"Yazmak, bir hayaletle güreşmek gibidir; kazansan bile, elinde kalan sadece soğuk bir boşluktur." Franz Kafka"

James Brown 8

Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup,

yazı resim

Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup,

8

“İş güç de yapamıyorum, beklemesem namussuz kediler gelip kapar, buraya köpeği bağlasam bağırıp durur. En iyisi sen otur şuraya; ufak bir iki işimi halledip geleyim.” “Olur.” Songül, kuş kümesinin yanında duran büyük sepeti alıp işe koyuldu. Sebze tarlasından olmuş ürünleri sepete doldurdu. Evin önüne gidip sebzeleri sofra bezinin üzerine serdi. Birkaç sefer daha yaptı. Ürünleri kasalara yerleştirdi, en güzel görünen ve sağlamlarını. İş bitti. Bir poşet de Zeynep için ayarladı. Zeynep’in yanına vardı. “Bunlar senin.” Zeynep, ona cebindeki gofreti uzattı. Ve domateslerden birini alıp üstüne sildi ve yemeye başladı. Güneşte ısınan domatesin tadı mükemmeldi ama buzdolabına konulunca soğuk yemek bir başka sihirdir. Songül kan ter içindeydi, Zeynep’in yanına oturmuş yerde gezinen kuşlara baktı ve havada takla atan kuşları seyretti. Çikolatalı gofreti süratle yiyordu. Ön dişlerinin ikisi kırıktı. Kuşlarla ilgili bir şey deyip güldü, Zeynep dişleri ve diş etlerini kaplayan çikolataya bakıp daldı. Çamursu, kısa ve karışık saçları vardı, gece onu bir kirpiyle karıştırabilirdi. Saçlarına özen göstermezdi, bir sinek kondu yüzüne, yüzünü kaşıdı. “Durumlar nasıl?” diye sordu Zeynep.

“Kuşlar olmasa burası çekilmez. Rutin köy hayatında başka ne halt yiyeyim. Sebzeleri ayarladım. Biri gelip alır; almazsa yarın pazarda satılacaklar. Verdiğin emeğe değmiyor. Asıl parayı kazananlar zincir marketler. Sustu, ya derin bir düşüncelere girdi ya da hiçbir şey düşünmüyordu, gözlerini gökyüzündeki kuşlara dikmişti.

Zeynep birkaç gün önceye gitti, Songül çökelekli poğaça, çay yapmış yemişlerdi. Duvarların badanası, boyası döküyordu, bir pencere camı bantlıydı. Pencere tülü eskimekten griye dönmüş dökülüyordu. İstenilmeyen ve acayip bir şey bu evi karanlık gibi kaplamış ya da evin nasıl göründüğü kimsenin umurunda değildi Çıplak, vahşi, çok sert bir gerçek bir türlü tatmin olmamı ve işleri daha karışık hale getirmek için bitip tükenmez bir çaba haline girmiş gibiydi evde. Televizyon açıktı. Sanki bir inek leşinden bir cıvıltı yayılmaya başladı. Televizyonda cinayetleri işleyen bir program vardı. Songül, poğaça yaparken programla ilgili bir şeyler söylüyordu. Zeynep ise programı vakit kaybı olarak görürdü, “bu kızdan bir şey olmaz” diye düşündü üzülerek. Songül program hakkında dalgasını geçmeye başladı. Zeynep, onun bu eğlendirici tarzını severdi, Ailesiyle ilgili bir şeyler anlatırken bu kez onlarla dalga geçiyordu. Hayatı, ailesi cici değildi

Songül, can sıkıcı olsa bile bunu çarçabuk unutturur ya da ört bas ederdi, canı sıkılmasın diye dalgasını geçiyordu her şeyle. Kafasına ne gelirse. Zeynep, mutfak tezgahının karşısında divanda oturuyordu. Eski divan biri burada ölmüş ve 80 gün kimse fark etmemiş gibi kokuyordu, bir keresinde bunu demişti. Songül gülüp; “sen evlenince yeni evinin bir eşyası olacak o divan. Beni, bu mutfakta kaç anımız var, sevecenlikle hatırlarsın.” Zeynep bir parmağıyla bir gözünün alt kirpiğine dokunup, ‘pışııııık’ demişti. Songül’ün suratı, en sert geçen kışların birinin gölgesi ya da ayak sesi gibiydi. Elleri pütür pütürdü, kalınlaşmış derisi katmanlaşmış, kalınlaşmıştı. Tarlada, bahçede bir yerlerde sürekli iş yapmaktan. Yine komik bir şeyler anlatmaya başladı.

Songül’ün gözleri kuşlardaydı. Eskiden böyle değildi Songül, isyan eden, sürekli başkaldırı halinde çok sinirli bir tipti, çılgın düşünceleri vardı, tarım işçiliği yapmaya başladığından beri farklılaşmıştı. Çılgın, dize gelmez vahşi at nasıl ehlileştirilmişse Songül de buna benzer biçimde, gerektiğinde zor kullanılarak, dayak atılarak dize getirilmiş gibi görünüyordu, aileden beş kişiyle çalıştığı yerden hasta olduğu için birkaç gün izinle gelmişti eve.

“İşler nasıl gitti?” “Köle gibi çalıştım; ne olsun.” Bununla ilgili komik bir şeyler anlatmaya girişti. Ama robot gibi konuşuyordu. Kalbi ve beyni alınmış gibi. Eskiden böyle işlerde çalışanlara; “kafasız” derdi, “başıma silah dayasalar yapmam bu işi.” Zaman çok şeyi değiştirir, geliştirir ya da yozlaştır. Zeynep, çok merak ederdi, o isyanlar ve çığlıklarında çok haklı kişilik nereye gitmişti, onu özlerdi. Pamuklaşmış, her denileni yapan, fikri yokmuş gibi hareket eden biri gelmişti yerine. O Kendine özgü ve çok tutkulu kız yok olup gitmişti birkaç sene içinde. O kendince fikirleri olan ilginç kızın yok oluşu Zeynep’i üzmüştü. Ama eskiden bu kadar komik değildi.

Bir zamanlar Ali kıran baş kesendi Songül. Şimdi vur eline; al lokmasını.

Yorumlar

Başa Dön