8
Abi edasıyla dedi ki: “Bırak Songül denen çılgın kızı. Ondan sana delilik bulaşır.”
“Onunla ne alıp veremediğin var?”
“Bahçesinden birkaç salatalık alırken demediğini bırakmadı, çok ayıp etti.”
Ama sen bir sürü salatalık almışsın.
Ya kapılarına koyacaktım, toplamamışlar. Salatalıklar güneşle yanıp sararıp mahvolmaya başlamış.”
“İzin almadan toplamışsın. O hassas bu konuda.”
“Ama üç beş salatalık için söylenmez ağza alınmayacak laflar.”
“Sen konuşmayı biliyor musun ki?”
“E herhalde?”
“Söyle bakalım; kız diyelim perdeyi açık unuttu mesela, soyunuyor ya da giyiyor, sen evin dibine salatalık toplamaya gidiyorsun, başkasının aklına öyle şeyler gelir. Özrün kabahatinden beter!”
“Defol git!”
“Malın tekisin Yusuf! Bir kere bile bana güzel bir şeyler demedin. Saçın sıçan gibi olmuş demen sürekli çınlar kafamda, sen aklıma geldiğinde.”
“Sonra özür dilemiştim.”
Geçmedi. Sen konuşmayı bilmiyorsun. “Öğrensen iyi edersin!”
“Ya git işine! Bana kıçını göster desem iyi mi? Hep merak etmişimdir. Kesin çok güzeldir.”
Zeynep güldü: “Neyse uzatmayalım tartışmayı, birbirimiz kırmayalım.”
“Özür dilerim.”
“İşler nasıl gidiyor? Dertleri sonsuza dek bitirebilcen mi Bruce Lee?” Güldü.
“İşler sarpa sarıyor her zamanki gibi. Dümende yapılan en ufak hatayla gemi çok yanlış bir yere gidebilir Bermuda şeytan üçgeni. Ama hataları eksikleri kafaya takmamak şart. Üçlük basketleri kaçırsam da bu ara ikiliklerde şansım yüksek. Kendime güvendiğim süreç başarabilirim. Zamanı gelince hayatımın büyük devrimini yapacağım.”
Zeynep güldü.
“Neden öyle güldün?”
“Sen hep öyle dersin seni tanıdığım günden beri ama bir şey değişmez.”
“Şans da lazım değil mi. Doğru zaman gelecek. Yılmayacağım, En büyük illüzyon nedir biliyor musun; her şey aynı sıkıcılıkla ilerler ve yıllar sürer, böylece başaramayacağım illüzyonuna kapılırsın. Kendine olan güveni, amaca olan bağlılığını yitirirsin. Bunu kapılmayacağım.
Geçen gün kümese yeni bir tavuk getirdim. Sayıları elli olsa çok iyi olacak. Ama kaz işine merak sardım, kaz işinin güzel geliri var. Kaz tiridi meşhurdur; duymuşsundur. Geçende üç civcivi hastalıktan kaybettim. Deli gibi uğraşıyorum; ama öldüler. Yıkıldım resmen. Öte yandan kaz dayanıklı hayvan. Karda kışta yaşar. Büyük bir kümes yapmayı kafaya koydum.”
“Dilerim başarırsın.”
“Yine beni küçümseyen bakışı gördüm gözlerinin içinde.”
“Yapma Yusuf ya! Bugün terslik var sende.”
“Sende de bir tuhaflık var. Sanki sevgilinle buluşmaya gidecekmişsin gibi süslüsün. Makyaj yapmışsın?”
“Tavuk gibi pasaklı takılmak istemedim bugün.”
“Amerika işi ne oldu?”
Yok; Amerika’ya gitmem. Orası bana göre değil. Düşünsene birisi silahla etrafı taramaya başlarsa. Marketlerde bir sürü insan öldürülüyor. Okullarda. Herkesin silahı var. Çeteler, uyuşturucu. Orası güvenli değil. Sigortacılık sistemi berbat.
Diyelim ki ben Amerika’da yıllarca çalıştım ve emekli oldum. Ve evliyim. Ben trafik kazasında ölürsem emekli maaşım karıma kalmıyor. Bazı durumlarda kadın kocasının emekli maaşını şartlar uygunsa sadece 2 yıl alabiliyor. Düşünsene, kadın ev kadını diyelim. 60 yaşında. Kocası öldü. Kadın dımdızlak ortada kalıyor. Yani çalışmaya mecbur. Tonla Amerikan filmi var. ‘Amerikan rüyası’ diyorlar; ama bence Amerikan cehennemi diye bir şey var. Sistemleri vatandaşları soyup soğana çevirmek üstüne kurulu. Buradaki gibi değil sağlık sistemi. Paran yoksa ölürsün. Kimse seni tedavi etmez. Küçücük bir diş tedavisi için dünyanın parasını isterler. Orada kölelik düzeni var. Yani Amerika’ya gitmek, vatandaşı olmak en büyük aptallık.
Almanya’ya gitmeyi düşündüm. Onların sigortacılık sistemi daha aklı başında. Kaynak işinden anlarım. Hamburg’da gemi tersanesinde kaynaklı olarak çalışabilirim. Amcam orada 9 yıl çalıştı. Almanya’da devasa bir işçi açığı var. Ama orada da köle gibiymiş çalışma sistemi. Aklıma Kanada’ya gitmek düştü. Ama orada da fena geçen dört, altı aylık bir kış var. Oraya gidip on yıl kalıp geri dönsem, dönmeden o paraları ülkeye yollasam… sonra dönüş yapar bir iş kurarım. Çiftlik mesela. Dil sorunu var; ama dili öğrenmek çok kolay. Belki de gemi adamı cüzdanı çıkarıp bir gemiyle postu atarım oraya; kaçak olarak. Yurt dışı olacak diye bir şey yok. Burada et çok pahalı. Arazi alıp hayvancılık yapmak akla en mantıklı. Yurt dışında adamlar kilolarca et yer. Biz rüyamızda göremeyiz. Yurt dışına gidip bir halt beceremesem de başka yerler kültürler görmek insanı çok geliştirir. Ama taş yerinde ağırdır derler. Geçen yaz Samsun’da atık toplama işinde çalıştım. Orada çok değer verdiğim bir dost edindim, onunla kafa kafaya verdim, çok hızlı olduğum için bana ‘fırıldak’ lakabını taktı, sonra aramıza bir kafadar daha katıldı, pastanelerin, simit fırınlarının, restoranların attığı, atmak üzere olduğu yiyeceklerle beslendim. Çöpe atılan sağlam o kadar yiyecek olur ki… şaşarsın. Tazedir ya da gün sonunda mutlaka atılır. Gider isterim; istemediğim kadar verirler. İsraf akıl almazdır. Üç ay çalıştım; biri hamile iki inek aldım. Onlar da para kattı tabi. Atık toplama işine gideceğim yakın zamanda. Bu işte ilerleyip atık toplama deposu kurup iş adamı sınıfına yükseleceğim. Çünkü bu alanda bir açık var. Elime çok fazla mal geçer ve bir hurda tüccarına malı satmaktansa ben depo olurum ve atık fabrikasına aracısız mal satarım. Abinin bir kolu sakat. Traktörün altında kaldı. Hayvan işini geliştirirsek o bu işe bakar. O burada ben şehirde…el ele verirsek büyük işler yaparız. Sen de bir şeylere odaklansan iyi olur.”
“Okul bitsin düşünürüz.”
“Ohoo sen böyle diyorsan daha uyanamamışsın kızım! Hayat şartları zor. Çabucak elini, kafanı bir şeylere alıştır.”
“Olabilir. Senle atık toplarız belki.”
Yusuf güldü: Saçlarımı uzatmıştım. Saçlar omuzlarıma yeni yeni dökülmeye başlamıştı. Sakalım keçi türündendi. Atık topladığım yağmurlu bir gece üniversite mezunu bir genç selam verdi. Herhalde beni mülteci sandı. Hoşbeş ettik. Gel kardeşim bu gece bizim eve, yalvarıp yakarıyor, çöpten bulduğum ekmeği kemirdiğimi görmüştü; üzülmüş olmalı. Hayır diyeyim dedim; ama onu kırmak istemedim. Yarım saatliğine olur dedim. Gittim evine. Sitede yaşıyordu. Güvenlik ters ters baktı bana ve atık toplama aracını içeri almamak için başta çok direndi. Onuncu kattaki daireye çıktık. Çok şık süslü bir olgun bir kadın vardı, çok tatlı büyük




