bu zemini keserek ahlakı havada bırakır. Ortada ne ilahi karakter ne evrensel yasa ne de nesnel standart kalır. Geriye ahlaki nihilizm ya da öznel görecelilik kalır.
Tarihsel Tanıklık: İnsanlık Deizmi Seçmedi
İnsanlık tarihi boyunca hiçbir medeniyet, deist bir ahlak anlayışı üzerine inşa edilmemiştir. Bütün büyük medeniyetler, müdahale eden, emreden, cezalandıran ve ödüllendiren bir Allah anlayışına dayanmıştır. Bu tarihsel evrensellik, tesadüf değildir. İnsan, doğası gereği kozmik adaletin varlığını içgüdüsel olarak hisseder. "Mazlum haykırışı," evrenin bir yerinde duyulması gereken bir şeydir. Deizm, bu haykırışa sağır bir evren sunar.
BEŞİNCİ EKSEN: VAROLUŞSAL ÇÖKÜŞ
İnsan Fıtratı ve Deizmin Boşluğu
İnsanlık tarihinin her döneminde, her kültüründe ibadet, dua, ritüel ve Allah'a yönelme görülmüştür. Bu evrensel olgu, tesadüfle açıklanamaz. İnsan, yapısında kendinden üstün bir varlıkla bağ kurmaya yönelik bir donanım taşır. Deizm bu donanımı tanır ama susturur. Dua etmez, çünkü deistin Tanrı'sı duymaz. Secde etmez, çünkü Tanrı müdahale etmez. İstemez, çünkü istenecek biri yoktur. Ama insan fıtratı bu susturulmayı kabul etmez. Kriz anında, hastalıkta, ölüm döşeğinde, büyük kayıplarda insan ister istemez yalvarır. O an deizm çöker. Çünkü deistin Tanrı'sı o anda yoktur. Deizm, sadece rahat zamanların dinidir. Sağlıklı, güvenli ve konforlu bir hayat yaşayan insanın lüks bir entelektüel hobisidir. Varoluşsal sarsıntı anında, deist ya teiste dönüşür ya da ateiste.
Anlam Sorunu ve Deizmin Sessizliği
Varoluşun temel soruları şunlardır:
- Neden varım?
- Ne için yaşıyorum?
- Ölümden sonra ne olacak?
- İyilik neden önemlidir?
Deizm bu soruların hiçbirine cevap veremez. Çünkü vahyi, yani bu soruların cevabını içeren tek güvenilir kaynağı reddetmiştir. Geriye üç seçenek kalır:
Birinci seçenek: Anlam yoktur. Bu nihilizmdir.
İkinci seçenek: Anlam vardır ama bilinemez. Bu epistemik körlüktür.
Üçüncü seçenek: Anlam insanın kendisi tarafından üretilir. Bu subjektif göreceliliktir.
Hiçbiri "rasyonel kesinlik" üretmez. Deizm, insanı metafizik bir yetimhaneye terk eder.
Teolojik Yetimlik: Deizmin Varoluşsal Portresi
Deistlerin büyük çoğunluğu dindar geleneklerden gelmektedir. "Allah seni görüyor" mesajının baskısından kaçmak, ama Tanrı'yı tamamen silmeye cesaret edememek; işte deizmin psikolojik kökeni budur. Deizm, teist Tanrı'nın hayaletiyle yaşamaktır. Hayaletler gerçek değildir; zihnin projeksiyonudur. Deistin Tanrı'sı da bir projeksiyondur: Canlı, diri, konuşan Tanrı'dan geriye kalan sessiz siluet. Bu siluet, ne acıyı dindirir ne umut verir ne de anlam sunar.
ALTINCI EKSEN: MODAL ÇÖKÜŞ
Zorunlu Varlık ve Keyfi Kısıtlama Paradoksu
Burada sunduğumuz Modal Çöküş Argümanını şöyle formüle edebiliriz:
Deizm şu üç önermeyi aynı anda savunur:
P1: Allah zorunlu varlıktır (Vacibü'l-Vücud).
P2: Allah mutlak kudret sahibidir.
P3: Tanrı kesinlikle vahiy göndermez ve müdahale etmez.
Ama P3, P1 ve P2 ile modalitik olarak çelişir. Eğer Allah zorunlu varlık ve mutlak kudret sahibi ise, vahiy göndermek O'nun için mümkündür. Ve mümkün olan, zorunlu varlık tarafından gerçekleştirilebilir. P3, Tanrı'nın kudretine dışarıdan keyfi bir sınır çizmektedir. Bu ise Tanrı'nın mutlak kudretiyle çelişir. Formüle edilirse:
Eğer Allah mümkünse, O'nun iletişim kurması da mümkündür.
◇G → ◇(Revelation G)
Deizm bunu reddetmek için P2'yi zımnen kısıtlamak zorundadır. Ama P2'yi kısıtlayan deizm, artık "mutlak Allah"a değil; bazı şeyleri yapamayan ya da yapmayan sınırlı bir varlığa inanmaktadır. Sınırlı bir Tanrı, tanım gereği Tanrı değildir.
Zaman Paradoksu: Zorunlu Varlık Zamana Hapsedilemez
Deizm, "Tanrı önce yarattı, sonra çekildi" der. Bu ifade, Tanrı'yı doğrusal zaman akışına tabi kılar. Oysa zaman, madde ve mekânla birlikte yaratılmış bir boyuttur. Zamandan münezzeh olan bir varlık için "önce" ve "sonra" kavramları uygulanamaz. Tanrı için yaratma eylemi, "anlık bir geçmiş olay" değil; zamanın her noktasında geçerli olan zamansız bir var etme eylemidir. Deizm, Tanrı'yı zaman içinde düşünerek onu insanlaştırır. "Önce yarattı" derken Tanrı'yı tarihe gömer. Oysa tarihin içinde olan şey, Tanrı değil; yaratılmış olan şeydir. Deizm, Tanrı'yı zamana hapsederek onu yaratılmışların seviyesine indirger.
Ontolojik Amputasyon Tezi: Sentez
Tüm bu eksenlerin kesişim noktasında şu paradigma ortaya çıkar:
Deizm, Tanrı kavramını kelimesiyle koruyarak içeriğini sistematik biçimde söküp atar. Bu süreç beş aşamada gerçekleşir:
Aşama 1 — Vahyin kesilmesi: Tanrı konuşmaz. (Epistemik amputasyon)
Aşama 2 — Mucizenin kesilmesi: Tanrı müdahale etmez. (Nedensel amputasyon)
Aşama 3 — Ahlaki bağın kesilmesi: Tanrı yargılamaz. (Normatif amputasyon)
Aşama 4 — İlişkinin kesilmesi: Tanrı duymaz ve cevap vermez. (Relasyonel amputasyon)
Aşama 5 — Sürdürücü nedenin kesilmesi: Tanrı devam ettirmez. (Ontolojik amputasyon)
Bu beş kesim tamamlandığında geriye "Tanrı" kelimesinden başka bir şey kalmaz. Kelime boştur. Bu boş kelimeye "inanmak," inançtan çok bir dilsel alışkanlıktır.
YEDİNCİ EKSEN: DEIZM NEREYE VARIR?
İki Uç Arasında Kararsız Bir Atom
Deizm, mantıksal sınırlarına götürüldüğünde iki yönden birinde çözülmek zorundadır:
Birinci yön — Teizm: Nedenselliği, enformasyon teorisini, modal mantığı ve varoluşsal ihtiyacı sonuna kadar götürürseniz; her an yaratma halinde olan, vahyeden, adalet ve anlam sunan, müdahil Allah'a ulaşırsınız.
İkinci yön — Ateizm: Her türlü aşkınlığı, anlamı ve iradeyi sistemden kazımakta ısrar ederseniz; maddeden başka hiçbir şeyi kabul etmeyen ateizme/materyalizme düşersiniz.
Deizm bu iki kutbun ortasında durmaya çalışır. Ama bu, geometrik bir yanılgıdır. Müdahale ya vardır ya yoktur. "Biraz müdahale" diye bir kategori yoktur. Evrenin her an Tanrı'nın var etme iradesine muhtaç olduğu kabul edilirse teizme, reddedilirse ateizme gidilir. Ortada istikrarlı bir yer yoktur.
Deizmin Tarihteki Rolü ve Günümüzdeki Anlamı
Deizm, 18. yüzyıl Avrupa'sında kilisenin dogmatik baskısına karşı bir tepki olarak doğmuştur. Bu bağlamda tarihsel bir işlevi vardır: Dinî otoriteyi sorgulamak, aklın rolünü yeniden tartışmaya açmak. Ama bu tarihsel bağlam bugün geçerliliğini yitirmiştir. Modern analitik din felsefesi (Plantinga, Swinburne, Craig), kuantum fiziği, enformasyon teorisi ve modal mantık; deizmin dayandığı Newton'cu mekanik evren modelini çoktan geçersiz kılmıştır. Deizm bugün, 18. yüzyıl entelektüel atmosferinin fosilidir. Faks makinesini dijital çağda kutsamak gibidir.
Deizmin Gerçek Tanımı
Tüm bu çözümlemelerden sonra deizmi şöyle tanımlayabiliriz:
Deizm; Tanrı'nın varlığının getirdiği kozmik dehşeti kabullenemeyecek kadar dürüst, ama bir dine tabi olmanın getirdiği ahlaki sorumluluğu almayacak kadar kararsız olan modern zihnin felsefi antreposudur. Bu antrepoda Tanrı, ne canlı ne ölü; ne konuşan ne susan; ne müdahil ne tamamen gıyabi bir hayalet olarak durur. Hayaletlere tapınılmaz. Onlardan korkulur ya da onları görmezden gelirsiniz. Deizm de işte budur: Tanrı korkusundan kaçıp Tanrı'nın hayaletiyle yaşamayı tercih etmek.
Burada deizmin beş temel eksendе çöktüğünü gösterdik:
Ontolojik olarak: Tanrı'nın sıfatları sökülmüş, kelime kalmıştır.
Epistemik olarak: "Vahiy yok" iddiası kanıtlanamaz; akıl kendi meşruiyetini garanti edemez.
Kozmolojik olarak: Sürdürücü neden zorunludur; kuantum gerçekliği pasif Tanrı'yı çökertir.
Ahlaki olarak: Müdahalesiz Tanrı'da nesnel ahlak imkânsızdır.
Varoluşsal olarak: İnsan fıtratı, cevap vermeyen Tanrı'ya dayanamaz.
Ontolojik Amputasyon şunu ortaya koyar:
Deizm, Tanrı'yı beş aşamalı bir kesimle soyarak onu işlevsiz bir soyutlamaya dönüştürür. Bu sürecin sonunda ortada ne Tanrı kalır ne de Tanrı'ya gerek duyan bir insan. Yalnızca boş bir kelime ve o kelimeyi taşıyan kararsız bir zihin kalır. Gerçek felsefi dürüstlük şunu gerektirir:
Ya Allah vardır ve bu varlık; kişisel, müdahil, konuşan, adil ve her an yaratma halindedir — yani Teizm.
Ya da böyle bir varlık yoktur ve evren kör maddenin anlamsız dansıdır — yani Ateizm.
Bu iki seçenek arasında hayatta kalmaya çalışan deizm; mantığın, fiziğin, ahlakın ve varoluşun bütünleşik baskısı altında kaçınılmaz olarak çöker. Tanrı ya vardır ve her şeyiyle vardır; ya da yoktur. "Deizm, Tanrı'yı inkar etmez; O'nu öldürür. Ve bunu severek yapar."